Hükümetlerin görevi kaynak yaratmaktır. Ancak kaynak yaratırken gelecek nesillerin hakkını bugünden kullanırsak, kötü miras bırakmış oluruz. Söz gelimi, Osmanlı’dan yeni Türkiye’ye hiçbir yatırım kalmadı ve fakat Osmanlının dış borçlarını yeni kurulmuş yoksul Türkiye ödedi.
Gelecek nesilleri korumanın yolu için başta sürdürülebilir büyüme geliyor. Söz gelimi bir hükümet aşırı borçlanırsa, geri ödeme sırasında, anapara ve faiz, toplam ödemelerin GSYH’ya oranı büyüme oranından daha yüksek olursa, ülkede yoksullaşma başlar.
Sürdürülebilir büyüme için fiziki ve beşeri sermaye birikimi yapmak gerekir. Bunun için de önce tasarruf oranını artırmak, sonra bu tasarrufları, altyapı makine, fabrika, ekipman, teknoloji, yatırımlarına yönlendirmek gerekir.
Beşeri yatırım için, eğitimde fırsat eşitliği getirmek, eğitim planlaması yapmak, eğitim kurumlarını ideolojiden uzak tutmak ve sisteme kurumsal yapı kazandırmak gerekir. Eğer eğitimi ideolojik kalıplara sokarsak, beşeri sermaye oluşumu gerçekleşmez. Sovyetlerde herkes eğitimli idi fakat yine de sistem çöktü.
Öte yandan sermaye piyasası sermaye birikimini hızlandırır. Ama spekülasyondan uzak bir piyasa oluşturmak gerekir.
Kurtuluş savaşı sonrasında, sermaye birikimi henüz oluşmamıştı. Hükümet devletçilik politikası ile, cebri tasarruf yaratarak, 1933- 1938 birinci sanayi planı kapsamında yüzlerce fabrika yaptı, millileştirme yaptı, tren yolu ve karayolu altyapısını artırdı.
Bunların ve daha sonraki kamu yatırımlarının tamamına yakını özelleştirildi. Yatırımların özel sektöre geçmesi elbette ülkenin üretim potansiyelini düşürmez. Ama uygulamada özelleştirilen işletmelerin birçoğu kapatıldı ve yalnızca arsaları spekülatif karlar için kullanıldı. Dahası halkın refah seviyesini negatif etkiledi. Mal ve hizmet fiyatları arttı. Birçoğunda da istihdam daraldı.
Gelecek kuşakların imkanlarını muhafaza etmenin bir yolu, bugün kamu kaynaklarını etkin kullanmaktır. Eğer devlet yatırım yapacaksa, bütçe açığı vermesi ve borçlanma yapması yanlış değildir. Zira yapılacak yatırım hem gelecek kuşaklara kaynak yaratır hem de zaman içinde kendisi için yapılan borçlanmadan daha fazla değer yaratır.
Ancak bütçe kaynaklarını lüks ve şatafat için harcarsan, popülist amaçlı dağıtırsan ve bunun için borçlanırsan potansiyel büyüme düşer. Üstelik bu borçları gelecek nesiller öder. Gelecek nesiller için hem büyümeyi düşürmek, tersine onlara borç bırakmak, elbette hükümetlerin yapacakları en ciddi yanlıştır.
Türkiye de bütçe ile kamu yatırımı yapılmıyor. Kamu-özel işbirliği yoluyla yapılıyor.
Eğer, köprüler, yollar, tüneller ve hastaneler kamu özel işbirliği anlaşması yoluyla değil de doğrudan kamu imkanları ve devlet borçlanması yoluyla yapılsaydı maliyetler daha düşük olurdu. Zira devlet özel sektörden daha düşük faizle borçlanırdı. İlave olarak da yüzde 15 müteahhit kârı ödemezdi.
Kaldı ki, yatırım maliyetlerinin yüksek olması, özel sektörün kar maksimizasyonu ve özellikle hibrit demokrasinin olduğu, şeffaflığın ve denetimin olmadığı bu nedenle ayrıca siyasi ve bürokratik maliyetler de oluştuğu için, yapılan yatırım aşırı pahalı olacaktır.
Özetle, kamu özel işbirliği yoluyla yapılan altyapı yatırımları için hem toplum daha yüksek maliyete katlanmak zorunda kalıyor hem de bütçeler ipotek altına alınmış oluyor.
Hukuk güvenliğini ve kurum kalitesi, Mülkiyet hakkı, sözleşme güvenliği, bağımsız düzenleyici kurumlar ve öngörülebilir kurallar zayıflarsa yatırımcı uzun vadeli risk almak istemez. Yerli sermaye beklemeye geçer, yabancı sermaye daha güvenli ülkelere gider. Potansiyel büyüme düşer.
Özet olarak, günübirlik politikalar uygulamaya mecbur kalan yönetimler, ister-istemez gelecek kuşakların ve gelecek iktidarların potansiyel imkanlarını bu günden kullanmak zorunda kalıyor.