17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin yıl dönümünde İstanbul’un olası büyük afete hazırlığı tartışılırken, Türk Deprem Araştırma Dergisi’nde yayımlanan bilimsel bir çalışma binalardaki gizli tehlikeye dikkat çekti. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Eşref Yalçınkaya tarafından yürütülen araştırmada, yapıların doğal titreşim frekansı ile bulundukları zeminin frekansının birbirine yaklaşması sonucu ortaya çıkan rezonans riski mercek altına alındı.
İstanbul'u bekleyen gizli tehlike: Uzman isimden kritik deprem uyarısı
Prof. Dr. Eşref Yalçınkaya’nın yeni araştırması, İstanbul’daki yapı stokunda fazla konuşulmayan bir tehlikeye dikkat çekti. yapı-zemin rezonansı. Halkalı’da 17 katlı bir betonarme binada yapılan ölçümlerde zeminin hakim frekansı 1,1 Hz, binanın temel titreşim frekansı ise 1,33 Hz olarak bulundu.
Kaynak: Haber Merkezi
İstanbul'un yoğun yapılaşan bölgelerinden Halkalı'da, tünel kalıp sistemiyle inşa edilmiş 17 katlı betonarme bir konut binasında tahribatsız ölçümler gerçekleştirildi. Binaya yerleştirilen 9 ayrı sensörle çevre titreşimleri kaydedildi.
Yapılan analizlerde binanın temel titreşim frekansı 1,33 Hz, zeminin hakim frekansı ise 1,1 Hz olarak hesaplandı. Değerlerin birbirine oldukça yakın çıkması üzerine yapılan Frekans Çakışma İndeksi hesaplamasında 0,88 sonucuna ulaşıldı. Bu oran, bilimsel kriterlere göre güçlü rezonans çakışması olarak sınıflandırılıyor.
Araştırmada Marmara Denizi’nin dünyanın en kritik sismik boşluklarından biri olduğu vurgulanırken, rezonansın binalar üzerindeki etkisi detaylandırıldı. Zemin ve binanın frekanslarının çakışması, deprem dalgalarının enerjisini binanın en hassas olduğu aralıkta büyüterek yapıya aktarıyor.
Rezonans varlığı binanın doğrudan yıkılacağı anlamına gelmese de yapıya binen iç kuvvetleri ve yer değiştirme talebini artıran kritik bir çarpan işlevi görüyor. Ayrıca incelemenin yapıldığı alanın Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği’ne göre ZD sınıfı zemin olarak belirlendiği ve deprem dalgalarını büyütme potansiyeli taşıdığı tespit edildi.
Çalışmanın öne çıkan en pratik sonuçlarından biri ise mevcut yapı stokunun değerlendirilmesiyle ilgili oldu. Karot alma veya donatı açığa çıkarma gibi binaya zarar veren yöntemlerin aksine, sadece sensörlerle çevresel titreşimleri kaydetme metodunun etkinliği kanıtlandı.
Prof. Dr. Yalçınkaya, tünel kalıp sistemli binlerce yapıda uygulanabilecek bu yöntemle binaların kırıp dökülmeden dinamik röntgeninin çekilebileceğini, deprem öncesi ve sonrasındaki hasar durumunun hızlıca denetlenebileceğini belirtti.