Tam 11 yıl geçti. Çakıroğlu mesajlarına göz atın şöyle bir; Ozan Arif’in dizelerini görürsünüz. Tam 7 yıl geçti. Ozan Arif deyince ülkücülerin hiç unutmaması gereken, komünistlere karşı alınmış bir büyük zaferi hatırlatmak gerekir, Naim Süleymanoğlu… Hepsi şimdi nerede? Yanıt vermek için soluksuz bir hikayeye başlayalım…
…
Ülkücü camianın fidanı, Fırat Yılmaz Çakıroğlu tam 11 yıl önce düştü toprağa…
Ege Üniversitesi’nde öğrenim gördüğü sırada kampüste çıkan olaylarda 20 Şubat 2015 Cuma günü öldürüldü.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın dediği gibi, Fırat bugün yaşasaydı öğretmen olacaktı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu “Ege'nin yiğit evladı Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nu, şehadetinin yıl dönümünde rahmet ve özlemle anıyorum. Fırat, bu milletin vicdanı ve cesareti; katil sürüsü PKK'nın şehit ettiği evlatlarımızdan yalnızca biriydi” mesajıyla andı, ülkücü gençliğin fidanını…
Fırat Yılmaz Çakıroğlu için sosyal medyada paylaşılanlara bakınca Ozan Arif’in satırları selamlıyor;
Ocak pişirmişti Ocak Fırat‘ı!
Ocakta geçmişti bütün hayatı...
İki bin on beş‘in yirmi şubat‘ı,
Eski bir yaramı deşti Fırat‘ım!..

Ya Ozan Arif…
“İki bin on beş‘in yirmi şubat‘ı” diyordu ya Ozan Arif, işte o da “iki bin on dokuzun 13 şubat’ında” yumdu gözlerini dünyaya…
Ozan Arif, kanser tedavisi görüyordu.
Yaralıydı, acılıydı!
Bunları anlatacağım ama önce…
Ozan Arif deyince ülkücülerin hiç unutmaması gereken, komünistlere karşı alınmış bir büyük zaferi hatırlatmak gerekir, Naim Süleymanoğlu…
Soluksuz bir hikayeye başlayalım.

Ozan Arif, 1987 yılındaki bir konferansta şöyle söze başlamıştı, “Bulgar zulüm ediyor.”
İlk defa açıkladığının altını çizip şu tarihi sözleri söylemişti:
“Biz böyle bin tane konferans düzenlesek, biz bin tane Taksim mitingleri yapsak, biz milyon tane basın açıklaması yapsak, hepiniz buradasınız soruyorum, Bulgar zulmünün en iyi şekilde dünya kamuoyuna duyurulması, Naim Süleymanoğlu hadisesinden daha geçerli bir duyurma yapılmış mıdır bu zamana kadar? Açıklıyorum buradan, gazeteci, basın ne varsa bilsin, yazsın. Avustralya konserinden iki ay sonra orada evinde bize yemek yediren arkadaşımız bana telefon açtı; ‘Arifim benim bir köylüm geliyor Avustralya’ya Naim Süleymanoğlu dünya halter şampiyonu, bunun kaçması için bize yardım edebilir misiniz? Gardaş hemen felan arkadaşı git bul dedim, buldular. Efendim istihbaratmış, bir kadınmış, şuymuş buymuş, hiçbir şey yoktur. Dört tane canını dişine takmış Ülkücü gardaşınızın marifetidir. Bulgar’ın zafer sarhoşu olması ve içki içmelerinden faydalanılmıştır. Naim’in kaçırılıp ilk götürüldüğü evdeki ses bandı elimdedir.”
Ozan Arif, Türklerin yaşadığı korkunç baskıyı ve şiddeti tüm dünyaya Naim Süleymanoğlu’nun anlatmasında Ülkücülerin rolünü ilk kez anlatmıştı. Belki hiç anlatmayacaktı ancak hakikatin üzerine toprak atılmaya çalışılıyordu.
O halde anlatalım.

Rasim Arda, Avustralya’da yaşayan Bulgar göçmeni bir Ülkücüydü.
1985 yılında Melbourne’de düzenlenen Dünya Halter Şampiyonası’nda “Burada bir Tük çocuğu var” denilince gidip tanıştı. Oteldeki sohbetinde Bulgar zulmünü bilen Rasim Arda “seni kaçırabiliriz, iltica etmek ister misin?” diye sordu.
Naim Süleymanoğlu birkaç gün düşündü ve “Ailem için endişe ediyorum” deyip Bulgaristan’a döneceğini söyledi.
Telefon yoktu, mesajlaşma yoktu ama zulme karşı direnen büyük bir yürek Naim’i orada unutmadı!
Bir buçuk yıl sonra Naim yine Melbourne’de düzenlenen Dünya Halter Şampiyonası’na geldi. Bu kez Rasim Arda’yı gören Naim’in gözleri parladı. Buluştuklarında “Artık dönmem” dedi.
Rasim Arda, Naim’i kurtarmak istiyordu ancak ne yapacağını bilmiyordu. Yürekli delikanlılara ihtiyacı vardı. Hemen konserlerinde tanıştığı Ozan Arif’i arayıp destek istedi.
Ozan Arif ona “Merak etme Gardaşım hallederiz” deyip Ali Durnaoğlu’nun telefonunu verdi ve yardımcı olacağını söyledi.

Rasim Arda, Ali Durnaoğlu’na Ozan Arif’in adını vermesi yetti ve “yardımcı oluruz” yanıtını aldı. Plan yapılmaya başlandı.
Naim Süleymanoğlu’nun oteli, turnuvadan sonra yemek yiyecekleri restoran önceden incelendi.
Ve o gün geldiğinde Rasim Arda, Naim Süleymanoğlu’nu restorandan aldı, Ali Durnaoğlu’nun başında olduğu ekibe teslim etti.
Ülkücü gençler farklı otomobillerle transferler yaparak Naim’i kaçırdı ve günlerce sakladı.
Sonra, konsolosluğa ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştılar ama olmadı.
Ve sonunda Ankara’ya konu iletilince Ülkücü gençlerin Bulgar ajanlardan hayatları pahasına kurtuluşuyla Naim Süleymanoğlu Türkiye’ye getirildi.
Olimpiyatlardan sonra da tüm dünyaya Türklere yapılan zulümleri anlattı.

Ozan Arif’in deyimiyle “Dört tane canını dişine takmış Ülkücü gardaşınızın marifeti” işte böyleydi.
Şimdi, hiç unutulmaması gereken bu hikayeden günümüze bakalım bir de…
Ozan Arif, ölümünden bir yıl önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada 6 bin 80 lira adli para cezasına çarptırıldı. Bahçeli’ye muhalif olarak gözlerini yumdu.
Naim Süleymanoğlu’nu kaçıran Ali Durnaoğlu yine bugünkü MHP yönetimini eleştirdi.
Sizce de bu hikayede çokça dersler yok mu?