Şarkıcı Gülben Ergen'in eski eşi, yıllarca basında ve televizyonlarda çalışmış, muhabirlik ve yöneticilik yapmış olan gazeteci Erhan Çelik; Muhsin Yazıcıoğlu suikastı ile ilgili, Adalet Bakanlığının ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yeniden soruşturma başlatmasının ve davanın Ankara’da görüleceğinin açıklanması üzerine “Erhan Çelik Veri Odası” YouTube kanalında 21 Temmuz 2026 tarihinde yayınlanan 26.13 dakika süren “İlk kez göreceksiniz Muhsin Yazıcıoğlu düşen Helikoptere binmeye nasıl zorlandı” başlıklı, Muhsin Yazıcıoğlu suikastını ele alan program yayın yapmıştır.

Erhan Çelik’in alelaceleye getirdiği, hiçbir araştırma ve soruşturma yapmadan sadece sosyal medyadaki bazı haberlerden yola çıkarak yaptığı yayında bir çok yanlış bilgiler ve maddi hatalar vardı.
Erhan Çelik yaptığı yayında isimleri karıştırmış ( Fehmi ve Fehim ), olmayan ve yaşanmayan telefon görüşmelerini yaşanmış gibi anlatmıştı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun söylemediği sözleri ve yapmamış olduğu konuşmaları söylemiş ve yapmış gibi anlatmasına isimleri geçen kişiler tepki göstermişler; yaptığı yayının araştırmacı gazetecilikle bağdaşmadığını, masa başında hayal mahsulü yayınlar yaparak kendisini de küçük düşürdüğünü ifade etmişlerdir.

16 Mart 2009 günü yapılan Mardin Mitinginde BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile beraber olan, yaşananlara şahitlik eden dönemin BBP Genel Başkan Yardımcısı Araştırmacı Yazar Hakkı Öznur; yayını izleyen bazı dava arkadaşlarının kendisine yayındaki yanlışları ve bilgi kirliliğine yol açan hususları haber vermesi üzerine Erhan Çelik’in yayınını izlemiş.
Bu yayını izleyince bir çok yanlışlar ve maddi hatalar olduğunu, gerçeklerle ilgisiz anlatımlar yapıldığını görmüş. Özellikle Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili anlatılanların uydurma ve hayal mahsulü olduğunu tespit etmiştir.
Erhan Çelik yayında Sivaslı Fehmi Taştan ile Adıyamanlı Fehim Taştan'ı karıştırmıştı, Muhsin Yazıcıoğlu yayında ismi geçen Sivaslı Fehmi Taştan ile hiç görüşmediği halde onunla görüşmüşmüş gibi anlatmıştı. Hakkı Öznur. bu durumu düzeltmiş, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Fehmi Taştan ile değil, BBP Çağlayancerit Belediye Başkanı Mustafa Çolak ile telefonda görüştüğünü ifade etmiştir.
Öznur, ayrıca ,Erhan Çelik’in sanki şahit olmuş gibi anlattığı “Muhsin Yazıcıoğlu telefonu duvara fırlattı, telefon kırıldı” gibi bir olayın hiç yaşanmadığını, tamamen uydurma olduğunu ve Yazıcıoğlu telefon görüşmesi yaparken odada bir çok BBP yöneticisinin olduğunu ifade etmiştir.
Hakkı Öznur, Çelik’in dönemin Kahramanmaraş İl Başkanı ve Belediye Başkan adayıyla ilgili anlatımında maddi hatalar yaptığını, bu iki ismin görevlerini ve telefon görüşmelerini karıştırdığını ve onların söylemediği sözleri gerçekmiş gibi yayında anlattığını vurgulamıştır.

Hakkı Öznur, yayında yaptığı isim karıştırmasından dolayı Fehmi Taştan’dan özür dileyen Erhan Çelik’in telefonunu Fehmi Taştan’dan almış. Aldığı telefon numarası ile Erhan Çelik'i aramış, önce görüşememiş; daha sonra dolmuşla akşam üzeri evine giderken Erhan Çelik aramış. Erhan Çelik'e yayını izlediğini, bu konuyla ilgili konuşmak istediğini çünkü çok ciddi yanlışlar olduğunu, maddi hatalar yapıldığını ve bilgi kirliliğine yol açan ifadeler kullanıldığını söylemiş.
Kısa konuşma sırasında Muhsin Başkanın söylemediği sözlerin söylenmiş gibi anlatıldığını ifade etmiş, yapacağı yeni yayında bunları düzeltmesini istemiş: “Bizimle görüşseydiniz size doğruları ve gerçekleri anlatır, yayınınıza katkı yapar, yanlışlarla dolu yayın yapmanıza engel olur, doğru yayıncılık yapmanızı sağlardık.” demiş.
Ancak kısa bir görüşmenin ardından Erhan Çelik şu anda müsait olmadığını, işleri olduğunu, iki gün sonra kendisini arayacağını söylemiş. Ancak aramamış; döneceğini söylemiş, dönmemiş.
Hakkı Öznur, 2 ay boyunca defalarca kendisini aramasına rağmen dönüş yapmayan Erhan Çelik’e ulaşamayınca WhatsApp üzerinden iki kez yayınlaması için geniş bir metin göndermiş. Yayında ismi geçen insanların Erhan Çelik'i yalanladığı, anlattıklarının doğru olmadığını söyledikleri açıklamalara da gönderdiği metinde yer vermiş.
Erhan Çelik'ten Muhsin Başkan konusunda hassas olduklarını, Kırmızı Çizgileri olduğunu, onunla ilgili kısmın da mutlaka düzeltilmesini, gerçek dışı ifadelerin kaldırılmasını ve gerçekleri anlatan gönderdiği metnin kullanılmasını istemiş.

Bütün bunlara rağmen Erhan Çelik Hakkı Öznur’u aramamıştır. Ne arama yapmış ne İrtibata geçmişti. Öznur’un gönderdiği, yayınlamasını istediği yanlışları düzelttiği doğru bilgiler, verdiği metni yayınında bu güne kadar yayınlamamıştır. Düzeltme yapmamıştır. Erhan Çelik Gazetecilik ahlakına ve sorumluluğuna sahip ahlaki tavrı ve olgunluğu göstermemiştir.
Ayrıca yayında yorumladığı diğer konularla ilgili yakın politik tarihte yaşanan gelişmeleri (özellikle 28 Şubat Süreci, E-Muhtıra süreci, Menfur suikastler, 367 krizi, Yazıcıoğlu’nun askeri vesayete ve vesayetçi çevrelere karşı gösterdiği dik duruş, Ergenekon davası, Kumpasçı firari, Zekeriya Öz, Ramazan Akyürek ve Mehmet Eymür gibi istihbaratçılar, kullanılan ve tetikçilik yapan sözde gazeteciler, Muhsin Yazıcıoğlu’na ve BBP ye atılan iftiralar ,Ergenekon’da gizli tanık iftiraları vb.) konuları ele alan geniş bilgi veren geçen olayları kronolojik olarak anlatan belgesel nitelikte uzun bir açıklamada yapmıştır.
Öznur, yayında bazı cinayetlerden bahsedildiğini ancak bu cinayetlerle BBP'nin ve Alperen Ocaklarının ilgisi ve alakası olmadığını ifade etmiştir.
2006 - 2008 yıllarında işlenen menfur suikastlerin BBP’ye yıkılmak istendiğini, BBP'ye operasyon yapılmak istendiğini, Emniyet ve Jandarma istihbaratı tarafından “muhbir” olarak kullanılan bazı tipler üzerinden Muhsin Yazıcıoğlu’nun hedef alındığını, Muhsin Yazıcıoğlu’na kumpas kurulmak istendiğini, itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını söylemiştir.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun demokrasi dışı arayışlarda bulunan vesayetçi çevrelerle, bürokratik oligarşi ile mücadele ettiğini; hem 28 Şubat sürecinde hem 27 Nisan 2007 günü verilen E-Muhtıra sürecinde milli iradenin yanında yer alarak demokrasiyi savunduğunu, ülkemizi BAAS'çı darbeden kurtardığını söylerken o süreçte işlenen menfur suikastleri lanetlediğini ve bu cinayetlerin arkasında oligarşi ile bağlantılı iç ve dış mihrakların olduğunu, partisinin ve Alperen Ocaklarının bu cinayetlerle alakası olmadığını hep dile getirdiğini belgelerle ortaya koymuştur.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun 2007 yılında Cemaatin güç zehirlenmesi yaşadığını söylediğini; AKP hükümetinin desteklediği Cemaat mensubu polislerin, savcıların, hakimlerin kumpaslar kurduklarını, hukuk dışına çıktıklarını, bunun ileride ülkeye büyük sıkıntılar getireceğini önceden söylediğini ifade etmiştir.
Öznur ,AKP hükümetinin cemaat ve cemaatlerle kurduğu ilişkilerden dolayı onları arka bahçesi olarak gördüğünü; 2002-2014 yıllarında Cemaat/Hizmet hareketi dediği, birlikte hareket ettikleri, bugün ise FETÖ diye nitelendirdiği yapının 15 Temmuz 2016 kalkışmasında yer almasında AKP hükümetinin büyük suçu ve sorumluluğu olduğunu ifade etmiştir.
2006 -2008 yılları arasında yaşanan yayında bahsi geçen konularla ilgili, Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun yapmış yapmış olduğu açıklamaları, konuşmaları, tarihe not düşen bilge sözlerini de belgelerle ortaya koymuştur.
Hakkı Öznur’un Belgesel nitelikteki geniş ve uzun tarihe öneme sahip açıklamasının bir bölümü :
GAZETECİ ERHAN ÇELİK’E YAYINDA YAPTIĞI YANLIŞLARI VE YANLIŞ BİLGİLERİ DÜZELTMESİ VE YENİ YAPACAĞI YAYINDA DOĞRU BİLGİLERİ VERMESİ, HATALARLA DOLU YAYINDAKİ BÖLÜMÜN KALDIRILMASI VE ÇIKARTILMASI İÇİN GÖNDERİLEN YAZILI AÇIKLAMA
Erhan Bey,
Ben Hakkı ÖZNUR.
Kendimi bildim bileli Ülkücüyüm, Türk Milliyetçisiyim. Ülkücü Harekete 1975 yılının Ocak ayında semtimizde kurulan Dörtyol Ülkü Ocaklarına adım atarak katıldım. O tarihten bugüne 51 yıl geçmiş, 51 yıllık Ülkücüyüm.
Ülkücü Harekete karşı ABD'nin “Bizim Çocukları” tarafından yapılan, diktatör Kenan Evren’in liderliğinde Beşli Konsey tarafından gerçekleştirilen 12 Eylül darbesi olduğunda Mamak Askerî Cezaevindeydim.
Tahliye olduktan sonra, 1983'te kurulan MP’nin 1985'te MÇP'ye dönüşmesiyle MÇP'de siyaset yaptım. 7 Temmuz 1992 tarihinde MÇP'den istifa eden Muhsin Başkanın önderliğindeki dava arkadaşlarımızla “Yeni Oluşum” Hareketini başlattık.
Bu hareketin 29 Ocak 1993'te partileşmesiyle 2017 yılına kadar BBP’de siyaset yaptım. Kitap çalışmalarıma ağırlık vermem nedeniyle aktif siyaseti bıraktım. BBP’nin bütün kademelerinde şerefle görev yaptım. Parti kurulduktan sonra yıllarca MKYK üyeliği yaptım.
Şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın sağlığında Genel Başkan Yardımcısıydım; daha sonra onun yerine Genel Başkanlığa seçilen Yalçın Topçu’nun 12 Haziran 2011 Genel Seçimlerinde görevi bırakması sonrası kısa bir süre BBP Genel Başkan Vekilliği yaptım, ardından 6 yıl boyunca BBP YİK (Yüksek İstişare Kurulu) Başkanlığı görevini yürüttüm.
Yaklaşık 40 yıldır da fikir, kültür ve basın hayatının içindeyim. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in vasiyeti olan, Türkiye’de alanında tek olan “9 ciltlik Ülkücü Hareket” kitabını yazdım.
Başta 9 ciltlik “Ülkücü Hareket” olmak üzere 2 ciltlik “Derin Sol”, “Cahşların Savaşı”, “Ortadoğu’nun Cahşları”, “1993 Örtülü Darbe” ve 3 ciltlik Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı, “21. Yüzyılda Bir Alperen Muhsin Yazıcıoğlu” vb. gibi alanında başucu eseri olan, kaynak olarak kullanılan, istifade edilen kitapların yazarıyım.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşıyım. Dava arkadaşlarımızla birlikte suikastın peşindeyim; 17 yılı geçmesine rağmen suikastın peşini bırakmadık, bırakmayacağız.
Bu menfur suikastla ilgili yüzlerce yazı yazdım, anma törenlerine ve panellere katıldım, açıklamalar yaptım; hepsini sosyal medyada, yazılı ve görsel basında bulabilirsiniz. Anadolu’da ve Avrupa’da şehit liderimizle ilgili yüzlerce konferansa ve panele konuşmacı olarak katıldım.
Çekiç Güç’e, NATO’ya, BOP’a, BİP’e, Oslo görüşmelerine, PKK açılımlarına ve ihanet süreçlerine karşı çıktığı için küresel bir tertiple Muhsin Başkanımızın şehit edildiğini anlattım, anlatmaya devam ediyorum.
Şehit liderimiz Muhsin Başkanımızla cezaevinden çıktığı tarih olan 08.04.1987’den şehadetine kadar hep yanında ve yakınında bulundum. Her zaman birlikte ve beraber olduk. Birbirimizi çok severdik. Cennetmekân Şehit liderimiz “Hakkı Baba” diye hitap ederdi bana.
En güzel yıllarımız Muhsin Başkanlı yıllarımızdı, onunla birlikte Anadolu’yu karış karış gezdik.
Elim olayı duyunca dava arkadaşlarımızla dağlara çıktık. Keş Dağları'nda Alperen gençlerimiz ve dava arkadaşlarımızla birlikte yaptığımız arama kurtarmanın başındaydım; Cennetmekân Şehit Lider Muhsin Başkanımızın morgda naaşını gören ilk kişilerden biriyim. Şehitlerimizin cenazesini Kahramanmaraş’tan Ankara’ya biz getirdik.
MUHSİN YAZICIOĞLU SUİKASTINI ELE ALIRKEN ÇOK ÖZENLİ OLUNMALI, CİDDİ ARAŞTIRMA VE İNCELEME YAPILMALIDIR. HAYAL MAHSULÜ VE GERÇEK DIŞI OLAYLAR GERÇEKMİŞ GİBİ ANLATILMAMALIDIR
Muhsin Yazıcıoğlu suikastını aydınlatmak için yapılacak olan her doğru yayın, doğruların anlatıldığı, gerçeklerin doğru belgelerle, doğru bilgilerle ortaya konduğu her yayın ve haberler bizim için çok kıymetli ve çok değerlidir.
Bu tür gerçekleri anlatan her yayın ve programın başımızın üstünde yeri vardır. Doğru yayınlar, doğru haberler, gerçeklerin ortaya çıkmasına büyük katkı sağlar.
Gazetecinin ilk görevi gerçeği aramak ve olayları saptırmadan aktarmaktır. Her şeyden önce doğruluk esastır. Gazeteci, elde ettiği bilgiyi teyit etmeden yayınlamamalıdır.
Ahlak ve etik, gazeteciliğin vazgeçilmezidir. Ahlakını ve etik ilkelerini kaybeden yayın anlayışı toplumun güvenini de kaybeder.
Gazeteci olmak zor koşulları içerir. Keyfi yorum yapmak ahlaka aykırıdır. Çünkü haberi çarpıtır.
Gazetecilik zor bir meslektir. Ancak araştırmacı gazetecilik ve araştırmacı yazarlık bin kat daha zordur. Sabır gerektirir, Birikim gerektirir, özveri gerektirir, üretkenlik gerektirir, çok yoğunluk ve çok araştırma gerektirir. O yüzden bu mesleğin hakkını vererek tarihe not düşerek, çalışmak lazım.
Gazeteci haber yaparken titiz davranmalı haberinin doğruluğunu ve kaynağını mutlaka teyit ettirmelidir. Teyid edemediği ve doğrulatamadığı haberi asla kullanmamalı ve yayınlamamalıdır.
Gazeteci; bilgi, belge, veri veya görsel toplamak için yalnızca hakkaniyetli yöntemlere başvurmalı. Gazeteci, yalnızca kaynağını bildiği gerçekler doğrultusunda haber yapmalıdır.
Olayları, bilgileri, belgeleri ve gerçekleri çarpıtmamalıdır. Ancak, hiçbir araştırma ve soruşturma yapılmadan sadece bazı sosyal medya mecralarında yer alan, doğruluğu sorgulanmadan yapılan bazı yalan ve yanlış haberlerden yola çıkılarak yayınlar yapılması son derece sağlıksız ve faydasızdır.
Gazeteci, yayımlanmasından sonra hatalı olduğu ortaya çıkan bilgileri hızlı, açık, eksiksiz ve şeffaf bir biçimde düzeltmelidir.
Örneğin, 16 Mart 2009 günü Mardin’de yaşanan hadiselerin şahidi olmayan, ne yaşandığını bilmeyen bazı kişilerin hayal mahsulü ve gerçek dışı söylediklerinden, anlatımlarından yola çıkılarak yayın veya yayınlar yapılması tamamen bilgi kirliliğine yol açar ve suikastın aydınlatılmasına hiçbir faydası olmadığı gibi büyük zarar verir.
Şehit liderimizle ilgili yayınlar yapılırken çok dikkatli olunmalı; hayal mahsulü, gerçek dışı olaylar ve yanıltıcı bilgiler verilmemelidir.
Bunun için, Muhsin Yazıcıoğlu suikastı ile ilgili yazılı ve görsel medyada, sosyal medya mecralarında yayınlar yapan herkes; gazeteciler, araştırmacılar, çok ciddi araştırma yapmalıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu suikastı ile ilgili yayınlanan, bilgi ve belgelere dayanan, 21 Ocak 2011 yılında yayınlanan 782 sayfalık “Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu İnceleme Raporu”nu (C.D.D.K.İ.R.), dosyada yer alan binlerce sayfalık dokümanları, yayınlanmış çok sayıda iddianameleri, ifade tutanaklarını önce iyi okumalılar ve doğru bilgi edinmelidirler.
Konuyla ilgili devam eden davayı 17 yılı geçmesine rağmen yılmadan ve cesaretle takip eden Şehit liderimizin avukatları ile gerekirse şehitlerimizin aileleri ile şehitlerimizin dava arkadaşlarıyla konuşmalı, gerçek bilgilerle donanmalıdırlar ve ona göre gerçek ve doğru yayın yapmalıdırlar.
YAYININIZDA CİDDİ YANLIŞLAR, HATALAR VAR. “HAYAL MAHSULÜ” OLAYLARI GERÇEKMİŞ GİBİ ANLATIYORSUNUZ
Erhan Bey,
“Erhan Çelik Veri Odası” YouTube kanalında 21 Temmuz 2026 tarihinde yayınlanan 26.13 dakika süren “İlk kez göreceksiniz Muhsin Yazıcıoğlu düşen Helikoptere binmeye nasıl zorlandı” başlıklı, Muhsin Yazıcıoğlu suikastını ele alan programınız üzülerek ifade ediyorum, bazı vahim hatalarla ve bilgi kirliliğiyle dolu.
Özellikle yayınınızda, şahsım ve bazı arkadaşlarımızın ismini geçtiği, giriş kısmında yer alan (12:30 saniye süren) anlatımınız tamamen gerçek dışı ve asla doğru değildir.
Erhan Bey,
Yaptığınız yayındaki anlatımlarınızda, “olmayan telefon görüşmelerini olmuş gibi, yaşanmamış diyalogları” yaşanmış gibi anlatmışsınız. Özellikle Muhsin Başkan ile ilgili anlattığınız “telefonu duvara fırlattı, telefon kırıldı, telefon kırıyor” gibi hiç yaşanmamış olayı yaşanmış gibi anlatmanız gibi.
Yine anlatımınızda “Maraş İl Başkanı aradığında da diyor ki, "Yahu siz beni öldürecek misiniz?" İl Başkanı’na direkt bu ifadeyi kullanıyor.” diyorsunuz.
Şehit liderimiz Muhsin Başkan ile BBP Kahramanmaraş İl Başkanımız avukat Nedat Türk arasında bir görüşme olmamıştır.
İkisi arasında Çağlayancerit mitingi ile ilgili bir konuşma asla yaşanmamıştır. Muhsin Başkan’ın telefonla görüşmediği ve ona söylemediği sözleri söylemiş gibi anlatmanız akıl ve izan dışıdır. Gerçeklerle hiç alakası yok.
Çünkü biz Mardin’deyken ikisi arasında böyle bir telefon görüşmesi hiç yaşanmadı. Avukat Nedat Türk ile görüşseydiniz size gerçekleri anlatırdı. Ama sizin gerçeklerle alakası olmayan yayınızı izledikten sonra bana hep anlattı. Hem de sizi yalanlayan yazılı bir açıklama gönderdi.
Erhan Bey,
Yayınınızda diyorsunuz ki: “Hakkı Öznur Fehmi Taştan'ın aradığını söylüyor. Telefonu alıp Genel Başkan’a veriyor, Muhsin Yazıcıoğlu o telefonu alıyor duvara fırlatıp kırıyor. Fehmi Taştan'ın aradığını duyuyor ve Öznur'un telefonunu alıyor, karşısındaki duvara fırlatıyor ve kırıyor.”
Fehmi Taştan diye biri beni aramadı. Genel Başkanımızla da asla telefonla görüşmedi. Genel Başkanımız ne telefonu duvara fırlattı ne de telefon kırıldı. Böyle bir olay hiç yaşanmadı.
Genel Başkanımız, Muhsin Yazıcıoğlu, sizin anlatımınızda ismini verdiğiniz, Fehmi Taştan ile değil, Çağlayancerit adayı Mustafa Çolak ile telefon görüşmesi yaptı. Bu görüşme olurken başta ben olmak üzere bir çok dava arkadaşımız odadaydık.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşları olarak yaptığınız yayındaki yanlışlar, anlattığınız hayal mahsulü olaylar ve şehit liderimiz Muhsin Başkan ile ilgili anlattığınız “telefonu duvara fırlattı ve kırıyor” gibi asılsız, tamamen uydurma ifadeleriniz hepimizi, camiamızı derinden üzdü.
Sizin gibi tecrübeli bir gazeteci tam bir uydurma olan “telefon kırılma” konusunu araştırmadan ve doğrulatmadan nasıl gerçekmiş gibi, doğruymuş gibi yayında anlatır!
Yaşanmamış olayları ve yapılmayan telefon görüşmelerini yaşanmış gibi anlatmanız hiç doğru değil. Sizin gibi araştırmacı gazeteciye hiç yakışmadı.
Şehit liderimiz Muhsin Başkan telefonla görüşürken yanında, ben dâhil, pek çok dava arkadaşımız vardı. Hepsi hayatta. Keşke bizlerle görüşseydiniz.
Kendi ağzınızdan yaşanmamış telefon görüşmelerini ve diyalogları, aslı astarı olmayan görüşmeleri sanki doğruymuş gibi yayında anlatarak maalesef bilgi kirliliğine yol açtınız. Programınızın eleştiri almasına ve tepki çekmesine neden oldunuz.
Çünkü söz konusu olan, Kırmızı Çizgimiz olan Muhsin Yazıcıoğlu’dur. Yaptığınız yayında çok ciddi yanlışlar, karışıklıklar, maddi hatalar var. Bunları düzeltmeniz lazım. Doğruları yayınlamanız lazım.
BU YAYINI HAZIRLARKEN KEŞKE BENİMLE VE MARDİN’DE OLAN DAVA ARKADAŞLARIMIZLA GÖRÜŞSEYDİNİZ
Erhan Bey,
Beni hiç aramadınız, benimle hiç görüşmediniz. Ama yayında benimle görüşmüş gibi “söylemediğim, olmayan ve yaşanmayan telefon görüşmelerinden söz ediyorsunuz, beni şahit gösteriyorsunuz”. Bu doğru değil, sizin gibi tecrübeli bir gazeteciye yakışmamıştır.
Mardin’de olan dava arkadaşlarımızla hiç görüşmediniz. Olmayan telefon görüşmesini gerçekmiş gibi anlattığınız gibi “Şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın telefonu duvara fırlattığını, telefonun kırıldığını” iddia ediyorsunuz. Bu söylediklerinizin hepsi yalan ve gerçek dışı, böyle bir hadise hiç yaşanmadı. Erhan Bey, yaptığınız doğru yayıncılıkla bağdaşmıyor. Yayın ahlakına uymuyor. Etik değil, asla kabul edilemez.
Sizin yayınınızı izleyen, yayında ismi geçen arkadaşlar benimle irtibata geçtiler. Arkadaşlarımız yayınımızla ilgili bana yayında yapılan yanlışları düzelten, gerçekleri anlatan yazılı bir açıklama gönderdiler.
Sivaslı Fehmi Taştan ve Kahramanmaraşlı Bekir Kılıç ile telefonla da konuştum. Haklarında anlatılanların gerçek dışı olduğunu, doğru olmadığını ve tamamen uydurma olduğunu dile getirdiler.
Yayınınızda ismi geçen dönemin BBP Kahramanmaraş Belediye Başkan Adayı Bekir Kılıç 20 Ağustos günü, Sivaslı Fehmi Taştan ise 22 Ağustos günü bana yazılı bir açıklama göndererek yayınızdaki yanlışları anlatmış ve sizi yalanlamışlardır.
Yine dönemin BBP MKYK üyesi, Muhsin Yazıcıoğlu davasında Yazıcıoğlu ailesinin avukatlığını yapan, davayı titizlikle takip eden, peşini bırakmayan, hukukçu Kemal Yavuz, dönemin BBP Kahramanmaraş İl Başkanı Avukat Nedat Türk ve BBP Merkez İlçe Başkanı Hayrettin Arslanhan ve Elbistan İlçe Başkanı İbrahim Alagöz ile de ayrıca görüştüm.
Onlar da yaşananlarla ilgili bildikleri ve şahit oldukları olayları anlattılar. Yayındaki yanlışları, doğru olmayan anlatımları tek tek bana söylediler.
Mitingin yapıldığı 16 Mart 2009 günü Mardin’de olan MKYK üyesi Fehim Taştan, BBP Genel Başkan Yardımcısı, bugün Millî Yol Partisi Genel Başkanı olan Remzi Çayır, Ankara İl Başkanımız Hasan Hüseyin Bozok ve Batman İl Başkanımız Recep Er başta olmak üzere birçok dava arkadaşımızla da görüştüm. Onlar da, anlattıklarınızın gerçek dışı olduğunu, tamamen uydurma olduğunu bizzat ifade ettiler.
Erhan Bey,
Bütün dava arkadaşlarımız “ismi geçen bizlerle, Muhsin Başkan” ile anlattıklarınızın tamamen gerçek dışı olduğunu, anlatılanların doğru olmadığını, Fehmi Taştan diye biriyle telefon görüşmelerinin yaşanmadığını ve özellikle Muhsin Başkan ile ilgili anlatılan telefon hikâyesinin tamamen uydurma olduğunu ve Genel Başkanımızı küçük düşüren büyük bir saygısızlık ve terbiyesizlik olduğunu ifade etmişlerdir.
Programınızın gölgede kalması hiç iyi olmadı. Sizin gibi deneyimli ve birikimli bir gazetecinin bazı konularda yanlış bilgilendirilmesi ve yayında ciddi yanlış bilgiler aktarması, maddi hatalarda bulunması bizleri gerçekten üzdü. Önce video yayınınızda bahsi geçen konulardan biri olan Mardin Mitinginin öncesi ve sonrasını anlatmak istiyorum:
16 MART 2009 TARİHİNDE YAPILAN MARDİN MİTİNGİ
BBP Kadın Kolları Genel Başkanımız Fürüzan Tanrıkulu kardeşimiz Mardin’lidir. Mardin İl Teşkilatımızla birlikte Genel Merkezimize Mardin’de bir miting yapılması talebinde bulundular. Bunun üzerine Mardin seçim programına alındı.
Muhsin Başkan “Hakkı Baba Mardin Mitinginde beraber olalım. Sen 1 gün önceden gidersin, Ocakta bir konferans verirsin. Sonra miting hazırlıklarını ve çalışmalarını Mardin İl teşkilatımızla konuşur ve gözden geçirirsiniz. Mitingin yapılacağı alanı görürsün ve ona göre arkadaşlarla Miting alanını hazırlar ve düzenlersin” dedi.
Ben de, Genel Başkanızın isteği doğrultusunda Mardin teşkilatımıza da destek olmak için Ankara İl Başkanımızla görüşme sağladım. Sağ olsunlar onlar da Mardin Mitingine bizimle katılarak büyük destek verdiler.
15 Mart 2009 günü. Ankara’dan BBP Ankara İl Başkanı Hasan Hüseyin Bozok, Ankara İl yöneticilerinden Necmi Ketenci İmdat Dinçaslan ve BBP Kadın Kolları Genel Başkanı Fürüzan Tanrıkulu ve eşi eğitimci, Lokman Tanrıkulu ile uçakla Mardin’e gittik.
Burada Mardin BBP İl başkanı Erdal Bilen ve Alperen Ocakları Başkanı Murat Kırmızıoğlu ile Mardin BBP İl binasında bir araya gelerek şehit liderimiz, Genel Başkanımızın katılacağı miting ile istişarelerde bulunduk.
Akşam ise Mardin Alperen Ocaklarının davetlisi olarak Mardin'de “Ortadoğu” ile ilgili bir konferans verdim. Mardin Alperen Ocaklarının düzenlediği “Küresel Emperyalist Projeler, Oyunlar ve Türkiye” adlı konferans Mardin Öğretmenevinde yapıldı. Konferansa Mardinli gençler ve vatandaşlar büyük ilgi göstermişti. Konferans sonrası miting yerinde incelemeler yaptık. BBP bayraklarıyla, BBP pankartlarıyla miting alanını süsledik.
Ertesi gün öğlene doğru, Mardin Polisevinden arkadaşlarla yola çıkarak Mardin Havaalanına Genel Başkanımızı karşılamak için gittik. Mardin, Batman, Diyarbakır, ,Şırnak teşkilatımızla, Kadın Kolları Genel Başkanımız, Mardinli olan Fürüzan Tanrıkulu ve beraberindeki arkadaşlarımızla İstanbul’dan Mardin’e gelen Genel Başkanımızı karşıladık. Mardin Havaalanından konvoyla belirlenen program çerçevesinde yola çıktık. 60 araçlık konvoyla Kızıltepe, Savur ve Yeşilli ilçelerini gezdik. Mardinli vatandaşlarımız BBP konvoyuna, Sayın Genel Başkanımıza büyük sevgi gösterilerinde bulunmuştu.
Genel Başkanımız miting alanına geldi. Mardinli vatandaşlarımız büyük sevgi gösterisinde bulundular. Alan “Muhsin Başkan” sloganları ile inliyordu. Alanda 1500 civarında bir kitle vardı. Mardin gibi bir yerde katılım fena değildi. Mitingin açış konuşmasını Genel Başkanımız benim yapmamı istedi. Bunun üzerine ben kısa bir konuşma yaptıktan sonra sözü şehit liderimize bırakmadan önce “Şimdi Sayın Genel Başkanımız siz Mardinli hemşerilerimize, kardeşlerimize hitap edecektir” dedikten sonra Sayın Genel Başkanımız, Muhsin Başkanımız halka hitap etti.
Muhsin Başkan yaklaşık 1 saat süren, tarihi öneme sahip bir konuşma yaptı. İç ve dış siyasetle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Ekonomik konulara, yolsuzluklara, işsizliğe, pahalılığa ve tarım konusuna değindi; kamplaşmaya, kutuplaşmaya, cepheleşmeye dikkat çekti. Birlik ve beraberlik mesajları verdi.
YAPTIĞINIZ YAYINDAKİ YANLIŞLARINIZ VE GERÇEKLER
Erhan Bey,
Bekir Kılıç arkadaşımız BBP Kahramanmaraş İl Başkanı değil, Kahramanmaraş Belediye Başkan Adayımızdır.
Bekir Kılıç önce beni aramış, benimle görüşmüş, bu görüşme sırasında Sayın Genel Başkanımızla görüşmüştür. Bekir Kılıç Genel Başkanımızla Mardin mitingi bittikten sonra Genel Başkanımızın dinlenmek için geldiği Polisevinde konuşmuştur.
Bekir Kılıç Genel Başkanımızla Kahramanmaraş’taki seçim çalışmalarını ve söz konusu olan Çağlayancerit mitingini konuşmuştur.
Bekir Kılıç, Muhsin Başkan’a “Çağlayancerit mitingine katılacak mısınız? Adayın böyle bir aşırı isteği ve beklentisi var” der. Muhsin Başkan, Bekir kardeşimize “olumsuz cevap” verir.
Bekir Kılıç bunun üzerine “Sayın Genel Başkanım gelmeyin, haklısınız. Siz Sivas’a önem verin, biz burayı hallederiz” demiş. Bekir Kılıç arkadaşın sizin programınızdaki yanlışları düzeltmek için bana gönderdiği geniş yazıdan konuyla ilgili bölüm:
“Bu konuyla ilgili yaşadığım en önemli olaylardan biri, Muhsin Başkanımızla yaptığım telefon görüşmesidir. Muhsin Başkanımız Mardin mitingi için Mardin’de bulunduğu sırada, ben de Kahramanmaraş İl Belediye Başkan adayı olduğum için Genel Başkanımızla görüştüm. Telefonda selamlaştıktan sonra bana, Çağlayancerit programı ve helikopter meselesiyle ilgili olarak son derece rahatsız olduğunu ifade etti.
Bana özetle helikopterle gitme fikrini doğru bulmadığını, Çağlayancerit adayının istifa etmekle tehdit ettiğini, bunun kendisi açısından kabul edilebilir olmadığını ve Sivas’taki seçim çalışmalarına daha fazla önem vermek istediğini söyledi. Ayrıca programlarının kendisini çok yorduğunu, kendisinin de insan olduğunu ifade etti.
Erhan Çelik anlatımında diyor ki, Muhsin Başkanımız bana “Bekir, kapat telefonu yoksa, kalbini kıracağım." demiş. Bu tamamen uydurma. Erhan Çelik’e, Kim anlatmışsa ona yalan söylemiş.
Erhan Çelik, Muhsin Başkanımızın ağzından çıkmayan ve söylemediği sözleri, araştırmadan ve bizlere sormadan, gerçekmiş gibi yayında anlatmıştır. Büyük yanlış yapmıştır.
Erhan Çelik verdiği gerçek dışı bilgilerle son derece yanlış yayın yapmıştır. Gazetecilik ahlakını çiğnemiştir. Yaptığı sorumlu gazetecilik anlayışıyla bağdaşmıyor.
Tekrar ediyorum Şehit liderimiz, Muhsin Başkan bana böyle bir ifade asla kullanmadı. Genel Başkanımız hiçbir dava arkadaşına böyle bir üslup kullanmaz!
Dava arkadaşlarını incitmez, kalplerini kıracak ifadeler asla kullanmaz’ Bunu. Muhsin Yazıcıoğlu’nun bütün dava ve yol arkadaşları bilir.
Yine konuşma sırasında Muhsin Başkanımızın şu anlamdaki sözlerini özellikle hatırlıyorum: 'Beni öldürecek misiniz diye soruyorum, kimse cevap vermiyor. Bu helikoptere binme işi güvenli değil diyorum, kimse dinlemiyor' dedi. Muhsin Başkanımıza Çağlayancerit’e gelmesine gerek olmadığını, kendisinin de ifade ettiği gibi Sivas’ın çok daha önemli olduğunu ve zamanını Sivas’ta geçirmesinin daha doğru olacağını söyledik. Muhsin Başkanımız ise Çağlayancerit’e gelmesi yönünde kendisine çok fazla baskı yapıldığını söyledi.
Muhsin Başkanla görüşmemizi, Çağlayancerit programına gelmemesi yönündeki tavsiyemizi yineleyerek sonlandırdık. Mardin mitingine katılan ve Genel Başkanımıza eşlik eden Hakkı Öznur Başkanla da görüştüm. Hakkı Öznur Başkan ile ikimiz 'Muhsin Başkanımızın Çağlayancerit'e gitmesine karşı çıktık.'
Hakkı Başkanımız da ben de, 'Genel Başkanımıza Çağlayancerit'e gelmeyin, çok önemli değil. Sivas daha önemli, Sivas'ta kalmanız, seçim çalışmalarını orada sürdürmeniz daha doğru' dedik.
Genel Başkanımızla telefon görüşmesi sırasında yanımda dönemin MKYK üyesi İbrahim Alagöz, Kahramanmaraş Merkez İlçe Başkanı Hayrettin Arslanhan ve İl Genel Meclisi üyesi adayı Mehmet Ali Saman da bulunuyordu. Telefonu kapattıktan sonra yanımdaki arkadaşlarıma Muhsin Başkanımızın moralinin çok bozuk olduğunu, programını hazırlayanlara ve yaşananlara çok kızgın olduğunu söyledim.”
Erhan Bey,
Bekir Kılıç yayınınızda ifade ettiğiniz “Bekir kapat telefonu yoksa kalbini kıracağım” diye bir sözü, Genel Başkanımızın kendisine söylemediğini bana hem telefonla yaptığımız görüşmemizde hem de gönderdiği yazılı açıklamada ifade etmiştir.
BBP KAHRAMANMARAŞ İL BAŞKANIMIZ AVUKAT NEDAT TÜRK GENEL BAŞKANIMIZLA TELEFONDA ASLA GÖRÜŞMEMİŞTİR
Erhan Bey,
İkinci yanlışınız Kahramanmaraş İl Başkanımız avukat Nedat Türk ile anlattıklarınızdır.
Sizin anlatımınız:
“Muhsin Yazıcıoğlu Çağlayancerit için aranmaktan bıkıyor. Maraş İl Başkanı aradığında da diyor ki, "Yahu siz beni öldürecek misiniz?" İl Başkanı’na direkt bu ifadeyi kullanıyor”
Bu yanlışlarla dolu yayını izleyen dava arkadaşlarımızdan, dönemin BBP İl Başkanı Avukat Nedat Türk ile de telefonda bir çok kez görüştük. En son 5 Eylül 2026 günü bana şunları anlattı:
“Hakkı Başkanım Erhan Çelik yalan söylüyor. Anlatımı doğru değil. Kim veya kimlerle görüşmüşse kendisine yanlış bilgi vermişler. Yayında, Şehit liderimiz, Genel Başkanımızla yapmadığım telefon görüşmesini yayında yapılmış gibi, gerçekmiş gibi anlatmış ve büyük yanlış yapmıştır.
Bu yaptığı ahlaki değildir. Yayıncılık ahlakı ile araştırmacı gazetecilikle hiç bağdaşmıyor. Gerçek gazetecilik yapsaydı yayında ismi geçen bizleri arar bizler de kendisine doğru bilgiler verirdik. Yapmış olduğu yayında yanlış bilgiler vermesine de engel olurduk.
Ancak Erhan Bey bunu yapmamış, kolaya kaçmış araştırmadan, sormadan kimseyle görüşmeden kendi kendine hayal mahsulü bir yayın yaparak bilgi kirliliğine sebep olmuştur.”
Değerli dava arkadaşımız, ülküdaşımız Avukat Nedat Türk ayrıca aynı gün bana yazılı bir açıklama göndererek Erhan Çelik’in yayındaki yanlışlarını ortaya koymuştur:
Gönderdiği açıklama:
“2005-2009 yıllar arasında Kahramanmaraş İl Başkanıydım. 2009 seçimlerinden önce Mustafa Çolak AKP Çağlayancerit ilçe başkanıydı. Depremde rahmetli olan partilimiz Şaban Uçar bu kişiyi yanıma getirdi ve AKP'den istifa edip bize katılacağını belirtti. Ben de arkadaşlarla görüştüm ve kabul ettim.
Mustafa Çolak yapılacak belediye seçiminde Çağlayancerit’ten aday olmak istediğini belirtti. Hatta o günlerde, Genel Merkezin Ankara Kızılcahamam’da 8 Nisan 2008 günü düzenlediği, hem yaklaşan yerel seçimleri hem ülke gündemini hem de parti faaliyetlerini ele alan geniş kapsamlı bir kampı vardı.
Ben, MKYK üyesi Kemal Yavuz, eski İl Başkanı İbrahim İmalı, MKYK üyesi Fehim Taştan ve Mustafa Çolak ile bu kampa katıldık. Burada rahmetli Genel Başkanımız Mustafa Çolak’a rozet taktı.
Kızılcahamam kampında öğle yemeğinde Şehit liderimizin koruması gelip beni Muhsin Başkanın çağırdığını söyledi. Ben de gittim, Mustafa’yı da al bizim masaya otur dedi. Ben de Mustafa Çolak ile konuşmak istediğini düşündüm. Yanımdaki boş sandalyeye Mustafa’yı oturttum, ben de yakın yere oturdum.
Biraz Genel Başkanımız ile Çolak sohbet ettiler. Mustafa Çolak seçimde aday olacağını, son hafta Cuma günü miting yapacağını, özellikle Cuma günü olmasını, Cuma günü Çağlayancerit’in halk pazarı olduğunu, mitinge Genel Başkanımızın gelmesi halinde seçimi kazanacağını söyledi.
Rahmetli Genel Başkanımız da programa göre gelebileceğini söyledi. Bu defa Mustafa Çolak “program sıkışık olursa helikopter bile tutarım” dedi.
Bir akşam Türkoğlu’ndan Kahramanmaraş seçim bürosuna geldim. Merkez İlçe Başkanı Hayrettin Arslanhan kapıdaydı. Çok kötü şeyler oluyor, Muhsin Başkan mitinge gelemiyor, Mustafa Çolak istifa edecek dedi.
MKYK üyesi Fehim Taştan helikopter kiralaması bile gündemde yokken, helikopter firması ile telefonla görüştüğü kayıtlarda çıkmıştır. Bunu, Muhsin Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz’un ofisinde Kemal Yavuz kayıtlarda bize gösterdi.
Bir süre sonra Fehim Taştan benim ofise gelip Çağlayancerit adayı Mustafa Çolak ile telefonda görüşüyordu. Mustafa’dan helikopter için para istiyordu. Mustafa Çolak 8 bin lira civarındaki parayı bana Ziraat Bankası Kahramanmaraş şubesine gönderdi. Ben de parayı çekip Fehim Taştan’a verdim. Merkez ilçe başkanımız Hayrettin Arslanhan da parayı Genel Merkeze gönderdi.
Ben seçim sürecinde Türkoğlu ilçesindeyim. Bu İlçeden Belediye başkan adayıydım ve daha çok orayla ilgileniyordum. Akşamları Kahramanmaraş’taki seçim bürosuna geliyordum. Yerime rahmetli Mehmet Taşçı bakıyordu.
O dönem şehit liderimiz Muhsin Başkanı ben hiç aramadım ve asla görüşmedim. Görüşsem, görüştüğümü söylemekten asla çekinmem. Ben, Sayın Genel Başkanımızla, şehit liderimizle her zaman görüşen bir İl Başkanıyım.
Bazen Sayın Genel Başkanımız beni arar, parti çalışmalarıyla ilgili. Bazen de ben arardım. Parti çalışmalarımızla ilgili, düzenlediğimiz programlarla ilgili bilgi vermek için.
Erhan Çelik anlatımımda diyor ki “Maraş İl Başkanı aradığında Muhsin Yazıcıoğlu diyor ki, "Yahu siz beni öldürecek misiniz?" İl Başkanı’na direkt bu ifadeyi kullanıyor”
Erhan Çelik’in anlatımı tam bir uydurma ve kocaman bir yalan! Böyle bir telefon görüşmesi ve diyalog hiç yaşanmadı. Ben, Sayın Genel Başkanımızı ne aradım ne de o beni aradı. Kendisiyle aramızda böyle bir konuşma hiç geçmedi.
Erhan Çelik’in anlattıkları tam bir hayal mahsulü. Böyle ciddiyetsiz, seviyesiz ve gerçek dışı anlatımlarla dolu bir yayıncılık, Muhsin Yazıcıoğlu davasına fayda değil, zarar verir ve öyle de olmuştur.
Ben sadece, Genel Merkez’de seçim programını yapan Genel Sekreterlikten, Seçim İşleri Başkanlığından Çağlayancerit mitingini Cuma gününe, 27 Mart gününe almalarını istedim. Çağlayancerit adayımız mitingin Cuma günü olursa çok kalabalık olacağını bana söyledi.
İnternette partinin sayfasında Çarşamba olduğu yazılmış, Çağlayancerit adayı Mustafa Çolak da bana söyledi. Ben de Genel Merkezi aradım yöneticilerle görüştüm. Onlara, “Niye Çarşamba’ya aldınız” dedim. Genel Merkezdeki arkadaşlar “Program bu şekilde helikopter tutulacak” dediler. Çağlayancerit mitingini Cuma gününe almadılar. Ben de adayımız Mustafa Çolak’a durumu anlattım.
Genel Başkanımızı, Kahramanmaraş’tan arayan oldu mu?, kim aradı? ne konuştular hiçbir bilgim yok. Sadece MKYK üyesi Fehim Taştan bana geldi “Muhsin Başkan Çağlayancerit’e gelemeyecek. Ben Mardin’e gidip Genel Başkanımızla görüşeceğim, Gelmezse aday Mustafa Çolak istifa edecek” dedi.
Ben de, “Genel Başkanımız gelmiyorsa mutlaka bir nedeni vardır. Sivas çok önemli. Gelmiyorsa sana ne oluyor boş ver” dedim. Ama Fehim Taştan arkadaş beni dinlemedi, Mardin’e yine de gitti. Fehim Taştan, Mardin'de Genel Başkanımızla ve diğer dava arkadaşlarımızla Çağlayancerit mitingine katılması için görüşmüş. Ancak, hem Şehit liderimiz Genel Başkanımız hem Hakkı Başkan hem Hasan Hüseyin Başkan olumsuz cevap vermişler. Genel Başkanımızın Çağlayancerit mitingine katılması için ısrar eden Fehim Taştan’a çok kızmışlar. Her ikisi de Fehim Taştan’a şunları söylemişler:
“Şu Çağlayancerit işini bırak. Artık ısrar etme. Genel Başkanının önceliği Sivas, Sivas’a büyük önem veriyor”
Tekrar söylüyorum: Gazeteci Erhan Çelik yayınında düzeltme yapmak zorundadır. Yanlışları düzeltip bizim söylediklerimizi yayınlamalı ve yayınlamak zorundadır. Gazetecilik ahlakı da bunu gerektirir.”
Dönemin Kahramanmaraş Merkez İlçe Başkanı Hayrettin Arslanhan ise bana gönderdiği 19 Ağustos 2026 günkü açıklamada Helikopter İçin Yapılan Görüşmeleri şöyle anlatıyor:
“Fehim Taştan beni aradı:
“Nedat Başkan’ın bürosuna gelir misin?” dedi.
Ben de “Evet.” dedim ve gittim.
Orada sohbet ederken Fehim Taştan Mustafa Çolak Başkanı aradı. Helikopter için para talebinde bulunuldu.
Mustafa Çolak toplam tutarın ne kadar olduğunu sordu.
Fehim Taştan:
“Helikopterin fiyatı belli ama bize Kahramanmaraş ayağına ne kadar düşeceği şu an belli değil. İkiye veya üçe paylaşılacak. Netleşsin, ben seni ararım.” dedi.
Mustafa Çolak, 8 milyon TL’yi Avukat Nedat Türk’ün hesabına gönderdi. Nedat Türk, Fehim Taştan ve ben, Hayrettin Arslanhan, parayı bankadan çektik. Para, genel merkezin vermiş olduğu hesap numarasına yatırıldı.”
MARDİN’E HİÇ GELMEYEN SİVASLI FEHMİ TAŞTAN İLE MKYK ÜYESİ FEHİM TAŞTAN’I KARIŞTIRMIŞSINIZ
Erhan Bey,
Size verilen ve doğruluğunu araştırmadan yayında verdiğiniz yanlış bilgilerden dolayı "Fehmi" ile "Fehim"i birbirine karıştırmışsınız. Fehmi Taştan diye birinin varlığından sizin yayınınızı izledikten sonra haberdar oldum.
Sivas BBP kurucularından, Merkez İlçe Başkanlığı ile 1995-1996 ve 2001-2003 yıllarında Sivas BBP İl Başkanlığı yapan, davamıza ve hareketimize büyük hizmetler yapmış olan şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın dava ve yol arkadaşlarından Erol Çelik Ülküdaşımız da beni telefonla aradı. Erol Çelik Başkan sizin programınızı izlemiş, beni arayarak "Gazeteci Erhan Çelik, 'Fehmi Taştan ile Fehim Taştan'ı karıştırmış" dedi. Erol Çelik ülküdaşımız telefonda bana şunları söylemiştir:
“Erhan Çelik isimli gazeteci Şehit liderimiz Muhsin Başkanla ilgili bir video yayını yapmış. Hakkı Başkanım yayında sizden de bahsediyor. Sanki sizinle görüşmüş gibi sizi de telefon görüşmelerinde şahit olarak gösteriyor.
Yine benim de okul yıllarında arkadaşım olan, 31 Mart 2019 seçimlerinde ve 30 Mart 2024 yerel seçimlerinde BBP’den belediye meclisi üyesi seçilen, bir dönem Sivas Belediyesinde Başkan Vekili olarak görev yapan, daha sonra istifa eden Fehmi Taştan ile Fehim Taştan’ı birbirine karıştırmış. Hakkı Baba bu nasıl gazetecilik? Araştırmadan, incelemeden, sizinle Mardin’de olan arkadaşlarla görüşmeden nasıl böyle gerçek dışı, doğru olmayan yayın yapıyor? Bu yaptığı gazetecilik değil, itibar suikastıdır.
Hakkı Baba, Fehmi Taştan arkadaşımız böyle bir yayına isminin karıştırılmasından dolayı son derece rahatsız; kendisine itibar suikastı yapıldığını ve kendisinin hedef gösterildiğini söylüyor.”
Ben de Erol Çelik Ülküdaşımıza Fehmi Taştan isimli bir kişinin varlığını yayını izledikten sonra öğrendiğimi, gazeteci Erhan Çelik’e birilerinin yanlış bilgiler vererek yanlış yönlendirmiş olduklarını söyledim. Gazeteci Erhan Çelik’i basından ismini bildiğimi, kendisiyle bir tanışıklığım ve hukukumun olmadığını, kendisiyle hiçbir zaman görüşmediğimi söyledim.
Yayını izledikten sonra üzüldüğümü, keşke beni ve Mardin’de olan dava arkadaşlarımızı arasaydı, böyle yanlışlarla dolu bir yayın yapmaz, zor duruma düşmezdi dedim.
Erol Çelik kardeşime “Keşke o yanlışlarla, maddi hatalarla dolu, bilgi kirliliğine yol açan o yayını yapmadan bizimle irtibata geçseydi; doğru bilgiler verir, doğru yönlendirirdik. İnşallah hatasından geri döner, bir özür yayını yapar” dedim.
Erol Çelik Başkan, bana Fehmi Taştan ile bir görüşmemi, isminin karıştırıldığı olayı ondan dinlememi istedi. Fehmi Taştan arkadaşın telefonunu vererek bir aramamı ve kendisine moral vermemi istedi. Fehmi Taştan’ı aradım. Kendisiyle görüştüm. Görüşmemizde kendisi çok üzgündü. Kendisine, “Gazeteci Erhan Çelik’in kendisine verilen yanlış bilgilerle MKYK üyesi Fehim Taştan ile sizi karıştırdığını” söyledim.
O da “Evet başkanım, aynen öyle” dedi. “Ben sizi Şehit Liderimiz Muhsin Başkanın dava ve yol arkadaşı, Alperenlerin ağabeyi olarak biliyorum. Sizinle çok yakın bir hukukumuz ve tanışıklığımız yok, gıyaben sizi tanıyorum. Ben ne sizi aradım ne Şehit liderimiz, Genel Başkanımızı aradım. Mardin mitinginden hiç haberim yok, böyle bir mitingin varlığını da yeni duydum. Bu gerçek dışı haber üzerine Erhan Çelik’e bir düzeltme yazısı gönderdim, o da bir özür yayını yaptı.
Ona gönderdiğim açıklamayı size de gönderiyorum:
‘Şehit liderimiz için araştırma haberciliği yapan Erhan Çelik, Adıyamanlı siyasetçi olan ve şahsıma yakın isim benzerliği yüksek olan Fehim Taştan'ı kastederken yanlış araştırma neticesinde ilgili haberde şahsımı anmıştır. Şahsımın Büyük Birlik Partisi ile geçmişi ise 2019 mahalli seçimlerinde başlamıştır. Bu isim karışıklığını fark eden Gazeteci Erhan Çelik, ilgili hatalı haberden kaynaklı kamuoyundan ve şahsımdan özür dilemiştir. Şehit liderimize bu vesile ile Allah'tan rahmet diliyor, kanayan yaramızın gerçek failler bulunarak adalete teslim edilmesini temenni ediyorum. 5 Ağustos 2026”
Fehmi Taştan gibi Sivas’ta yaşayan, ne Genel Başkanımızla ne benimle ne diğer dava arkadaşlarımızla asla görüşmemiş birinin ismini hiçbir araştırma yapmadan yayında vermeniz; onu Sivas gibi hassas bir şehirde bir taraftan itibarsızlaştırırken bir taraftan hedef haline getirmiştir. Araştırmadan, sormadan böyle bir yayın yapmanız hoş olmamıştır.
“Fehmi Taştan” dediğiniz kişi Sivas’ta oturan Sivas Bağımsız Belediye Meclis üyesidir; partimizin önde gelen isimlerinden biri değildir. Hiçbir zaman Mardin’e gelmemiştir. Ne Genel Başkanımızla ne de benimle telefon görüşmesi yapmamıştır.
Bu anlattığınız tamamen hayal mahsulüdür. Ne şehit liderimizle ne benimle ne de Mardin’deki arkadaşlarımızla bu şahsın hiçbir teması olmamıştır. Kendisini sizin yaptığınız yayından sonra yaptığımız telefon görüşmesiyle tanıdım. Kendisi ile hiç yüz yüze görüşmedim.
Erhan Bey,
Videoda birkaç yerde beni şahit göstererek Sivaslı Fehmi Taştan ile telefon görüşmelerinden bahsediyorsunuz. O telefon görüşmeleri yaşanmadı.
Fehmi Taştan ne beni ne de Şehit liderimizi aradı. Ben Fehmi Taştan ile ne görüştüm ne konuştum. Tanıdığım, bildiğim, hukukum olan biri değil. Fehmi Taştan ne Genel Başkanımızı telefonla aradı ne onunla konuştu. Fehmi Taştan diye birinin varlığından ben dâhil çok sayıda dava arkadaşımız sizin yayınınızla haberdar olduk.
Yayınınızda sanki oradaymışsınız gibi “Fehmi Taştan 3-4 gün Muhsin Yazıcıoğlu’nu sürekli arıyor. Yazıcıoğlu sürekli meşgule alıyor, telefonları açmıyor” diyorsunuz. Ardından, Hakkı Öznur’un anlattığına göre, “Fehmi Taştan Hakkı Öznur ile görüştü, o da telefonu Muhsin Yazıcıoğlu’na veriyor” diyorsunuz.
Erhan Bey,
Ben sizinle hiç görüşmedim. Size tam bir yalan olan, sizin de büyük yanlışa düşmenize neden olan bu gerçek dışı telefon olayını kim söylemişse, size de kötülük etmiş ve yayınınızın ciddiyetine zarar vermiştir.
Benim ismimi vererek, benim söylemediğim sözleri sanki söylemişim gibi anlatmanız beni derinden üzmüştür. Sizin gibi bir gazeteciye yakışmamıştır. Yalanı, gerçekmiş gibi yayını izleyenlere sundunuz. Yazık, çok yazık!
Nasıl, hiçbir zaman olmamış ve yaşanmamış ve tamamen uydurma olan telefon görüşmesini gerçekmiş gibi anlatırsınız!
Yine “Fehmi Taştan aradı. Muhsin Yazıcıoğlu telefonlara çıkmadı” diyorsunuz. Fehmi Taştan, Muhsin Yazıcıoğlu’nu hiç aramadı. Telefonlara çıkmama gibi bir durum söz konusu değildir.
Muhsin Başkan müsait olursa arayan bütün dava arkadaşlarının telefonuna çıkar ve onlarla konuşur.
Erhan Bey, Genel Başkanımız naif ve nezaket sahibi biridir. Müsait ise telefonlara bakar; müsait değilse kendisi bizzat daha sonra arar. Fehmi Taştan hiçbir zaman Genel Başkanımızı aramadı, böyle bir olay da hiç olmadı.
Genel Başkanımızın telefonla konuştuğu kişi de Sivaslı Fehmi Taştan değil, Çağlayancerit Belediye Başkan adayı Mustafa Çolak’tır.
Anlattıklarınız külliyen yanlış. Çünkü böyle bir olay yok. Bilgi kirliliğine yol açan yalan yanlış sözleri, yalan ifadeleri size kim anlattıysa yalan söylemiş, sizi zor duruma düşürmüştür.
Keşke bu programı yayınlamadan önce kolayca ulaşabileceğiniz Fehmi Taştan’dan gerçekleri öğrenseydiniz. Bu video yayınlandıktan sonra kendisinden özür dilemek zorunda kalmazdınız. Fehmi Taştan ile anlattıklarınızın doğru olmadığı, hayal mahsulü olduğu ortaya çıktı.
FEHMİ TAŞTAN’IN BANA DA GÖNDERDİĞİ YAZILI AÇIKLAMA
Fehmi Taştan arkadaşın bana gönderdiği, gerçekleri dile getirdiği yazılı açıklamayı size bilgi sahibi olmanız ve yayınınızda düzeltme yapmanız için yayınlıyorum:
'Kıymetli Başkanım,
Ben Fehmi Taştan.
1962 yılında Sivas'ta doğdum. Ticaret yapan bir ailenin ferdiyim. Ortaöğretimde başlayan ülkücü kimliğimle 1978 yılında Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun önderliğinde kurulan Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) ile başlayan mücadelemle birçok dönem ülkücü teşkilatlarımızda bir nefer olarak görev aldım. Bu süreçten günümüze kadar gönlümden, gözümden hiç ayırmadığım ülkücü ve Alperen kimliğimi muhafaza etmekle birlikte ticari faaliyetlerimize devam ettim. Aile şirketlerimizde (İnşaat, Otomotiv, Turizm, Akaryakıt ve Eğitim) yönetim kurulu başkanı olarak uzun yıllardır hizmet ettim.
Bu süreçte Sivas Ticaret ve Sanayi Odası yönetim kurulu üyeliği ve meclis üyeliğini uzun yıllar yaptım. Sivas Hizmet Vakfı mütevelli üyeliği ile birlikte 2019-2023 yıllarında Büyük Birlik Partisi Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliği, yine aynı dönemlerde Büyük Birlik Partisini temsilen Sivas Belediyesi meclis üyeliği ile birlikte grup başkanvekilliği ve son dönemde de BBP Belediye Başkan Vekilliği görevlerini yürüttüm.
Değerli Başkanım,
Gazeteci Erhan Çelik Muhsin Başkanımızla ilgili yaptığı bir yayında ben ile Adıyamanlı olduğunu yeni öğrendiğim Fehim Taştan’ı karıştırmış, yaşanmamış olayları yaşanmış gibi anlatmıştır.
Yine o tarihte telefonunu dahi bilmediğim, çok yakın hukukum ve tanışıklığım olmayan, sadece camiamızın önemli isimlerinden biri olduğunu bildiğim, gıyabında tanıdığım dönemin BBP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Öznur Başkanımızla telefonla hiç görüşmedim, onu hiç aramadım. Başta da ifade ettiğim gibi Hakkı Öznur Başkanın o tarihte telefon numarasını dahi bilmem.
Erhan Çelik yayınında yanlış bilgiler vererek benim “Muhsin Yazıcıoğlu’nu 3-4 gün üst üste aradığımı, Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun telefonlara bakmadığını” söyleyerek çok yanlış ve gerçek dışı bilgiler vererek vahim yanlışlar yapmıştır.
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu hiç aramadım. Muhsin Başkanımızı arayacak bir durum söz konusu değil. Kendisini niye rahatsız edeyim? Böyle bir saygısızlığı liderime asla yapmam. Bunu beni tanıyan bütün dava arkadaşlarımız bilir.
Erhan Çelik’in söyledikleri doğru değil, yanlış bilgiler. Kendisine görüştüğü kişi ve kişiler yanlış bilgiler vererek yanlış yönlendirmişler. Erhan Çelik’in yaptığı yayında büyük yanlışlar yapmasına sebep olmuşlardır.
“HAKKI ÖZNUR BAŞKANIMLA HİÇ GÖRÜŞMEDİM. O TARİHTE TELEFON NUMARASINI DAHİ BİLMEM”
Ben o süreçte ne Şehit liderimiz Genel Başkanımızı aradım ne Hakkı Öznur Başkanımı aradım. Keşke gazeteci Erhan Çelik bu konuyla ilgili ciddi bir araştırma ve inceleme yapsaydı. Davanın Avukatı Kemal Yavuz ile Hakkı Öznur Başkanımız ile görüşseydi. Yanlışlar yapmaz ve bilgi kirliliğine neden olan o yayını yapmazdı.
Dava arkadaşımız, camiamızın en önemli ismi olan Hakkı Öznur Başkanımız ile davamızın Sivas’taki önemli isimlerinden, Sivas’ta BBP’nin kurucularından olan, Merkez İlçe Başkanlığı ve iki dönem Sivas BBP İl Başkanlığı yapan arkadaşım Erol Çelik Başkan vasıtasıyla ilk defa telefonla görüşme sağladım ve böylece tanışmış olduk. Hakkı Öznur Başkanımızla görüşmemizin nedeni Erhan Çelik’in yaptığı yanlışlarla dolu olan program olmuştur.
Erol Çelik ülküdaşımız Hakkı Öznur Başkanımızı arayarak benden söz etmiş ve Hakkı Öznur Başkanımıza telefon numaramı vermiş. Hakkı Başkana “Fehmi arkadaşımızı bir ara görüş, kendisi benim ortaokuldan, liseden arkadaşım. Ailesi Sivas’ın önemli ailelerinden. Kendisi iş adamıdır, ticaretle uğraşır, Sivas’ta belediye meclis üyesidir. Kendisi Erhan Çelik’in programında ismi geçtiği için, ismi başka bir kişiyle, Fehim Taştan ile karıştırıldığı için çıkan yalan yanlış haberlerden dolayı çok üzgün” demiş.
Hakkı Öznur Başkanımız ile ilk temasımız ve yakınlığımız Erhan Çelik’in yanlış bilgiler verdiği program ile ilgili ilk defa görüşmemiz vasıtasıyla oldu. Sağ olsun beni aradı, ilk defa telefonda sesini duydum.
Hakkı Başkan telefon ile yaptığımız görüşmemizde “Yayından, kendisini arayan dava arkadaşlarımız vasıtasıyla yeni haberi olduğunu; Fehmi ile Fehim’i karıştırdığını, hayal mahsulü telefon görüşmelerinden gerçekmiş gibi bahsettiğini, vahim yanlışlar yaptığını; keşke beni veya dava avukatımız Kemal Yavuz'u program yayına girmeden arasaydı, ona doğru bilgiler verir, yanlış yayın yapmasına engel olurduk; o arkadaş hiçbir araştırma inceleme yapmadan o yayını yaptığı için hem kendine kötülük yapmış hem de yayının inandırıcılığına büyük gölge düşürmüştür, böyle gazetecilik olmaz” demiştir.
Hakkı Öznur Başkanımız bana şu sözleri söylemiştir:
“Fehmi gardaş, Erhan Çelik sizi Adıyamanlı Fehim Taştan ile karıştırmış. Sizinle olmayan telefon görüşmelerini olmuş gibi göstermiş. Sadece bu değil; güya Muhsin Başkan telefonla görüştükten sonra kızarak telefonu duvara fırlatmış, telefon kırılmış. Koskocaman büyük bir yalan ve uydurma! Erhan Çelik Şehit liderimizin aziz hatırasına da saygısızlık yapmıştır.
Muhsin Başkan ne telefonu duvara fırlattı ne de telefon kırıldı, böyle bir olay yaşanmadı. O gün yaşananların benimle beraber şahidi olan dönemin Ankara İl Başkanı Hasan Hüseyin Bozok, Batman İl Başkanı Recep Er ve odada olan birçok arkadaşımız yaşıyor ve hayatta. Onlar Muhsin Başkanın telefon görüşmelerine şahittir. Muhsin Başkan oturduğu kanepenin önünde bulunan masaya telefonu bırakmıştır.”
İsmen ve hareketin içerisinde tanıdığım, Ülkücü Harekete vermiş olduğu desteklerden dolayı Ülküdaşım Hakkı Öznur’u geç de olsa tanıma, tanışma şerefine nail oldum.
Ülkücü Hareketin tarihini yazan Hakkı Öznur, Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşıdır. Onun en güvendiği isimlerin başında gelir. Muhsin Başkanımızı hiç yalnız bırakmamış, daima yanında olmuş, onun çizgisini, duruşunu, tavrını bugün sürdüren fikir ve siyaset adamıdır.
Hakkı Öznur; Ülkücü Hareketin yaşayan hafızası, fikrin ve kalemin namusunu her şartta korumuş müstesna bir dava adamıdır. Gençlik yıllarından itibaren ödediği bedellerle pişen bu ömür, Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakınında, onunla omuz omuza, aynı çileyi ve aynı kutsal ideali paylaşarak anıtlaşmıştır.
O, sığ rüzgârlara kapılmadan, dönemeçlerde çizgisini bozmadan sadece gerçeğin ve adaletin peşinden gitmiştir. Titiz bir araştırmacının entelektüel namusunu bir dervişin sabrıyla birleştiren Öznur, eseriyle tarihe silinmez bir not düşmektedir.
Yazılan her kelime yaşanan kutlu bir yürüyüşün; dökülen her mürekkep şehit liderin emanetine gösterilen köklü bir vefanın tezahürüdür. Gelecek nesillere bir rehber, tarihe bir şahitlik eden eserleri de dik duruşun, adanmışlığın ve asil bir yol arkadaşlığının en somut nişanesidir.
Saygılarımla, Fehmi Taştan
Muhsin Başkan Sevdalısı'
MARDİN’DE OLAN, GENEL BAŞKANIMIZLA TELEFONLA DEĞİL, YÜZ YÜZE GÖRÜŞEN MKYK ÜYESİ ADIYAMANLI FEHİM TAŞTAN’DIR
Fehmi Taştan bana gönderdiği çok kıymetli açıklamasında gerçekleri net bir şekilde ortaya koymuştur. Fehmi Ülküdaşımız olayın gerçeğini anlatmış. Ben de yukarıda anlattım.
Bir kez daha söylüyorum: Fehmi Taştan ne beni aradı ne de ben Genel Başkanımıza “Fehmi Taştan Çağlayancerit'e gelmeniz için bir hususu anlatacakmış” dedim. Böyle bir telefon görüşmesi asla yaşanmadı. Tamamen uydurma ve hayal mahsulüdür.
Fehmi Taştan ile biz Mardin’deyken ne telefonla ne de yüz yüze bir görüşmemiz olmadı. Fehmi Taştan ne beni ne Şehit liderimizi aradı. Böyle bir olay hiç yaşanmadı.
Böyle bir gerçek dışı olayı, dava arkadaşlarımızın haber vermesinden sonra sizin videonuzu izleyince gördük. Tabii keşke bu yanlışlar yapılmasaydı. Olmadı. Programın ciddiyetine kendiniz zarar verdiniz.
MKYK ÜYESİ FEHİM TAŞTAN’A MARDİN’DE ÇAĞLAYANCERİT KONUSUNDA “ISRAR ETME, MUHSİN BAŞKANI ÜZME” DİYEREK KENDİSİNE KIZDIM
Mardin’de olan kişi MKYK üyesi Adıyamanlı Fehim Taştan’dır; size bu konuda birileri yanıltıcı ve yanlış bilgiler vermiş. Hatta Adıyamanlı olan ancak 1978 yılından beri Kahramanmaraş’ta bulunan MKYK üyesi Fehim Taştan’ı Çağlayancerit konusunda sert bir şekilde uyardım. O da Genel Başkanımızı, Muhsin Başkanı Çağlayancerit'e getirmek için Mardin'de kulis yapıyordu. Maraşlı arkadaşlarla telefonda görüşüyor, onlara bilgi veriyordu.
Fehim Taştan benimle de Ankara İl Başkanımızla da görüştü. Fehim Taştan’a kızdım, fırçaladım: “Artık yeter Fehim Gardaş, Genel Başkanı üzmeyin. Bırak artık Çağlayancerit işini. Bizim için Sivas daha önemli. Genel Başkan Sivas’a ağırlık vermek zorunda, siz gidin Genel Sekreter Yalçın Topçu ile görüşün, oraya başka konuşmacılar göndersin” dedim. Ankara İl Başkanımız Hasan Hüseyin Bozok Başkan da Fehim Taştan’a kızdı.
Erhan Bey,
Mardin mitinginde olan MKYK üyesi Fehim Taştan’dır. 1978 yılından beri Kahramanmaraş’ta oturan, o süreçte BBP'de siyaset yapan, Devlet Su İşlerinde çalışan biridir.
Fehim Taştan BBP MKYK üyeliği yapmıştır. BBP MDK Sekreteri olan Fehim Taştan 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde Hakkâri Milletvekili Adayı da olmuştur.
Mardin'de yaşananların şahidi Sivaslı Fehmi Taştan değil, Adıyamanlı Fehim Taştan’dır. Mardin mitinginde olan Adıyamanlı Fehim Taştan’ın Genel Başkanımızla telefonla görüşmesi söz konusu değildir.
Zaten kendisi Genel Başkanımızın ve bizlerin bulunduğu yerdedir. Kendisi Genel Başkanımızla yüz yüze görüştü, telefonla niye görüşsün? Dediğim gibi gerçek dışı olayı gerçekmiş gibi videoda anlatmışsınız.
ŞEHİT GENEL BAŞKANIMIZ İLE TELEFONDA GÖRÜŞEN ÇAĞLAYANCERİT ADAYI MUSTAFA ÇOLAK’TIR
Erhan Bey,
Sayın Genel Başkanımızın telefonda konuştuğu kişi Fehmi Taştan değil; Çağlayancerit Belediye Başkan Adayı Mustafa Çolak’tır.
Muhsin Başkanı Çağlayancerit'e mutlaka getirmek isteyen Mustafa Çolak, Kahramanmaraş belediye başkan adayımız Bekir Kılıç Başkanı aramış.
Bizlerin Mardin’de olduğunu öğrenen Mustafa Çolak, Bekir Kılıç ile görüşürken “Hakkı Başkanın telefonunu verir misin, onunla görüşmek istiyorum” demiş. Bekir Başkan beni arayarak Mustafa Çolak’ın benimle görüşmek istediğini, konunun Muhsin Başkanı Çağlayancerit'e getirme konusu olduğunu söyledi.
Ben de "Ver gardaş, ne yapalım, dinleyelim derdi neymiş; Muhsin Başkanı Çağlayancerit'e getirmek istiyorsa bunun mümkün olmadığını, Sivas'ın önemli olduğunu söylerim" dedim.
Bekir Başkan istemeyerek, mecbur kalmış benim telefonumu kendisine vermiş.
Telefon çaldı, baktım: “Başkanım ben Çağlayancerit Belediye Başkan Adayı Mustafa Çolak. Telefonunuzu Bekir Kılıç verdi, sizinle mitingle ilgili görüşmek istiyorum” dedi.
“Buyur kardeşim” dedim. Mustafa Çolak sinirliydi ve bir gerilim vardı konuşmasında. Bana, “Hakkı başkanım, Genel Başkanımız bize söz verdi, Seçim çalışmalarında Çağlayancerit’e geleceğim diye. Ben de halka Genel Başkanımız Çağlayancerit’e gelecek diye söyledim. Ancak seçim programında Çağlayancerit gözükmüyor.
Seçim programını ve Genel Başkanımızın miting programını yapan Genel Merkezdeki bazı yöneticiler bizlere daha önce Genel Başkanımızın Çağlayancerit’e geleceğini söylediler ve bize söz verdiler.
Şimdi ise gelemeyeceğini öğrendik. Genel Başkanımız Helikopterle gelsin parasını ben karşılarım. Kızılcahamam toplantısında da Genel Başkanımıza 'Gerekirse sizi helikopter tutar getiririz' dedim.
Genel Başkan mutlaka gelmeli, halka söz verdim. Şayet Genel Başkan gelmezse istifa ederim, seçimlerden çekilirim” dedi.
Ben de kendisine, “Ne istifası kardeşim, bu tavır doğru değil, partiye zarar verirsin. Aklıselim davran, sağduyulu, itidalli hareket et. Şimdi kızgınsın, ne dediğini bilmiyorsun. Sakin ol” dedim. İstifanın çözüm olmadığını, bu programı yapan Genel Sekreter, Genel Muhasip, Seçim İşleri Başkanlığı. Genel Başkan seçim programı ile uğraşmaz. Kendisine bildirilen ve iletilen programlara bakıp görüşü alındıktan sonra oralara gider” dedim.
"Mustafa kardeşim ısrar etme, Sivas’ı kazanmak üzereyiz, Sivas bizim için önemli. Helikopter parasını seçim çalışmalarında kullanın. Gerekirse biz gelelim Çağlayancerit’e, Genel Başkan Sivas’ta seçim çalışmalarına devam etsin” dedim.
O yine ille Genel Başkan gelecek, ben seçmenlere söz verdim diyordu; söylediklerim bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyordu.
Bizim hararetli konuşmamıza masadan kalkarak odasına çıkmak üzereyken şahit olan Genel Başkanımız “Kiminle görüşüyorsun?” dedi. "Çağlayancerit Belediye Başkan adayımızla" dedim. “Bunlara laf anlatmak zor, ver bakayım telefonu” dedi. Odasına çıkana kadar adayla görüştü, odasına geldik. Kanepeye oturdu ama hâlâ ikisi arasında konuşma devam ediyordu.
MUHSİN BAŞKAN NE TELEFONU DUVARA FIRLATTI NE TELEFON KIRILDI. TAM BİR HAYAL MAHSULÜ KOCAMAN BİR YALAN
Erhan Bey,
Kendi ağzınızdan yaşanmamış telefon görüşmelerini ve diyalogları, aslı astarı olmayan görüşmeleri sanki doğruymuş gibi yayında anlatarak bilgi kirliliğine yol açtınız.
Diyorsunuz ki: “Hakkı Öznur bu kez kendisinin telefonundan Fehmi Taştan'ın aradığını söylüyor. Telefonu alıp Genel Başkan’a veriyor, Muhsin Yazıcıoğlu o telefonu alıyor duvara fırlatıp kırıyor”.
Erhan Bey, siz benimle hiçbir zaman görüşmediniz. Mardin’de olan dava arkadaşlarımızla hiç görüşmediniz. Olmayan telefon görüşmelerini gerçekmiş gibi anlattığınız gibi “Şehit liderimiz Muhsin Başkanımızın telefonu duvara fırlattığını, telefonun kırıldığını” iddia ediyorsunuz. Böyle bir şey yaşanmadı. Tam bir uydurma.
Anlattıklarınız asla doğru değil. Söylediklerinizin hepsi gerçek dışı. “Telefonu duvara fırlatmış, telefon kırılmış” böyle bir hadise hiç yaşanmadı, olmadı. Telefon benim telefonum. Ne kırıldı ne arıza verdi, telefonum sapasağlamdı.
Erhan Bey,
Neresinden başlayayım düzeltmeye?
Sayın Genel Başkanımız Şehit liderimiz konuşurken odada ben, Ankara İl Başkanı Hasan Hüseyin Bozok, Batman İl Başkanımız Recep Er, BBP Mardin İl Başkanı Erdal Bilen ve Ankara’dan gelen Necmi Ketenci, İmdat Dinçaslan Alay Yavuz kardeşimiz en geride de odanın dışında, oda kalabalık olduğu için hareketimize mensup bazı arkadaşlarımız ile BBP Kadın Kolları Genel Başkanı Fürüzan Tanrıkulu ve eşi vardı.
Sayın Genel Başkanımız hepimizin duyduğu şu sözleri Çağlayancerit Adayı Mustafa Çolak’a söyledi:
“Deminden beri anlatıyorum, niye anlamak istemiyorsun? Ya kardeşim hava şartları müsait mi bir bakalım, Meteorolojiye bir soralım, niye anlamak istemiyorsun? Helikoptere vereceğiniz 30-35 milyarı seçim çalışmalarına harcayın. Bu ısrarınız doğru değil. Yaptığınız acı zulüm, yapmayın etmeyin. Seçim çalışmalarınıza devam edin. Sivas davamız için, hareketimiz için çok önemli. Seçimin son günlerini Sivas’ta geçirmem lazım. Bunu anla.”
Genel Başkanımız oturduğu kanepeden telefonu görüşme bittikten sonra masaya bıraktı. Mustafa Çolak’a kızdı.
Bana bakarak “Hakkı Baba, arkadaşlarımız bir tuhaf; defalarca anlatıyorum, bir bakalım, araştıralım imkân var mı diye, onlar hâlâ helikopterle gelin diyorlar” dedi.
Bunun üzerine “Başkanım gitmeyin, Sivas daha önemli. Çağlayancerit’in bir önemi yok, gerekirse biz birkaç arkadaş gideriz, siz gitmeyin, zaten yorgunsunuz. Siz belirlenen programa uyun” dedim. O da “Yok Hakkı Baba, bunlar beni isterler, illa Genel Başkan gelecek” dedi.
Muhsin Başkan “Acı Zulüm” tabirini ilk defa Mardin'de kullandı. Çağlayancerit Mitinginde de bu sözü ikinci kez kullandı.
MUHSİN BAŞKAN NAİF VE NEZAKET SAHİBİ BİR LİDERDİR. ENGİN HOŞGÖRÜYE SAHİPTİR, DAVA ARKADAŞLARINI ASLA KIRMAZ, ONLARA KÖTÜ LAF SÖYLEMEZ
Erhan Bey,
Muhsin Başkanımız ne telefonu duvara fırlattı ne de telefon kırılmıştır. Böyle bir olay hiç yaşanmamıştır. Muhsin Yazıcıoğlu aciz, öfkeli, sinirli, kendini tutamayan birisi mi ki telefonu duvara fırlatacak, telefon kırılacak... Böyle bir olay hiç yaşanmadı; size kim anlattıysa tamamen hayal mahsulüdür. Keşke bizlere bir sorsaydınız.
Muhsin Başkan’da bir çok siyasi liderde olmayan bir özellik vardır. Bir çokları öfkesini tutamaz ve sağa sola saldırır. Ancak ,Muhsin Başkan sabırlı ve öfkesini çok iyi kontrol eden bir liderdir.
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu tanıyan bütün dava ve yol arkadaşlarımız bilir ki nefsini yenmiş, hoşgörü ve irade sahibi Muhsin Yazıcıoğlu ne duvara telefon fırlatır ne de telefon kırar.
Şehit liderimiz asil bir duruşa sahipti zarif bir uslubu ahlaklı bir siyaset çizgisi vardı
Naif ve nezaket sahibi olan, büyük bir siyaset ve devlet adamı olan, milletin adamı olan, milyonların hüsnüşehadetle, tekbirlerle, dualarla Hakka uğurladığı Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz hatırasına açıkça saygısızlık yapılmıştır.
40 yıllık siyasi yaşamı boyunca 10 yıl cezaevlerinde yatmış, 5,5 yıl hücrede tek başına yatmış, cunta rejimi tarafından tabutluklara atılmış, aylarca işkence görmüş, 4 kez idamla yargılanmış, milyonların arkasından gözyaşı döktüğü, dualar ettiği, ömrünü aziz Türk milletine ve Ülkücü Harekete vakfetmiş bir liderin arkasından "duvara telefon fırlatmış, telefon kırılmış" demek çok büyük saygısızlık ve nezaketsizliktir.
Ben şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşıyım. Muhsin Başkanın arkadaşları yalan söylemez, yalan konuşmaz, yalan ifade vermez, iftira atmaz, kul hakkına girmez. Onlar Muhsin Yazıcıoğlu suikastının aydınlatılması için 17 yılı geçmesine rağmen mücadele ediyorlar.
MUSTAFA ÇOLAK’IN ÇELİŞKİLİ İFADELERİ
Helikopterin kiralanma süreci aslında ilk olarak 8 Nisan 2008 tarihinde yapılan BBP’nin Kızılcahamam kampında gündeme geldi. Söz konusu kampta yaklaşan yerel seçimler nedeniyle belediye başkan adayları da konuşuldu. Kahramanmaraş İl Teşkilatı Çağlayancerit Belediye Başkan adayının Mustafa Çolak olduğunu Genel Merkeze ve Genel Başkana orda söylediler.
Toplantıda BBP Çağlayancerit Adayı ilan edilen ve olmasına karar verilen Çolak, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun seçim kampanyası kapsamında Çağlayancerit’e gelmesini istedi.
Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarımızın şehit düşmesine neden olan Çağlayancerit mitingine gelmesi için her şeyi yapan, her yolu deneyen ve aşırı ısrar eden Mustafa Çolak DDK’ya verdiği ifadede şunları söylüyor:
“BBP Kızılcahamam kampında Muhsin Beyle aday olmam hususunda konuştuk, ‘orada seçimlerde gelirim inşallah’ dedi. Seçimlerden iki hafta önceki görüşmemizde ‘gelmesem olur mu’ dedi. Fehim Taştan Bey ‘gerekirse helikopter tutarız’ dedi. Genel Başkan da o zaman ‘Çağlayancerit’e gerekirse deve üstünde gelirim’ dedi.
Helikopterin kiralanması için 8.000 TL katkıda bulundum. Parayı Fehim Taştan aracılığı ile ödedim. Aslında Cuma günü miting yapmak istiyorduk. O gün Çağlayancerit’in pazarı idi daha kalabalık olur diye. Ancak her parti Cuma gününü istediğinden kura çekildi ve bize Çarşamba günü çıktı. Helikoptere inerken ve binerken Genel Başkan’ın çantasını ve silah görmedim. Helikopter kalkarken zorlandığı izlenimi edindim. Bence helikopter kaza ile düşmüştür. Suikast diyenler Genel Başkanımızı efsaneleştirmek isteyenlerdir.” (23.06.2009 DDK- Görüşme Notları” (Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu İnceleme raporu s. 623)
Mustafa Çolak bu ifadeleri kullanırken, Fehim Taştan ise tam tersini söylüyordu. MKYK üyesi Fehim Taştan helikopterin kiralanmasında Mustafa Çolak’ın oldukça ısrarcı olduğunu DDK üyelerine şöyle dile getiriyordu:
“Genel Başkanımızla gerekirse helikopter tutarız şeklinde bir konuşmam olmamıştır, bu konuşmanın belediye başkan adayı Mustafa Çolak tarafından söylendiğini düşünüyorum. Mardin Polisevi’nde kahvaltı yaparken Genel Başkanımız ile Çağlayancerit teki miting konusunun görüşüldüğünü, bu görüşmede Mustafa Çolak’ın teşkilat istifa edebilir vs. (şeklinde) ısrarlı konuşmalar yaptığını duydum.” (DDK Görüşme Notları 23.06.2009 . 21. Ocak 2011, Sayısı : 2011/ 1 Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu İnceleme raporu s. 623)
Mustafa Çolak Helikopterin tutulması için 8.000 Tl katkıda bulunduğunu söylerken dönemin Kahramanmaraş BBP yöneticileri de bunu doğrularken aynı Mustafa Çolak Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına 17 Haziran 2009 günü tanık olarak verdiği ifadede ise “Helikopteri Genel Merkez kiraladı ben herhangi bir ücret vermedim” diyerek çelişkili bir ifade vermiştir.
Mustafa Çolak ve Fehim Taştan’ın ifadeleri böyle. Helikopter düştükten 22 saat geçtikten sonra Cemaatin ajansı Cihan Haber Ajansı’na telefonla yaptığı açıklama da şu ifadeleri kullanıyordu:
“Helikopterle ilgili şüpheler artıyor. Yazıcıoğlu’nu Çağlayancerit’e indiren helikopter,Yakıt ikmali yapmak için Kahramanmaraş Havaalanı’na gidip 1,5 saat sonra geri döndü. Yazıcıoğlu’nun bir ideolojisi vardı. Eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis gibi bir suikasta uğradı..”
Kahramanmaraş Çağlayancerit İlçe Belediye Başkan Adayı Mustafa Çolak’ın bu açıklaması helikopter düştükten 1 gün bile geçmeden yaptığı açıklamadır. Aynı Mustafa Çolak aradan 1,5 yıla yakın bir zaman geçtikten sonra DDK ya verdiği ifadede helikopterin düşmesini “Kaza’ ya bağlaması son derece enteresandır.
Çolak. bir gazeteciye verdiği açıklamada “Sonuç olarak bugün itibariyle ortaya çıkan bulgular ışığında bu olayı kaza olarak değerlendiriyorum,” diyor.
Mustafa Çolak DDK’ya verdiği ifadede Helikopter tutulmasını anlatırken, liderimizin ve dava arkadaşlarımızın şehit düştüğü olayla ilgili “Suikast diyenler genel başkanımızı efsaneleştirmek isteyenlerdir”. diyor ve kaza olduğunu ifade ediyor Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve onun gibiler gibi düşünüyor sanki uzmanmış, bilirkişiymiş gibi “kaza” deyip geçiyor.
“Suikast diyenler Genel Başkanımızı efsaneleştirmek isteyenlerdir” diyerek, elim olaya “kaza” diye bakan Muhsin Yazıcıoğlu davasını bir gün bile takip etmeyen bir gün bile sormayan ve ilgilenmeyen bir gün bile mahkemelere gelmeyen, davayı takip etmeyen, Mustafa Çolak nasıl bir karaktere ve zihniyete sahip olduğunu, verdiği ifadesinde ortaya koymuştur.
Şehit liderimiz, Muhsin Başkan bu egoist bencil kişinin aşırı ısrarı ve isteği üzerine, Çağlayancerit Mitingine katılmak zorunda kalmış ve bu miting sonrası dava arkadaşlarımızla şehit düşmüştü.
Ama, Mustafa Çolak elim olayla ilgilenmesi ve takip etmesi gerekenlerin başında gelmesine rağmen davayla bugüne kadar hiç ilgilenmemiş işine, gücüne bakmıştır. Bu elim olay, hiç yaşanmamış gibi davranmıştır. Mustafa Çolak elim olaydan sonra yine siyasete devam etmiş çeşitli partilerle ilişki kurmuş 2023 yılında İYİ Partinin Kahramanmaraş İl Yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.
HELİKOPTER FİRMASI İLE İLK GÖRÜŞENLERDEN BİRİNİN MUSTAFA ÇOLAK OLDUĞU DDK RAPORUNDA YER ALMAKTADIR
Helikopter firmasını arayanlardan birinin de Çağlayancerit adayı Mustafa Çolak olduğu DDK'ya verilen bir ifadede ortaya çıkmıştır. Liderimizin ve dava arkadaşlarımızın şehit düştüğü olayda bindikleri Helikopterin yöneticilerinden Zafer Yeşilgül (Emekli Astsubay Hava Trafik Kontrolörü- Acil Uçak Şirketi Yöneticisi) DDK'ya verdiği ifadede Mustafa Çolak’la ilgili şunları söylüyor:
“Hatırladığım kadarıyla ilk olarak Çağlayancerit Belediye Başkan adayı aradı. İnternetten beni bulmuş. Kendisine telefonla fiyat verdik. Fiyat çok geldi dedi, helikopter işini Sivas ayarlayacak dedi ve bana Sivas’tan bir telefon verdi” (Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu İnceleme Raporu, 21 Ocak 2011, sayısı, 2011/1 s.587)
TC-HEK işaretli helikopter, Medair firması ile yapılan görüşmeler neticesinde 23.03.2009 tarihinde kiralanmıştır. DDK raporunda yapılan inceleme sonucunda, Helikopterin tutulması ile ilgili şu bilgiler veriliyor:
“Banka dekontlarının incelenmesinde helikopter kiralanması için Sinan Özdemir’in 5.000 TL, Mehmet Karabacak’ın 10.000 TL, Mehmet Mustafa Korkmaz’ın 3.000 TL, Mahir Arı’nın 10.000 TL, Hayrettin Arslanhan’ın 8.000 TL, yatırdığı anlaşılmıştır.
23.03.2009 tarihli banka dekontundan OHEM İletişim Eğitim Elektronik Basın Yayın Turizm San ve Tic Ltd Şti adına 33.000 TL tutarındaki ücretin Esas Hava Taşımacılık Turizm ve Ticaret A.Ş.’ne havale edildiği anlaşılmaktadır.”
BBP Genel Muhasibi Mustafa Destici, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruluna verdiği ifade de Helikopterin tutulması için kimlerin para verdiğini isim, isim söylüyor:
“Helikopter paralarını (benim bildiğim 33 bin TL) 8.000 TL’sini Çağlayancerit Belediye Başkan adayı, 5.000 TL’sini Genel Başkan Yardımcısı Remzi ÇAYIR, 11.000 TL’sini Sivas için MKYK üyesi Mustafa KORKMAZ, 10.000 TL’sini de Genel Başkan Yardımcımız Mehmet KARABACAK göndermiş.” (Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu İnceleme Raporu, 21 Ocak 2011 Sayısı, 2011/1 s.152-157, s588-592)
ERHAN BEY BANA ULAŞMAK ÇOK KOLAY, ARASAYDINIZ SİZE DOĞRU BİLGİLERİ VERİR, YAYINDA YANLIŞLARA DÜŞMEZDİNİZ
Erhan Bey,
“Hakkı Öznur hayatta, yaşıyor; rahatlıkla anlatabilir” diyorsunuz.
Tecrübeli bir gazeteci olarak yapmanız gereken, bu program öncesi benimle görüşmekti. Camiamızda bir çok kişiyi tanıyorsunuz, onlar vasıtasıyla rahatlıkla bana ulaşabilirdiniz.
Elim olay olduğunda, BBP Genel Başkan Yardımcısı bugün de Millî Yol Partisi Genel Başkanı olan Remzi Çayır ve davamızın avukatlarından Kemal Yavuz ve Selami Ekici yıllar önce program yapmışınız, röportaj yapmışınız ve onlarla tanışıyorsunuz, hukukunuz var.
Remzi Çayır Başkan'dan veya davamızın avukatları olan Avukat Kemal Yavuz ve Avukat Selami Ekici’den benim telefonumu alır ve rahatlıkla benimle görüşürdünüz. Bana ulaşmak çok zor değil, çok kolaydır.
Yazık oldu. Keşke direkt beni arasaydınız, ikimiz görüşseydik; sizi doğru bilgilerle yönlendirir, programa çok ciddi katkı sağlayabilirdim.
Erhan Bey,
Mardin mitingi öncesi ve sonrasında Genel Başkanımıza sürekli telefonlar geliyordu. Arama nedenleri, programda olmayan Çağlayancerit’e Genel Başkanımız Muhsin Başkan’ı götürmekti. Mardin Polisevindeyken, yemek öncesi ve sonrası telefonlar hiç susmadı.
Dönemin BBP Batman İl Başkanımız Mardin mitingine de katılan, zaman zaman Genel Başkanımız ile birlikte olan, ona eşlik eden Recep Er ile 8 Ağustos 2026 günü telefonla görüştük. Yaptığımız görüşmede, Recep Er Başkan 17 yıl sonra şahit olduğu konuşmayı şöyle anlattı:
“Hakkı Başkanım siz miting alanındayken Kahramanmaraş teşkilatına mensup arkadaşlarımız Genel Başkanımızı ısrarla, defalarca aradılar. Çağlayancerit mitingine gelmesini kendileri için çok önemli olduğunu söylediler. Çağlayancerit mitingine katılması için Helikopter tutacaklarını ve gelirse seçimleri alacaklarını söylediler.
Ben Polisevinde Sayın Genel Başkanımızla yan yana oturuyordum. Genel Başkanımız Maraş’tan arayanlara “Arkadaşlar seçim programında Çağlayancerit yok! Bizim oraya verilmiş bir sözümüz yok. Günler öncesinden seçim programı Genel Sekreterlik tarafından tüm teşkilatlarımıza duyuruldu.
Bakın arkadaşlar Sivas bizim için çok önemli. Sivas’ı AKP'den almamız lazım, şu anda anketlerde başa baş gözüküyoruz. AKP yüzde 33 görünüyor, biz yüzde 32 görünüyoruz. Sivas psikolojik olarak bizim için önemli, ilçelerde durum çok iyi, o yüzden seçimin son günlerini Sivas’ta geçirmem lazım.
Bir kere Helikopter tutalım gelin diyorsunuz. Önce bir hava şartlarına bakmak lazım. Bu şartlarda Helikopterin uçması doğru değil. Helikoptere vereceğimiz 25-30 milyarı seçim çalışmalarına harcayın daha iyi olur. Ben bir TV programında konuşurken Çağlayancerit adayımızdan bahsederek ona destek verin derim, bu daha etkili olur.”
Genel Başkanımızın konuşmasına rağmen arayanlar hâlâ ısrar ediyorlardı. Telefon konuşması bittikten sonra Genel Başkanımız telefonu masaya kızgın bir şekilde bıraktı. Ve hatırladığım şu sözleri söyledi: “Yeter dedi, bu kadar da olmaz. Gidin seçim bölgenizde çalışın. Bir bakalım durum müsait mi, şartlar müsait mi. Anlatıyorum hâlâ anlamak istemiyorlar.”
Dönemin Kahramanmaraş Belediye Başkan Adayımız Bekir Kılıç, dönemin Çağlayancerit Belediye Başkan Adayı Mustafa Çolak ve dönemin BBP Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çayır da olmak üzere birçok Kahramanmaraşlı arkadaşımız, başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere Mardin’de bulunan bizleri de aradılar.
BBP Genel Başkan Yardımcısı olarak ben ve birlikte olduğumuz Ankara İl Başkanımız Hüseyin Bozok ve dönemin Batman İl Başkanı Recep Er, sürekli arayan Kahramanmaraşlı arkadaşlara Sivas’ın seçimlerde kazanılmasının psikolojik önemi olduğunu ve daha mühim olduğunu ifade ettik; seçimleri kazanma şansımızın yüksek olduğunu söyledik. AKP’den Sivas’ı almamızın teşkilatlara ve camiamıza büyük moral olacağını dile getirdik.
Bu yüzden Kahramanmaraşlı arkadaşlara Çağlayancerit'te ısrarcı olmamalarını, helikopter tutmak için harcayacakları parayı seçimler için harcamalarının daha doğru olduğunu, Genel Başkanı bunaltmamalarını, üzmemelerini, aramalara son vermelerini söyledik.
Erhan Bey,
O yüzden Mardin’de yaşananları keşke benden dinleseydiniz. O gün Mardin’de olan dava arkadaşlarımızdan dinleseydiniz; gerçekleri öğrenir, ona göre yayın yapardınız.
Video yayınınızda benim size gönderdiğim metinde dile getirdiğim gerçekleri ve doğruları kamuoyuyla paylaşır ve yayınlarsanız, doğru bir şekilde hakikati teslim etmiş olursunuz.
Sizin gibi tecrübeli bir gazeteciye yakışan da budur.
Ya yayınladığınız videoda benimle ve ismi geçen arkadaşlarla ilgili gerçek dışı bölümü çıkartırsınız ya da size yazdığım gerçekler doğrultusunda yayınladığınız yayında bunları anlatırsınız.
Ya da bir özür videosu yayınlayarak benim size gönderdiğim metni yayınlarsınız.
Sizin mesleki sorumluluğunuz açısından da doğrusu budur. Muhsin Başkanı seven tecrübeli bir gazeteciye yakışan da budur.
Bunlar olmazsa, Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı olarak şehit liderimize, tarihimize, davamıza ve milletimize olan tarihi sorumluluğum nedeniyle yazılı bir açıklama ile size yazdıklarımı kamuoyuyla paylaşacağım, paylaşmak zorundayım. Çünkü yayını izleyenlerin doğruyu ve doğru bilgileri öğrenmesi lazım.
Erhan Bey
Davanın avukatlarından Avukat Kemal Yavuz ve Avukat Selami Ekici ile de görüştüm. İkisi de sizin yayınınızı izlemiş, bazı yanlış, hatalı bilgiler olduğunu dile getirmişlerdir.