Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yıl sonu enflasyon tahminlerinde yukarı yönlü vites büyütmesi, ekonomi koridorlarında tartışmaların fitilini ateşledi. EKOTÜRK’te ekranlara gelen “Günün Yorumu” programında mercek altına alınan bu hamlenin, basit bir matematiksel güncelleme olmanın çok ötesinde, doğrudan piyasa psikolojisini ve toplumsal güveni sarsan bir kırılmaya dönüştüğü ifade edildi.
Piyasalarda deprem etkisi yarattı: Vatandaş rapora değil market rafına bakıyor
Merkez Bankası’nın enflasyon tahminini bir kez daha yukarı yönlü güncellemesi piyasalarda deprem etkisi yarattı. EKOTÜRK ekranlarında masaya yatırılan revizyon dalgası, ekonomistlere göre artık teknik bir düzeltmenin ötesine geçerek ciddi bir güven krizine yol açıyor.
Uzman kadroların ortak paydada buluştuğu analizlere göre; ilan edilen enflasyon hedefleri sadece kağıt üstünde kalan birer veriden ibaret değil. Bu oranlar, ücret pazarlıklarından kira sözleşmelerine, bankaların kredi iştahından büyük ölçekli yatırımların takvimine kadar ekonominin tüm çarklarını doğrudan bileyen temel birer kerteriz noktası niteliği taşıyor.
Kağıt Üstündeki Hedefler İnandırıcılığını Yitiriyor
Prof. DR. Emre Alkin’in programdaki değerlendirmelerinde, enflasyon çıtasının sürekli olarak yukarı taşınmasının piyasadaki "güven kredisini" tükettiği belirtildi. 2020 yılından bu yana süre gelen tahmin revizyonları kronolojisi hatırlatılırken, özellikle "tek haneli enflasyon" vaadinin sürekli ileri bir tarihe ötelenmesinin, ekonomi yönetimine duyulan inancı derin bir sorgulama sürecine ittiği belirtildi.
Geçmişte yüzde 25'lerin, ardından yüzde 26 ve yüzde 20'li patikaların konuşulduğu, ancak gelinen noktada hedef bandının hep daha yukarıya monte edildiği vurgulandı. Küresel piyasalardaki petrol şokları, maliyet baskıları ve döviz kuru dalgalanmaları gibi dışsal faktörlerin arkasına sığınılsa da, sık yapılan bu makas değişikliklerinin mevcut ekonomi programının kredibilitesine gölge düşürdüğü gerçeği öne çıktı. Kısacası, sürekli değişen hedefler hem sokaktaki vatandaşın hem de tabelayı belirleyen iş dünyasının ekonomi yönetimine olan güvenini adeta kemiriyor.
Vatandaşın Enflasyonu: Raporlar Değil, Etiketler
Ekonomi kurmayları tarafından çizilen pembe ya da gri tahmin aralıkları, sokaktaki vatandaş nezdinde artık karşılık bulmuyor. Kamuoyu resmi açıklamalardan ziyade mutfaktaki yangına, yani günlük fiyat hareketlerine kilitlenmiş durumda. EKOTÜRK'teki yayında, kitlelerin resmi verilerden ziyade market raflarındaki etiketleri, fatura tutarlarını, fırlayan kiraları ve bankaların kredi faiz oranlarını bizzat kendi bütçeleri üzerinden test ettiği aktarıldı.
Alkin’e göre özellikle sosyal medya mecralarında infial yaratan Türkiye ve İngiltere arasındaki market sepeti karşılaştırmalarına da atıfta bulunulan programda, asıl sancının sadece sterlin-TL kıyası olmadığı, adalet duygusunun zedelenmesi olduğu kaydedildi. Aynı emek ve gelir karşılığında gelişmiş ülkelerde çok daha fazla ürün alınabildiğini gören vatandaş, açıklanan resmi hedeflere değil, cebindeki nakdin her geçen ay nasıl eridiğine bakarak kendi enflasyonunu hesaplıyor.
İş Dünyası Önünü Göremiyor: Stok Finansmanı Çıkmazı
Madalyonun diğer yüzünde ise iş dünyası, maliyet sisinin içinde yönünü bulmaya çalışıyor. Enerji kalemlerindeki artışlar, işçilik maliyetleri, kredi musluklarının kısıklığı ve vadelerin daralması üreticiyi köşeye sıkıştırmış durumda. Şirketlerin fiyatlama reflekslerini tamamen savunma pozisyonuna kaydırdığı aktarılan programda, sanayicinin artık uzun vadeli sipariş alırken iki kez düşündüğü belirtildi.
Birçok işletme, gelecekteki maliyet tsunamisinden korunabilmek adına çareyi stoklu çalışmakta buluyor. Hammaddeyi işleyip mamul haline getiren fabrikalar, üretim çarklarının durmaması adına cirolarının devasa bir kısmını stok finansmanına yatırmak zorunda kalıyor. Uzmanlar bu tehlikeli durumu şu sözlerle özetliyor: Enflasyon artık yalnızca makroekonomik bir veri olmaktan çıktı; kalıcı bir davranış biçimine ve fahiş fiyat refleksine dönüştü.
"Geçici Enflasyon" Söylemi Rafta Kaldı
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın kamuoyuyla paylaştığı son Enflasyon Raporu sonrası piyasanın nabzını tutan programda, yeni vaatlerin gerçekleşme ihtimaline karşı toplumdaki inancın dibe vurduğu tespiti yapıldı.
Küresel konjonktürde savaşların, enerji krizlerinin ve jeopolitik gerilimlerin hedef sapmalarına yol açması olağan kabul edilse de, Türkiye özelinde sürekli revizyon yapılmasına rağmen "program tıkır tıkır işliyor" argümanının halkta hiçbir karşılık bulmadığı aktarıldı. Gelinen noktada enflasyon, geçici bir türbülans olarak değil, toplumun iliklerine kadar işleyen kalıcı bir ekonomik refleks olarak kabul görüyor.
Son analizde ise, Türkiye’nin bu sarmaldan kurtulması için sadece faiz enstrümanı veya kağıt üstündeki hedeflerin yeterli olmayacağı; acil şifanın zedelenen "güven mekanizmasının" sıfırdan inşa edilmesinde yattığı vurgulandı.