Yaklaşık dört bin sayfayı bulan “İmamoğlu iddianamesi” açıklandı.

Bu çapta bir iddianameyi hem sanıkların sonuna kadar okuyup not alması, hem de avukatların her ayrıntıyı akıllarında tutması çok zor. Belki de bütün davaları tek çatı altında toplamalarının sebebi budur.

Anladığım kadarı ile müstakil olması gereken davalar bile sırf İmamoğlu ile ilişkilendirmek için birleştirilmiş.

Dosyadaki delilleri bilmiyoruz, ancak toplumda bu davaların siyasi olduğuna dair geniş bir mutabakat var. Yargı bu kadar politikleştirilmeseydi daha sağlıklı değerlendirmeler yapmak mümkün olurdu.

Netice ne olursa olsun, toplum bu davayı bu şekilde değerlendirecektir.

İmamoğlu’na örgüt lideri diyebilmek için tüm sanık belediye başkanlarını onunla ilişkilendirmek çok akla uygun gelmiyor. Sonra ne demek ülkeyi ele geçirmek? Bütün partilerin hedefi iktidar olmak değil mi? Bazıları iktidar olunca ele geçirmek olmuyor da diğer bazıları iktidar olunca niçin ele geçirmek oluyor? Şimdilik şu kadarını söyleyeyim; kimseye haksızlık yapılmamalı, politik sebeplerle kimse mağdur edilmemelidir. Siyaset yargının üzerinden elini çekmelidir. Değerli hukukçu Sami Selçuk’un ifade ettiği gibi, “Yargıya politika girdi mi adalet kirlenir.” Adaleti kirletmeyelim!

Şehitler Tepesi boş değil!

Öyle diyordu Arif Nihat Asya. Bu coğrafyada herşey biter ama şehitler kervanının arkası kesilmez.

Elim bir uçak kazasında, yirmi kahramanımızı daha sonsuzluğun Rabbine gönderdik. Bu yas, bu üzüntü ve bu cenazeler hepimizin. Ama hiç ders almıyoruz. Biliyorum bir hafta on gün konuşup sonra unutacağız. Konuşanlar da zülfü yare dokunmasın diye konuşacaklar. Yine hiç kimse sorumluluğu üzerine almayacak, kimse istifa etme gereği hissetmeyecek, yine ağaçlar, bulutlar, yıldızlar suçlanacak, sonunda, ateş düştüğü yeri yakacak. Zaten o ateş başkalarını da yaksaydı, tedbir alırlardı, yirmi arslanı yarım asırlık ıskarta bir uçağa bindirmezlerdi. Biz unuttukça, biz sustukça daha böyle nice olayla karşılaşacağız. Sözü noktalarken ülkeyi yönetenlere bir soru sormak istiyorum: “Siz çocuklarınızı böyle bir uçağa bindirir miydiniz?”

İYİ Parti kongresine doğru

İYİ partinin kongresine az bir zaman kaldı. Dervişoğlu, mental olarak çökmüş parti ve seçmenini yeniden ayağa kaldırdı. Yeni bir umut aşıladı. Partiyi, milliyetçiliği merkez yapan, merkezi odağına alan bir çizgiye oturttu. Bunun anlamı, “biz bu ülkeyi yönetmeye talibiz” demektir. İktidar istemeyen bir parti kar yapmamak için ticaret yapan tüccara benzer. Öyle partiler de var. İYİ parti işte bunun için gittikçe umut oluyor. Fedakar bir nesil yarım asırdır iktidar hayaliyle yaşıyor. Dervişoğlu, “gözünüz açık gitmeyeceksiniz, hedefe varacağız” diyor. Başta tereddüt edenler bile bugün ona büyük güven duyuyor. Grup toplantılarındaki her cümlesi bir gülle gibi, hedefine kilitlenip vurduğu yeri dağıtıyor. Öcalan’ın mevcut politikaların noteri haline getirildiği bu dönemde İYİ partide toplanmanın önemi daha da artıyor, toplanmalıyız, unutmayın biz dağılırsak herşey dağılır. Şimdi iyi de, güzelde, Hak’ta ve hakikatte buluşma zamanı…