Gazeteci Alaattin Aktaş, Yeni Şafak Gazetesi'nin rutin olarak Mehmet Şimşek'i hedef almasından sonra akıllara gelen "Mehmet Şimşek gidici mi?" sorusunu yanıtladı. Seçim dönemi gelmeden politikalarda değişim olmaz diyen Aktaş, "Ekonomik tercihlerde ortaya çıkacak değişikliği belirleyecek olan da seçimin tarihidir" ifadelerini kullandı.
Alaattin Aktaş, Ekonomim'de yayımlanan köşe yazısında Mehmet Şimşek'in koltuğunun sallandığı iddialarını gündeme aldı. "Seçim olmadan geçim olmaz" diyen Aktaş, seçimin en erken 2027'nin ilk yarısında yapılacağını, bu tarihe kadar da vatandaşın ekonomik rahatlama için umutlanamayacağını söyledi.
Aktaş'ın yazısından öne çıkanlar şöyle:
Bu yıl kim ne kadar şikayet ederse etsin ekonomi politikasında temelde bir değişiklik olmaz. Hangi bankacı ne derse desin, hangi medya kuruluşu ne yazarsa yazsın, temel politikalarda değişiklik gündeme gelmez.
Hem ekonomide bazı kararlar alarak, bazı uygulamaları değiştirerek istenilen sonucu elde etmek mümkün değil ki… Bunlar işin kolayı zaten, önemli olan sağlıklı bir ekonomi ortamı oluşturmak, o da ekonomik değil, siyasi bir tercih. O da yapılmaz.
Adalet algısının böylesine bozulduğu bir ortamda ekonomiye ilişkin üç beş kararla sorunun üstesinden gelineceğini düşünmek fazla iyimserlik olmaz mı?
Ufukta bir seçim görünmediğine göre yakınan yakındığıyla kalır ve hiçbir şey değişmez
Üç işaret…
Bu köşede 22 Aralık’ta “Ne zaman seçim ne yazık ki ancak o zaman birazcık geçim” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda enflasyonla mücadeleyi ikinci plana iten ve toplumun nefes almasına katkıda bulunan adımlar görüldüğünde bunun seçimin ayak sesleri olarak okunması gerektiğini vurgulamıştım.
Seçimin yaklaştığını gösteren işaretler neler mi olurdu…
Bir; faiz muhtemelen olması gerekenden daha fazla düşürülür ve krediye erişim kolaylaşır, böylece hem hanehalkının, hem reel sektörün görece de olsa rahatlaması sağlanır.
İki, çalışanlara ve emeklilere enflasyon farkının ötesinde artışlar verilir.
Üçüncü olarak da bazı para ve vergi cezaları belki anapara da dahil affedilir.
Zaten şimdi bir anlamda örtülü olarak yapılması istenenler bunlar.
Örtülü olarak, çünkü “Bu program ömrünü tamamladı” diyenlerin de, “Program çöktü” diyenlerin de önerdikleri somut bir program yok. Programın çöktüğünü dile getiren bir medya kuruluşundan tabii ki teknik bir program önerisinde bulunması beklenmez; ama bu görüşü ileri sürenler pekala ekonomik olmayan gerçek çözümü dile getirebilir; ama onu da yapamazlar.
Çünkü gerçek çözüme değinmek el yakar! Tabii ki öyle bir sorun olduğu da kabullenilmiyordur, o da ayrı.
Bankacılar ne ister, belli…
Bankacılık kesiminin ne istediği, ne isteyebileceği çok açık. Bu istekler kapalı kapılar ardında hep dile getiriliyordu, bu kez daha açık bir şekilde söylendi.
Bankacı emaneten para toplar ve üstüne kâr koyarak o parayı kredi olarak kullandırır, bir başka ifadeyle satar.
Banka, doğal olarak daha düşük maliyetle para toplamak ister. Bu sayede kredi faizi düşük olacaktır, ucuz kredi kolay satılacaktır.
Oysa şimdi yüksek faiz yüzünden hem mevduat maliyetli, hem kredi faizi yüksek seyretmektedir ve kredi geri dönüşünde sorun yaşanmaktadır. Bankalar bir de tabii ki kredi kullandırmada sınırlama olmamasını tercih eder.
Şimdi her türlü sorun var. Faiz görece yüksek, toplanan para da sınırlamalar yüzünden ve pahalı bulunduğu için yeterince satılamıyor.
Bu istekleri yerine getirmek çok basit de, sonrası başka maliyetlere yol açıyor işte. Ekonomi yönetiminin temel önlem anlayışı herkesin “perhiz yapmasını sağlamak” olduğu için “daha az yenilsin, içilsin, daha az kredi kullanılsın, daha az üretilsin, tüketilsin” mantığı güdüldüğü için buna izin verilmiyor ve çıkarlar işte bu aşamada çatışıyor.
Bankacılık kesimi de bekleyecek; seçim yaklaşınca tüm bu sorunlar geride kalacak.