Dönemin Amerikan kamuoyunda "Seward'ın Buzdolabı" denilerek şiddetle eleştirilen ve alay konusu olan Alaska'nın satın alınması, zaman içinde küresel bir servet merkezine dönüştü.
'Zarar ediyor' diye satıldı şimdi altın ve petrol fışkırıyor: Servet değerinde toprak
Rus İmparatorluğu'nun "maliyetli" diyerek elden çıkardığı topraklardan fışkıran altın ve petrol, bugün iki süper güç arasında yeniden sembolik bir gerilim konusu oldu.
Sözcü'de yer alan habere göre; Rusya'nın dönümünü 2 sentin bile altında bir fiyata, toplamda sadece 7,2 milyon dolara devrettiği 1,55 milyon kilometrekarelik devasa coğrafya, ABD'nin enerji ve maden bağımsızlığının kilit taşı haline geldi.
Rus İmparatorluğu'nun Alaska'yı elden çıkarmasının arkasında ciddi mali ve stratejik krizler yatıyordu. Koloninin başkent St. Petersburg'a binlerce kilometre uzaklıkta olması ve bölgedeki en önemli gelir kaynağı olan deniz samuru kürk ticaretinin çökmesi, Rusya'nın işini zorlaştırdı.
Özellikle 1853-1856 Kırım Savaşı'ndan büyük bir ekonomik yıkımla çıkan imparatorluk, bu uzak toprakları savunacak gücü kendinde bulamadı.
Bölgenin, en büyük rakipleri olan İngiltere'nin eline geçmesinden korkan İmparator II. Alexander, 1866'da kesin satış kararını vererek gizli müzakereleri başlattı.
Satın alındıktan sonra yaklaşık 30 yıl boyunca yalnızca askeri kurumlar tarafından yönetilen ve adeta unutulan Alaska, 1896 yılında Yukon bölgesindeki zengin altın yataklarının keşfiyle kaderini değiştirdi.
Bu devasa altın akınını; çinko ve kömür madenlerinin açılması, uçsuz bucaksız kereste ormanlarının işlenmesi ve nihayetinde devasa petrol rezervlerinin bulunması izledi. Bugün ABD ekonomisini doğrudan besleyen Alaska, ülkenin enerji bağımsızlığında kritik bir rol oynuyor.
Alaska'nın satışı, günümüzde ABD-Rusya hattında sembolik bir çatışma alanı olmaya devam ediyor. Özellikle Rusya'nın 2022'deki Ukrayna müdahalesi sonrası Batı tarafından dondurulan varlıklarına misilleme olarak, bazı Rus siyasiler "Alaska'nın geri alınabileceği" yönünde provokatif söylemler geliştiriyor.
Sosyal medyada zaman zaman dolaşıma sokulan "anlaşmanın geçersiz olduğu" yönündeki iddialar ise resmi makamlarca kesin bir dille yalanlanıyor. ABD hükümeti bu tür söylemleri diplomatik bir ciddiyetle ele almazken, 1867'de atılan tarihi imzanın hukuki geçerliliği katı bir şekilde korunmaya devam ediyor.