Reuters’ın son geçtiği haberlere göre, bizimkiler köprü ve otoyolları satmak için Portekiz’in yol devi Brisa ile masaya oturmuş…

Kaşla göz arasında işi bitiriyorlar yani.

İddialara göre maksimum 5-6 milyar dolara 25 yıllığına imtiyaz devri yapacaklarmış.

Şimdi gelelim bu altın yumurtlayan tavuğun gerçek değerine;

Resmî verilere göre; 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden yıllık yaklaşık 112 milyon dolar, yedi büyük otoyoldan ise yaklaşık 488 milyon dolar gelir elde ediliyor.

Her ikisinin toplam geliri ise yaklaşık yıllık 600 milyon dolar.

Tıkır tıkır işleyen süper bir nakit akışı yani.

Devlet hiçbir şey yapmayıp sadece bu rakamı 25 yıl toplasa 15 milyar dolar gelir elde ediyor.

Ama bunun yerine maksimum 5-6 milyar dolara devretmeyi tercih ediyor.

Bu arada 15 milyar dolarlık gelirin, devletin "sosyal koruma" amacıyla uyguladığı düşük fiyatlarla oluştuğunu da unutmayın.

Yani bu yollar özelleşip tarifeler mevcut özel sektör emsalleri seviyesine çıkınca rakam bu olmayacak.

Hadi gelin o zaman bir de tabloya o açıdan bakalım;

Bugün Türkiye yollarında "ikili bir dünya" var.

Bir tarafta Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işlettiği "kamu" yolları, diğer tarafta Yap-İşlet-Devret modeliyle işletilen "özel" yollar.

Bu iki yapı arasındaki fiyat uçurumu, özelleştirme sonrası bizi nelerin beklediğinin en somut kanıtı.

Kamu köprülerinden geçiş otomobil için 59 lira iken; özel sektörün işlettiği Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçiş 95 lira.

Daha korkunç fark ise otoyollarda. İstanbul-Ankara arası kamu otoyolu 338 lira iken; özel işletmedeki İstanbul-İzmir otoyolu bin 965 lira.

Şimdi bu rakamlara göre hesabı tekrar yapalım.

Çünkü bizim köprü ve otoyolları elin Conisi alınca fiyatlar burada kalmayacak.

Sadece köprüler özel sektör seviyesine çekilse bile fiyatlar anında yüzde 61 oranında artacak. Yani köprü gelirleri yıllık 112 milyon dolardan 180 milyon dolara fırlayacak.

İstanbul-Ankara arası kamu otoyolu 338 lira iken, İstanbul-İzmir otoyolu Bin 965 lira . Bu yaklaşık 6 katlık fiyat farkı anlamına geliyor.

Özelleştirme sonrası otoyol gelirlerinde nasıl bir patlama olacağını siz düşünün.

Bu veriler ışığında; kamu yolları özel sektörün işletme ve fiyatlama mantığına geçtiğinde, bugün yıllık 600 milyon dolar olan toplam gelir, kısa sürede yıllık 2,5 - 3 milyar dolar bandına oturacak.

Hadi gelin şimdi bu rakama göre hesabı tekrar yapalım;

Devletin yılda 600 milyon dolar olarak topladığı rakam özele geçince yıllık neredeyse 2,5 - 3 milyar dolara fırlayacağı için Coniler iki yılda parayı çıkarıp kalan 23 yılda bedavadan garanti gelire konacak.

Ve 25 yıllık imtiyaz süresinde, 60 ila 75 milyar dolarlık bir tahsilat yapacak.

Hükümet, bu büyük potansiyeli bugün 5-6 milyar dolara satıyorsa, bunun adı satış değil başka bir şeydir.

Tabii burada konuşmadığımız başka bir konu daha var.

Köprü ve otoyolları alacak olan Coniler ya bizimkileri taksite zorlayacak ya da çok ucuz finansmanla işi takside bağlayacak.

En kötü senaryoda ise daha önceki özelleştirmelerde olduğu gibi bizim kamu bankalarından kredi kullanıp işi ve riski bedavaya getirecek.

Olmaz demeyin, Türk Telekom’da aynen bu yapılmıştı. Üstelik Türk Telekom’u alan uyanıklar, bir de aldıkları krediyi ödemeden bakır tellerine kadar da söküp kaçmışlardı. Sonra da hesabı bizim bankalara bırakmışlardı.

Eğer yine böyle bir şey olursa, karşımızda bir "satış" değil, devlet eliyle yabancılara sunulan bir "finansal ikramiye" var demektir.

Kısaca Coniler, ceplerinden bir kuruş bile çıkarmadan, bizim vatandaştan topladıkları garanti parayla devlete olan taksitlerini ödeyerek milyarları götürecek.

Bu en hafif tabirle, kamu kaynaklarının yabancılara “bedelsiz” olarak hibe edilmesidir.

Özelleştirme sevicilerin "verimlilik artacak" argümanı ise büyük bir yalandır.

Çünkü bu otoyol ve köprüler, Türk Telekom’dan çok daha kritik bir "doğal tekel".

İnternet servis sağlayıcınızı değiştirebilirsiniz ama İstanbul’dan Ankara’ya giderken yolu değiştiremezsiniz.

Alternatifi olmayan bir yapıda rekabet olmaz; sadece "fiyat dayatması" olur.

Bunların "özel sektör tarifesi"ne geçmesi, marketteki sütün, inşaattaki demirin ve pazardaki domatesin fiyatında artış ve ekstra enflasyon demek.

Ayrıca bu hamle hazine için de çok büyük bir stratejik hata…

Hazine, şu anda kâr eden kamu yollarından gelen parayla, zarar eden ve geçiş garantisi verilen özel yolların yükünü taşımaya çalışıyor.

Eğer altın yumurtlayan tavukları satarsanız, zarar eden yolların milyarlarca dolarlık garanti ödemeleri doğrudan bütçeden, yani bizim vergilerimizden çıkacak.

Bu tam anlamıyla, hazine için "gelir-gider dengesi" felaketi.

Tarihsel perspektiften baktığımızda, kamu gelirlerini uzun vadeli nakit karşılığı devretmenin adı alenen Düyun-u Umumiye mantığıdır.

Özetle;

Bugünkü sözde bütçe baskısını hafifletmek için ülkenin en stratejik damarlarını devredilmesi; önümüzdeki 25 yıl boyunca her köprüden geçişte bizler ve bizden sonraki kuşakların ağır bedel ödemesi anlamına gelecek.

Unutmayalım; o köprülerden geçen araçlar sadece yolcu taşımıyor, Türkiye ekonomisinin tüm maliyet yükünü sırtında taşıyor.

Geleceğin gelirini bugünden harcamak, sadece bir ekonomi politikası değil, bir geleceğin satışıdır.