Bu soru genelde tek bir kelimeyle geçiştiriliyor: Abartı.

Oysa burada konuşmamız gereken şey, altının ne kadar yükseleceği değil; doların ne kadar değer kaybedeceği. Yani bu bir yatırım hikâyesi değil, küresel bir para düzeninin çözülme süreci.

Uzun yıllar boyunca bize şu ezber öğretildi:
“Kriz olursa dolar güçlenir.”

Üzgünüm ama bu ezber artık çalışmıyor.

ABD’nin borcu sürdürülemez bir noktaya gelmiş durumda. Faiz giderleri bile yeni borçla çevriliyor. Rezerv para olmanın sağladığı konfor, bugün avantaj olmaktan çıktı; başlı başına bir yük hâline geldi.

Şunu net söyleyelim:
Bir para birimi sınırsız basılıyorsa, bir devlet borçla borç çeviriyorsa, o para artık değer saklama aracı değildir.

Altın ise kimsenin borcu değil.
Kimsenin imzasını taşımıyor.
Ve kimsenin siyasi kararına bağlı değil.

Doğal koşullarda oluşmuş, binlerce yıldır güven üreten bir varlık.
İşte bu yüzden “Güvenli liman” diyoruz.

1971 yılında ABD, altın standardını terk etti. Dolar altınla bağını kopardı ve dünya tamamen karşılıksız para düzenine geçti. O gün bu adım “esneklik” diye pazarlandı. Bugün geldiğimiz noktada ise bu sistem bir bağımlılığa dönüştü.

2008 krizi…
Pandemi…
Savaşlar…

Her krizde aynı reçete uygulandı: Daha fazla para.

Ama kimse şunu sormadı:
“Bu basılan paralar geri toplandı mı?”

Hayır.
Sadece hepimizin cebindeki paranın satın alma gücü düşürüldü.

İşte bu yüzden altın 10 bin dolara çıkarsa, bu altının uçması olmayacak.
Bu, doların zayıflaması ve Merkez Bankalarından çıkışı olacak.

***

MERKEZ BANKALARI HER ŞEYİ SÖYLÜYOR

Aslında bu sürecin en net sinyali merkez bankalarından geliyor.

Çin, Rusya, Hindistan ve daha birçok ülke rekor düzeyde altın alıyor. Üstelik bunu sessiz sedasız yapıyorlar. Kendi bastıkları parayı değil, altını biriktiriyorlar.

Eğer merkez bankaları rezerv olarak dolara değil de altına güvenmeye başlamışsa, burada durup düşünmek gerekir.

Bu, 10 bin dolar senaryosunun altyapısıdır. Hayal değildir.

Dünya artık tek merkezli bir sistem istemiyor. Ticaret savaşları bunu netleştirdi. Ukrayna-Rusya savaşı sonrası Rusya’nın varlıklarına el konulması, herkesi tedirgin etti.

ABD ve Avrupa’nın son yıllarda attığı adımlar, fiilen yeni bir Doğu Bloku’nun oluşmasına yol açtı. Çin, Rusya, Hindistan ve hatta Türkiye gibi ülkeler bu ortamda güvenli liman olarak altına yöneliyor.

Bir de işin görünmeyen yüzü var:
Altın piyasası uzun süredir “kâğıt altın” üzerinden baskılanıyor. Fiziki karşılığı olmayan kontratlar fiyatı kontrol altında tutuyor.

Ancak fiziki talep arttıkça bu sistem sıkışıyor.

Bir noktada ya sistem kırılacak ya da fiyat sert biçimde yukarı ayarlanacak.

Her iki durumda da şunu bilin:
10 bin dolar senaryosu yumuşak bir geçişle gelmeyecek. Bir şokla gelecek.

Küçük bir hatırlatma:
1913’ten bu yana doların satın alma gücü yüzde 95’ten fazla eridi.
Altın ise dalgalansa da, günün sonunda değerini kaya gibi korudu.

Eğer bugün altın, doların ilk günkü alım gücünü yansıtıyor olsaydı,
zaten 10 bin doların çok üzerinde olacaktı.

* * *

SON SÖZ

Altın 10 bin dolar olduğunda mesele “Altın uçtu” değil, “Para sistemi çöktü ama biz hâlâ buna bir isim koyamadık” olacak.

Koca koca ekonomistler ne derse desin, ev hanımları bu konuda hiç yanılmadı:
Krizde altın her zaman en güvenli limandır.

Ve unutmayın…
Bu kez mesele fiyat değil, düzen.

Bu düzen değişirken altın, her zamanki gibi gerçeği söylüyor.