15 günlük ateşkesle ara verilen ABD/İsrail-İran savaşı taraf olan ülkelere büyük dersler verdi.

Bir:

ABD, büyük ekonomik ve askeri güce sahip olmanın uluslararası hukuku çiğnemenin gerekçesi olamayacağını acı bir deneyimle öğrendi. İsrail’in kışkırtmasıyla savaşa girmenin yanlışlığını anladı.

İki:

İsrail, Ortadoğu’da büyük bir güç olmanın hayalini kuruyordu. Bunun için ABD’yi aparat olarak kullanmak istedi. Ne var ki planı tutmadı, gelişmeler karşısında büyük hayal kırıklığı yaşadı.

Üç:

İran, çetin ceviz olduğunu gösterdi. Süper diye adlandırılan devletlere karşı nasıl direnç gösterileceğinin çarpıcı örneğini sergiledi, bir kahramanlık destanına imza attı.

Dört:

Körfez ülkeleri, ABD’ye güvenmenin yanlışlığını gördü. Yeni ekonomik ve güvenlik politikaları geliştirmenin zorunlu olduğunun farkına vardı.

Beş:

AB ülkeleri, ABD’ye ne güvenlik ne ekonomik anlamda güvenilemeyeceğini, NATO’nun çok gerekli olduğu zamanda bile işlevsiz kalabileceğini öğrendi.

Altı:

Türkiye, savaş karşısında sağduyulu bir yaklaşım içindeydi. Tahriklere kapılmadı, maceralara girmekten uzak durdu. Ama kırılgan ekonomik yapısı yüzünden savaşın olumsuz etkilerini yaşadı.

***

Ve gelelim savaşın ateşkese kadarki 40 gün içinde tüm ülkelere verdiği büyük derse:

Donald Trump, başkanlık sisteminin ne kadar yanlış ve sakıncalı olduğunu kanıtladı.

Bu durum, başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler için “En iyisi galiba parlamenter sistem” diye düşünmelerini sağlayacak acı bir ders niteliğindeydi.

+++++++++++++++++

İKİ SAATTE BİR İNTİHAR

TÜİK’in verilerine göre ülkemizde bir yılda 4 bin 460 kişi intihar etti.

Bunun anlamı, ortalama olarak günde 12, bir diğer deyişle her iki saatte 1 kişinin hayatına kendi elleriyle son verdiğidir.

Siyasi partiler ve ilgili kamu kurumları böyle büyük bir sorunu nasıl ve neden görmezler ve çözüm üretmezler anlamak mümkün değil.

***

Peki, ne yapılabilir, hangi önlemler alınırsa intihar olayları azaltılabilir?

Bu sorunun yanıtını, Türkiye Psikiyatri Derneği’nin hazırladığı bir raporu özetleyerek verelim:

-İntihar edenlerin yüzde 72’sini erkekler, yüzde 28’ini kadınlar oluşturmaktadır.

-Erkekler ağırlıklı olarak 15-44 yaş grubunda intihar ederken, kadınlar en çok 15-19 yaş grubunda intihar yoluyla ölümü seçmektedir.

-Ruhsal hastalığı ve intihar düşüncesi olanlar etiketlenme veya damgalanma endişesi ile bunu gizlemekte ve sonuçta tedavi başvuruları sınırlı kalmaktadır.

-İntihar sonucu hayatını kaybedenlerin yakınlarının yaşadığı ruhsal acı da düşünüldüğünde intihar toplumun önemli bir kısmını etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

-Ülkemizin, tüm toplumu kapsayan ve süreklilik gösteren ulusal intihar önleme programına ihtiyacı bulunmaktadır.

-Bu program halk sağlığı uygulamalarının bir parçası olarak yürütülmelidir.

-İntihar davranışı; genetik, psikolojik, sosyal ve kültürel birçok risk faktörü tarafından belirlenir. Bu nedenle yapılacak önleme programı disiplinli bir şekilde ele alınmalıdır.

-İntiharı önlemede siyasi iktidar, ruh sağlığı çalışanları, eğitimciler, medya, aile ve arkadaşlar hep birlikte çalışmalıdır.

-Ruhsal hastalığa sahip olmak intihar için önemli risk faktörlerinden biridir. Bu nedenle ruhsal hastalıkların erken dönemde saptanması, intihar riski olan bireylerin tedavisi önemlidir.

-İntiharı önlemede medyaya da önemli görevler düşmektedir. Medyada intihar haberleri özendirme etkisi yaratmayacak şekilde verilmelidir.

-İntihar düşüncesi olan kişilerin ölümcül intihar araçlarına ulaşımının kolay olması intihar oranlarını artırmaktadır. Ateşli silah temininin yasal olarak sınırlandırıldığı ülkelerde ateşli silahla intihar oranları azalmaktadır.