Haber Global’den Mert İnan’ın haberine göre Doğu Akdeniz’de enerji şirketlerinin doğal gaz arama faaliyetleri yeni bir aşamaya taşınıyor.
Akdeniz’de sular ısınıyor: Şirketler kıta sahanlığımızı ihlal edecek
Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama faaliyetleri üretim sürecine ilerliyor. ENI ve TotalEnergies’in Kronos sahası için 2028, ExxonMobil ve QatarEnergy’nin sahaları için ise 2033 hedefi öne çıkarken, deniz yetki alanları ve gazın ihracat güzergâhı yeniden gündemde.
Kaynak: Haber Merkezi
ENI ve TotalEnergies’in Kronos sahası için nihai yatırım kararını açıklaması, bölgede üretim odaklı dönemin başlangıcına işaret ediyor.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 6 numaralı parsel olarak tanımladığı sahada üretimin 2028’de başlaması planlanıyor.
Kronos’tan çıkarılacak gazın deniz altından Mısır’a ulaştırılması ve burada LNG’ye dönüştürülerek dünya pazarlarına gönderilmesi öngörülüyor.
Yaklaşık 85 milyar metreküp üretilebilir rezerve sahip olduğu tahmin edilen sahada yıllık 2,8 milyon ton LNG üretimi hedefleniyor.
Gazın, ENI’nin bağlantılı olduğu Mısır altyapısı üzerinden Damietta LNG Terminali’ne taşınması ve özellikle Avrupa pazarına sevk edilmesi planlanıyor.
Üretim sistemlerinin deniz tabanına kurulması, boru hattının döşenmesi ve saha geliştirme çalışmalarının yürütülmesi gerektiğinden, 2028 hedefi yoğun bir yatırım takvimini de beraberinde getiriyor.
Kronos sahasının bulunduğu alan aynı zamanda Türkiye ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki deniz yetki alanı anlaşmazlığının merkezinde yer alıyor.
Türkiye, Rum yönetiminin bazı ruhsat bölgelerinin kendi kıta sahanlığı iddialarıyla örtüştüğünü belirtirken, Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki haklarının da gözetilmesini savunuyor.
Doğu Akdeniz’deki enerji faaliyetlerinin diğer ayağında ise ExxonMobil ve QatarEnergy bulunuyor.
İki şirket, Güney Kıbrıs’ın 10 numaralı parsel olarak tanımladığı bölgedeki Glaucus ve Pegasus sahalarında bulunan doğal gazın ticari işletmeye uygun olduğunu açıkladı.
Şirketlerin yol haritasında önce ek değerlendirme sondajları, ardından ön mühendislik ve tasarım çalışmaları bulunuyor.
Nihai yatırım kararının 2029’da verilmesi, üretimin ise 2033’te başlaması öngörülüyor.
Çıkarılacak gazın tüketici pazarlarına ulaştırılması için üç seçenek değerlendiriliyor: Yüzer LNG tesisleri, Kıbrıs’ta kurulacak kara tesisi ve Mısır’ın mevcut altyapısı.
Şirketlerin açıklamalarında Mısır üzerinden ihracat seçeneği öne çıkıyor.
Üretim planlarının gündeme gelmesi, Kıbrıs Türk tarafının gelir paylaşımına ilişkin itirazlarını da yeniden öne çıkarıyor.
KKTC, ada çevresindeki doğal kaynakların iki toplumun ortak hakkı olduğunu savunuyor.
Bu kapsamda 2011’de dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu tarafından BM’ye iletilen öneride, Kıbrıs sorununa çözüm bulunana kadar hidrokarbon faaliyetlerinin taraflarca durdurulması veya ortak bir komite oluşturulması istenmişti.
Öneriye göre kurulacak yapı; ruhsatlandırma, arama, sondaj ve gelir paylaşımı süreçlerini birlikte yönetecekti.
Daha sonraki dönemlerde benzer teklifler gündeme gelse de ortak bir mekanizma oluşturulamadı.
Türkiye de geçmiş yıllarda bölgedeki bazı sismik araştırma ve sondaj çalışmalarına donanma unsurlarıyla müdahale etmişti.
Ankara, kendi kıta sahanlığı ile KKTC’nin ruhsat verdiğini açıkladığı alanlarda yabancı gemilerin faaliyet yürütmesine karşı çıkmıştı.
Sonraki süreçte bölgedeki gerilim büyük ölçüde diplomatik açıklamalar üzerinden devam etti.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Umur Tugay Yücel, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini sürdürürken Rusya, Çin, Körfez ve Afrika ülkeleriyle bağlarını da geliştiren çok kutuplu bir denge politikası izlemesi gerektiğini ifade ediyor.
Yücel, Doğu Akdeniz’deki mücadelenin enerji ve diplomasi sınırlarını aşarak önümüzdeki on yıllarda bölgesel güç dağılımını ve hangi aktörün merkez konuma geleceğini belirleyebilecek daha geniş bir rekabete dönüştüğünü belirtiyor.
Jeostrateji Uzmanı ve Araştırmacı Dr. Ahmet Uslu ise enerji şirketlerinin arama faaliyetlerinden üretim planlarına geçmesinin bölgedeki rekabeti daha sert bir aşamaya taşıyacağını söylüyor.
Uslu, 2028 sonrasında tartışmanın yalnızca doğal gazın çıkarılmasıyla sınırlı olmayacağını, bölgedeki ekonomik etkinliğin hangi aktör tarafından oluşturulacağının da gündemin önemli başlıklarından biri haline geleceğini ifade ediyor.