İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’ndeki deniz memelilerinin yaşam alanlarını ve popülasyon dinamiklerini belirlemek amacıyla kapsamlı bir izleme çalışması başlatıldı. Deniz Yaşamını Koruma Derneği (DYKD) ile Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) uzman ekipleri, günün ilk ışıklarıyla birlikte botla denize açılarak yunus sürülerini doğal ortamlarında inceledi.
İstanbul Boğazı’ndaki yunusların sırtında gizemli izler: Uzmanlar inceledi, çok şey anlatıyor
İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi'nde yaşayan yunuslar, uzman ekipler tarafından fotokimlikleme yöntemiyle takibe alındı. Deniz ekosisteminin durumunu ortaya koyan araştırmada, yunusların sırt yüzgeçlerindeki doğal izler tıpkı bir parmak izi gibi kullanılarak bireysel kimliklendirme yapılıyor.
Kaynak: AA
Heybeliada açıklarından Bostancı’ya, oradan da İstanbul Boğazı’na uzanan hat boyunca yunusların konumları, davranış biçimleri ve tür çeşitliliği kayıt altına alındı. Araştırmada, Marmara Denizi'nde varlık gösteren afalina, tırtak ve mutur türleri üzerinde "fotokimlikleme" yöntemi uygulanıyor.
Uzmanlar, yunusların sırt yüzgeçlerinde bulunan ve her bireyde farklılık gösteren doğal çentikleri, yara izlerini ve şekil varyasyonlarını fotoğraflayarak veri tabanı oluşturuyor. İnsanlardaki parmak izine benzer şekilde ayırt edici olan bu özellikler sayesinde, yunusların yıllar içerindeki gelişimleri, göç yolları, beslenme alışkanlıkları ve grup yapıları uzun vadeli olarak izlenebiliyor.
Yapılan son incelemelerde, Fenerbahçe, Kız Kulesi ve Haydarpaşa açıklarında yaklaşık 15 bireyden oluşan kalabalık afalina grupları tespit edildi. Bu grupların içinde en az 3 sağlıklı yavrunun bulunması ve dalgalarla sörf yaparak sosyalleşme davranışları sergilemesi, İstanbul Boğazı'nın deniz memelileri için güvenli bir üreme ve yaşam alanı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Hatta fotokimlikleme verileri sayesinde, ilk kez 2012 yılında kayıt altına alınan bir yunusun yaklaşık 10 yıl sonra aynı bölgede yeniden gözlemlendiği belirlendi.
WWF-Türkiye Deniz ve Biyoçeşitlilik Uzmanı Cansu İlkılınç, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yaban İstanbul ekibi iş birliğiyle halka açık gözlem etkinlikleri düzenlediklerini ve vatandaş bilimini desteklediklerini belirtti. İlkılınç, İstanbul Boğazı'nda görülen üç yunus türünün özelliklerini şu şekilde aktardı:
Afalina: Halk arasında en çok bilinen, oldukça dinamik ve güçlü yapılı türdür. Boyları 3,5 metreye kadar ulaşabilir. Genellikle 5 ile 15 bireyden oluşan gruplar halinde hareket ederler.
Tırtak: Afalinaya oranla daha ince yapılı olup boyları 2,5 metreye kadar çıkabilir. Akrobatik hareketleriyle bilinen bir açık deniz yunusudur. Gövdesindeki renklenme kum saatini andırır ve sırt yüzgecinden aşağı inen "V" şekliyle ayırt edilir.
Mutur: Farklı bir aileye mensup olan bu tür, belirgin bir çene yapısına sahip olmadığı için bazen balinalarla karıştırılır. Diğer türlerden daha küçük olup boyları yaklaşık 1,5 metre civarındadır. Siyaha yakın üçgen sırt yüzeyi en büyük özelliğidir.
Yunusların besin zincirinin en üst basamaklarında yer aldığını ve ekosistemdeki değişimlere karşı son derece duyarlı "gösterge türler" olduğunu vurgulayan İlkılınç, popülasyondaki değişimlerin deniz sağlığı hakkında kritik ipuçları verdiğini ifade etti.
Deniz Yaşamını Koruma Derneği Kurumsal İlişkiler İş Birlikleri Yöneticisi Gizem Ece ise Marmara Denizi'nde onarıcı restorasyon çalışmaları yürüttüklerini belirtti. 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı Kararıyla "korunması gereken hassas alan" ilan edilen Tavşan Adası başta olmak üzere bölgede 11 yıldır sistematik gözlemler yaptıklarını ifade eden Ece, haftada en az 3 kez yunuslarla karşılaştıklarını dile getirdi.
Geliştirdikleri yeni gözlem metodolojisi ile verileri daha bütünleşik bir raporlama sistemine dönüştürmeyi hedeflediklerini ekledi. İstanbul Boğazı'nda son dönemde yaşanan görsel değişime de değinen Gizem Ece, suyun turkuaz renge dönüşmesinin ardındaki bilimsel nedenleri paylaştı.
Bu durumun şaşırtıcı olmadığını belirten Ece; Sahra Çölü üzerinden gelen demir ağırlıklı toz bulutları, uygun su sıcaklığı ve güneş ışınlarının açısıyla birlikte bir alg türünün sayısal olarak artmasından kaynaklandığını açıkladı. Besin zincirinin tabanını oluşturan alglerdeki bu artışın balık bolluğuna yol açtığını, yunusların da bu besin zenginliği nedeniyle turkuaz sularda daha sık görünür hale geldiğini sözlerine ekledi.