“Barış” Maskesi Altındaki Gerçekler ve İYİ Parti’nin Tavrı. Adı “barış” olan ama gerçekte milletin gözünü boyamaya yönelik, uluslararası Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir parçası olan sözde “terörsüz Türkiye” süreci, başından beri iktidar tarafından “açık ve şeffaf” yürütülecek diye ilan edilmişti. O gün kürsülerden verilen sözler, “milletin iradesi her şeyin üzerinde olacak” ifadeleriyle süslenmişti. Ne var ki bugün anlıyoruz ki bu sözler, Türk milletinin iradesini susturmak, milli hafızayı uyuşturmak için atılmış sahte temennilerden başka bir şey değilmiş.
Şeffaflık vaat edilirken, gizlilik kararlarıyla kapalı kapılar ardında pazarlıklar yürütülüyor. Dahası, öyle bir noktaya gelindi ki, PKK’nın siyasi uzantıları bile olup bitenleri öğrenebilirken, bu ülkenin gerçek sahibi olan Türk milleti bilgilendirilmiyor. Bu sadece siyasi bir hata değil; milli iradeye, demokrasiye ve terörle mücadeleye açıkça ihanettir.
Bu noktada iktidarın sicili artık herkesin malumu. “Terörle mücadele” diye yola çıkıp, aynı terör örgütünün siyasi kanadıyla masa kuran, sonra da bunu milletin menfaatine diye pazarlamaya çalışan bir yönetim anlayışı var. Bu anlayış, milletin güvenini kırmakla kalmıyor; terörle mücadelenin ciddiyetini de yerle bir ediyor.
Daha da vahimi, bu sürece açık ya da örtülü şekilde destek veren diğer siyasi partilerin tutumudur. Sessiz kalanlar, görmezden gelenler, bir yandan “milli birlik” nutukları atıp, diğer yandan perde arkasında pazarlıklara sessizce onay verenler, bu milletin sırtına saplanan bıçağın tutamağında elleri olanlardır. İktidarın açtığı bu yol, tek başına yürünen bir yol değil; ona yancı olanlar olmasa bu proje bu kadar kolay ilerlemezdi.
İşte tam bu noktada İYİ Parti ve Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu’nun tavrı, milletin vicdanında ayrı bir yer edinmiştir. Dervişoğlu, komisyona üye vermeyerek ve toplantılara katılmayarak, hem iktidarın hem de bu sürecin görünmez ortaklarının oynadığı oyunu bozdu. Onun sözleri, meselenin özünü net bir şekilde ortaya koyuyor:
“Orada alınacak kararlara meşruiyet kazandırmak için bizim hayır oylarımız onlara gerekliydi. Biz bu oyuna düşmedik, düşmeyeceğiz.”
Bu duruş, siyasette nadiren gördüğümüz bir netliktir. Çünkü mesele sadece “hayır” demek değil, aynı zamanda kurulan tuzağı görmek ve o tuzağın parçası olmamaktır. Bu, gerçek bir liderliktir.
Bugün “barış” kelimesi, masum bir niyetin değil, sinsi bir planın örtüsü olarak kullanılıyor. Tarih boyunca bu coğrafyada barış kelimesi, bazen gerçek barış için değil, teslimiyet ve dayatma için kullanılmıştır. Şimdi yine aynı oyun sahnede. İktidarın ve ona sessizce destek verenlerin bu oyunu, er ya da geç milletin vicdan terazisinde tartılacak ve hesabı sorulacaktır.
Millet, artık sahte barış masallarını değil, gerçekleri duymak istiyor. Bu millet, terörle müzakere değil, terörle mücadele görmek istiyor. Çünkü bu ülkenin geleceği, terörle pazarlık yapanların değil, terör karşısında tavizsiz duranların ellerinde yükselecektir.
İhanet, çoğu zaman yüksek sesle değil, kapalı kapılar ardında fısıldanır. Ama ne olursa olsun, millet bir gün o fısıltıları duyar. O gün geldiğinde kimlerin hangi masada, hangi sıfatla oturduğu, kimlerin milletin hakkını savunduğu hafızalarda yerini alacaktır.