Kahramanmaraş’ta okul katliamını yapan İsa Aras Mersinli isimli çocuğun tedavisi ihmal edilmiş bir ruh hastası olduğu anlaşılınca, “Acaba aramızda o çocuk gibi kaç kişi var” sorusu takıldı aklıma.
Bu sorumun yanıtını Sağlık Bakanlığının yayımladığı “Türkiye Ruh Sağlığı Eylem Planı” başlıklı rapor ile Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nden Doç. Dr. Hasan Mervan Aytaç’ın açıklamalarında buldum.
Bakanlık raporundaki birkaç veri şöyle:
-Türkiye’de nüfusun yüzde 18’i yaşam boyu bir ruhsal hastalık geçiriyor.
-Çocuk ve ergenlerde klinik düzeyde sorunlu davranış oranı yüzde 11.
-Ruhsal hastalığı olan 6 kişiden sadece 1’i yardım alıyor.
-Türkiye’de en fazla kalp hastalığı görülüyor. Onu yüzde psikiyatrik hastalıklar izliyor.
***
Gelelim, Doç. Dr. Hasan Mervan Aytaç’ın sözlerine:
“Türkiye’de 450 bin ile 600 bin arasında şizofreni tanılı kişi var.
Bunların yarısı maalesef tedavi imkânlarından yararlanamıyor.
Onlara mutlaka ulaşmamız gerekir.
Şizofreni, kişilerin gerçek ile gerçek dışını ayıramadıkları zihinsel bir bozukluktur.
Sosyal davranışlarda bozulma, arkadaş ve sosyal çevreden uzaklaşma, aşırı tepkiler verme, depresyon gibi belirtilerle ortaya çıkar.
Erkeklerde daha fazla görülür.”
***
Gerek bakanlığın verileri, gerek Doç. Aytaç’ın sözleri büyük bir tehlikeyi işaret ediyor.
Türkiye’de sürekli artan suçlarda, intihar vakalarında, uyuşturucu ve alkol kullanımındaki patlamada başta şizofrenler olmak üzere ruh hastalarının parmak izlerini aramak gerekir.
***
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan üzücü olaylar çözüm arayışlarını hızlandırmalıdır.
İlk yapılacak şey, geçen günkü yazımda da belirttiğim gibi genel bir ruh sağlığı taramasına gidilmesidir.
Çocuklardan yetişkinlere her yaş grubundaki insan ruh sağlığı açısından incelenmeli, hasta oldukları belirlenenlerin yatarak ve ayakta tedavileri mutlaka yapılmalıdır.
Okullarda ders programları değiştirilmeli, bütün çocukların sanat ve sporla ilgilenmelerini sağlayacak düzenlemelere gidilmelidir.
Bu kadar yeter mi?
Yetmez elbette!
Okullarda güvenlik önlemlerinin artırılması, halkın elindeki silahların toplanması, televizyonlara ve dijital mecralara yaptıkları yayınlar ve düzenledikleri oyunlarla ilgili çeki düzen verilmesi de gereklidir.
++++++++++++++++++++++
BU KARAR ALKIŞLANIR!
Gazetelerde ve haber sitelerinde yer alan haber özetle şöyleydi:
“Yapı Kredi Bankası, şiddet içerikli dizi ve yapımlara reklam vermeme kararı aldı.
Bankanın Kurumsal İletişim Direktörü Arda Öztaşkın, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İnsana, özellikle kadına, çocuğa ve hayvanlara yönelik şiddeti normalleştiren, şiddeti güç, prestij, karizma ya da başarı göstergesi gibi sunan hiçbir dili ve anlatıyı kabul etmiyoruz.
Bu dili ve anlatıyı temel alan dizi ve içeriklere reklam vermeyeceğiz.
Bu bir tercih değil. Etik bir sınır, kamusal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülüktür.”
***
Banka yetkililerini aldıkları bu karar nedeniyle yürekten kutlayıp coşkuyla alkışlıyorum.
Televizyon yayıncıları, şiddet içerikli yayınlara reyting getirdiği için sarılıyorlar, onların toplumda yarattığı travmaları hiç hesaba katmıyorlar.
Böyle bir anlayış ancak onların para musluklarını yani reklam gelirlerini kısarak yıkılabilir.
Dilerim televizyonlara reklam veren diğer banka ve kuruluşlar da Yapı Kredi Bankası’nı örnek alırlar.
***
Tabii, televizyonda şiddet sadece dizilerde ve filmlerde yer almıyor, özellikle bazı kanalların haberlerinde ağırlıklı olarak kendini gösteriyor.
Geçenlerde bir televizyon kanalının haberlerini yaklaşık yarım saat izledim.
İnanılar gibi değil ama bu süre içinde tanık olduğum şiddet görüntüsü sayısı 25’i buldu.
Hazır şiddet içeren dizi ve filmlere reklam vermeme konusu gündemdeyken, şiddet içerikli haber yayını yapan kanallara da benzer nitelikte bir yaptırım uygulanması son derece yerinde olur.
Yanlış anlaşılmasın lütfen; “Haber verilmesin” demiyorum, “Haber verilirken şiddetin pornografisi yapılmasın” diyorum.
Şimdi, “Efendim sorun abartılıyor, dizi ve filmlerin şiddeti teşvik ettiği söylenemez” diyenler olacaktır elbette.
Onlara bir anımı anlatarak yanıt vereceğim:
RTÜK’te görev yaptığım yıllardı.
Bir gün Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Kliniği Başkanı Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu geldi.
Özetle şunları söyledi:
“Bir televizyon kanalında yayınlanmakta olan ‘Saat Sabahın Dokuzuydu’ dizisinde bir genç kız çatıya çıkıyor ve kendini aşağıya atmak istiyordu.
O görüntülerin yayınlandığı günlerde Psikiyatri Kliniğimize yüksekten atlayarak intihar etmek isteyen onlarca genç kız getirildi. Hepsi de o dizinin izleyicisiydi.
Televizyonların etki gücü böylesine büyüktür. Lütfen bu tür yayınlara hoşgörüyle bakmayınız!”
***
Bilmem anlatabildim mi?