Market raflarında yer alan ve günlük olarak evlerimizde tüketip yemeklerimize dahil ettiğimiz bazı ürünleri sık sık satın alırız. Ne var ki, marketlerden temin edilen ve her gün tüketilen bu ürünlerin insan sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceği tespit edildi.
Marketlerde kapış kapış satılıyordu: Yoğurt reyonunda büyük tehlike
Her gün "sağlıklı" diyerek tükettiğimiz yoğurtlar aslında birer tüketici aldatmacası mı? Gıda mühendisleri ve uzmanlar uyardı: Meyvelisinden yağsızına, probiyotiğinden bitkisel olanına kadar market raflarındaki yoğurtların arkasındaki gizli tehlikeler ve çarpıcı laboratuvar sonuçları...
Süpermarket alışverişi yaparken yolumuz ne zaman süt ürünleri bölümüne düşse, içimizde tuhaf bir rahatlık ve güven hissi uyanır. Özellikle mevzu "yoğurt" olduğunda, birçoğumuz onun ne kadar doğal ve yararlı olduğuna o denli ikna olmuşuzdur ki arkasındaki etiketi incelemeyi aklımızdan bile geçirmeyiz. "En fazla ne zararı olabilir?" mantığıyla yaklaşırız.
Sözcü'nün haberine göre, buna karşın gıda mühendisleri, diyetisyenler ve uluslararası tüketici hakları kuruluşları, günümüz market raflarını incelediklerinde bizim hissettiğimiz bu huzuru taşımıyorlar. Hatta büyük bir kısmının birleştiği nokta tam olarak şu: "Şu an marketlerden satın aldığınız yoğurtların pek çoğu, gerçekte ambalajıyla sağlıklı görünmeye çalışan birer tüketici aldatmacasından ibaret."
Fransa merkezli popüler tüketici dergisi 60 Millions de Consommateurs (60 Milyon Tüketici) başta olmak üzere, dünya çapındaki gıda araştırmacılarının yürüttüğü çalışmalar, her gün alışveriş sepetimize eklediğimiz o masum paketlerin arkasında dönen oyunları açıkça ortaya koyuyor.
FORM DEĞİŞTİRMİŞ BİR GAZLI İÇECEĞE BENZİYOR
Çocuklarına süt ürünlerini sevdirmeyi amaçlayan anne babaların ya da tatlı krizlerini zararsız bir şekilde geçiştirmek isteyenlerin ilk yöneldiği ürünler genellikle meyveli yoğurtlardır. Ne var ki, tanınmış beslenme uzmanı Raphaël Gruman bu hususta oldukça net bir ikazda bulunuyor: "Yalnızca bir kap meyveli yoğurdun içinde, kimi zaman 3 ya da 4 küp şekere denk gelecek düzeyde ilave şeker yer almaktadır."
Laboratuvar sonuçları, söz konusu yoğurtların her porsiyonunda tahminen 15 gram şeker barındığını gözler önüne seriyor. Bu miktar, neredeyse bir kutu asitli, asetonlu gazlı içecekle eş değer! Başka bir deyişle, kendiniz ya da çocuğunuz için faydalı bir ara öğün tercih ettiğinizi düşünürken, gerçekte yalnızca meyve aroması verilmiş, yoğun kıvamlı endüstriyel bir tatlı yiyorsunuz.
YAĞSIZ DİYE SATILAN YOĞURTLARA DİKKAT!
Zayıflamak ya da formunu muhafaza etmek isteyenlerin "imdadına yetişen" %0 yağlı yoğurtlar, aslında gıda sektörünün en büyük yanılsamalarından biridir. Yürütülen mantık düzdür: Yağ yoksa, kilo almak da yok. Fakat sütten yağı tümüyle ayrıştırdığınızda ortaya çıkan o akışkan, çorba benzeri yapı nasıl oluyor da kaşıkta katı bir biçimde durabiliyor?
Bu sorunun yanıtı gıda mühendislerinin hazırladığı raporlarda saklı: Endüstriyel işlemlerle yapısı değiştirilmiş mısır nişastası ve jelatin. Yağ tüketiminden uzak durmaya çalışırken, organizmanıza yüksek oranda karbonhidrat ve nişasta almış oluyorsunuz. Bu tablo, rejim yapmasına karşın bir türlü zayıflayamayan kişilerin neden hedefledikleri kiloya ulaşamadıklarını da çok iyi açıklıyor.
PROBİYOTİK RAFTA ÇÖKTÜ
Bağırsak florasının korunması, günümüz tıp dünyasının en çok üzerinde durduğu konulardan biri haline geldi. Durum böyle olunca, üzerinde "probiyotik" ibaresi taşıyan yüksek fiyatlı yoğurtlar market tezgahlarını doldurdu.
Gelgelelim, bu noktada gözden kaçırılan can sıkıcı bir lojistik gerçeklik bulunuyor. Bu yoğurtların bünyesindeki yararlı bakterilerin hayatta kalabilmesi, eksiksiz işleyen bir soğuk zincire bağlıdır.
Üretim tesisinden çıkıp market tezgahına, oradan da mutfağımıza ulaşana dek gerçekleşen en küçük sıcaklık dalgalanmalarında, o yere göğe sığdırılamayan canlı bakteri yapısı süratle yok oluyor. Neticede ne mi kalıyor? Yüksek meblağlar ödenerek satın alınmış fakat normal bir yoğurttan farkı kalmamış bir ürün.
Hayvansal gıdaları beslenme düzeninden çıkaranların ya da laktoz intoleransı bulunanların tercih ettiği soya yoğurtları da göründüğü kadar masum değil. Soya, yapısı gereği "izoflavon" (bitkisel östrojen) barındırır.
Bilim insanları, çok fazla soya tüketilmesinin insan vücudundaki mevcut hormon dengesini taklit ederek bu yapıyı bozabileceği yönünde uyarılarda bulunuyor. Bunun yanı sıra, badem ya da Hindistan cevizi sütü kullanılarak üretilen bitkisel alternatiflerin, kalsiyum değeri bakımından klasik hayvansal yoğurdun seviyesine dahi ulaşamadığı besin analizleriyle doğrulanmış vaziyette