Türkiye genelinde resmi verilere göre yaklaşık 450 huzurevi bulunuyor. Bunların yaklaşık 170’i kamu kurumları tarafından işletilirken, 280’e yakını özel sektör ve çeşitli kuruluşların bünyesinde faaliyet gösteriyor. Ancak özellikle özel işletmeler söz konusu olduğunda rakamların tam olarak net olmadığı belirtiliyor. Çünkü son yıllarda, gerekli standartları karşılamadan yaşlı bakım hizmeti sunduğu iddia edilen kayıt dışı ve denetimsiz işletmelerin sayısında da artış yaşanıyor.
Huzurevleri alarm veriyor: Binlerce yaşlı sırada, kurumlar yetersiz
Türkiye’de huzurevlerinde kapasite krizi büyüyor. Kamu kurumlarında yer bulmak giderek zorlaşırken, yaşlılar uzun bekleme listelerine mahkûm oluyor, kayıt dışı bakım merkezleri ise endişe yaratıyor...
Kaynak: Diğer
Sorunun en dikkat çekici boyutlarından biri ise kamuya ait huzurevlerindeki kapasite yetersizliği. Birçok yaşlı vatandaş için bu kurumlarda yer bulabilmenin yolu, mevcut bir kontenjanın boşalmasını beklemekten geçiyor.
Uzmanlar, hem merkezi yönetimin hem de yerel yönetimlerin yaşlı bakım hizmetlerine yönelik yatırımlarının ihtiyacı karşılamakta yetersiz kaldığına dikkat çekiyor. Emeklilerin ekonomik nedenlerle çalışma hayatında kalmaya devam etmesi, artan yaşam maliyetleri ve hızla yaşlanan nüfus gibi etkenler de tabloyu daha karmaşık hale getiriyor.
Yaş ilerledikçe günlük yaşamını sürdürmekte zorlanan ancak hastane bakımına ihtiyaç duymayan çok sayıda kişi, huzurevlerine kabul edilmek için uzun bekleme listelerinde sıra beklemek zorunda kalıyor.
Sol Haber'den Özkan Öztaş, bu soruna dikkat çekerek, vatandaşların çektiği sıkıntıları aktardı:
'Ben de yaşlıyım artık. Kendime zor bakıyorum. Ama annem, onu nereye bırakayım'
Gülin Hanım Ankara'da yaşıyor. Kendisi 66 yaşında. Annesi ise 93.
Ankara Ayrancı'da ikamet ediyor Gülin Hanım. "Ben kendim kamudan emekliyim. Hani devletin devlet olduğu yıllardır. Şükür bir ev almıştım, emekli maaşım da idare eder. Şimdilerde olsa herhalde nefes alamazdım. Yine de sağlık, hasta bakımı deyince masraflar çok. Olmuyor," diye anlatıyor.
Gülin Hanım annesinin ihtiyaçlarını bazen sosyal medyadaki dayanışma grupları üzerinden çözüyormuş.
"Geçenlerde bir hasta yatağı lazım oldu. Artık yata yata hastanın da durumu iyi değil. Facebook'ta mahalle grupları var bizim. Orada gördüm. Biri kanserden vefat etmiş onun yatağını veriyorlardı. Oradan aldım," diyor.
Ve ekliyor:
"Ben 66 yaşındayım. Artık kaldır, oturt, yemek yedir, yıka... Gerçekten zorlanıyorum. Hani abartmayayım ama benim de ihtiyacım varken anneme bakmak daha zor. Huzurevlerinde yer, sıra bulamadık. Bazen yer yok, zaten bakıma muhtaç olduğu için olumsuz yanıt veriyorlar. Önce sağlık raporu istiyorlar. Hal böyle olunca da geriye sadece özel huzurevleri kalıyor. Özellerin fiyatı da ateş pahası. Gecem gündüzüm bu oldu."
Gocunmadığını söylüyor Gülin Hanım. Ama zorlandığını tüm açıklığıyla ifade ediyor.
"BABAMIN BAKIMLARI İÇİN EVİMİZİ SATTIK"
Hilmi Bey İstanbul'da yaşıyor. Babası ise Ankara'da yaşıyormuş ve geçtiğimiz sene vefat etmiş.
"Babam Alzheimer olmuştu. Ben İstanbul'dayım, Ankara'ya gelemiyorum, onu getirsem nasıl bakacağım. Evde yeterli oda yok. Ona ayrı bir ev açsam kiraydı şuydu buydu yine aynı masrafı buluyor. Çözüm bulamadık. Şimdi yalan yok, sürekli de haberler çıkıyor; yok efendim şöyle dövdüler, vay efendim böyle vurdular.
Özel bir yere yatıralım dedik.
Zaten Alzheimer olunca devlette yeterli bakım yapılmaz dediler. Almadılar. Yani böyle bir tablo var. Fiziki yapısı iyi olanlar devlete, kötü olanlar özele gidiyor. Fiziki ve zihinsel yapısı kötü olanın da maddi durumu iyi olacak, yoksa durum kötü."
Hilmi Bey İstanbul'da bir firmada satış müdürü. Maddi olarak yeterim diye düşünmüş. Ama özel huzurevlerinin verdiği fiyatlar tahmin ettiğinden çok daha fazla çıkmış.
"100 BİN CİVARINDA BİR PARA TALEP ETTİLER"
Diğer yayınlar sürekli ve çok sayıda haber girmeye çalışırken, tersini hedefliyoruz. Gerçekten halkı ilgilendiren konuları, üzerine kafa yorarak, bağlamı ve derinliği içinde vermeye çalışıyoruz. Böyle yapmak daha çok emek, daha çok kadro istiyor. Abone sayımızın artması, soL'un güçlenmesi, gerçeğin güçlenmesi demek.
Yıllık mı diye sorunca da gülümsüyor acı bir ifadeyle.
"Yok efendim, ne gezer. Aylık, aylık. Her ay alıyorlar. Bir de otel gibi, tek kişilik oda mı istersiniz, iki kişilik oda mı istersiniz falan. Babam başta iyiydi ama sonra çok kötüleşti. Biz sürekli gidip geldik ama yanında bekleyen hemşire, bakıcı lazım yani öyle basit bir şey değil."
Hilmi Bey'in babası yaklaşık 4 yıl boyunca huzurevinde kalmış. Süre uzadıkça maliyet artmış. Maliyet arttıkça da ek gelir yaratmak zorunda kalmışlar.
"Ankara'da Etlik'te bir evimiz vardı. Benim de çocukluğum, gençliğim orada geçmişti. O evi sattık. Babam için sattık, feda olsun. Zaten onun emeğiyle alınmıştı ama kalsa kalırdı yani, hatıralarımız falan vardı. Şimdi Ankara'da babamı defnettik, bir şey kalmadı. Hadi bizim imkanımız vardı, dayandık ettik. Ya olmayanlar?"
YAŞLILARA HUZUR EVİNDE DE HUZUR YOK
Aysel hanım Ankara'da yaşıyor. Oğlu yurt dışında yaşıyormuş. Kendisi 77 yaşında.
"Bana ilkin pandemi zamanında sıra gelmişti. Ama pandemide ben girmedim huzurevine. Malum, Covid falan olunca korktum. Şimdi de başvurdum ama en erken 3 yıla sıra gelir dediler. Ama gelir."
Aysel hanım Emekli Sandığı üzerinden başvurmuş huzurevine.
"Geçen bir arkadaşla sohbet ediyorduk, (Ankara) Yaşamkent tarafında bir yerde askeri emekliler için bir huzurevi varmış. Ondan bahsetti. Orası çok güzelmiş, keşke orası olsa," diye ekliyor sohbetine. Arada da gülüyor, "Yaşlanınca artık tatil yeri değil, huzurevleri kıyaslıyoruz," diyor.
Huzurevlerine yerleşmek için sağlık raporu gerektiğini ve "Huzurevi sonuçta bakımevi değil," diye tarif eden Aysel hanım, aynı zamanda huzurevlerinin olumsuz yanlarına da giriyor.
"Şimdi yalnız olmamak, akranlarınla olmak, kimi sosyal aktivitelerin parçası olmak çok iyi ama bir yandan da psikolojik olarak yıpratıcı. Mesela kimisi senin karşısında yürüteçle ilerliyor. Sen ayaktasın. Bir sonraki adımın o olduğunu biliyorsun. Bu durum biraz insanı yaşamaktan kaçırıyor. Yani anlayacağınız huzurevleri için sıra bekliyoruz. Ama orada da huzur yok insana."
YA BİRİ ÖLÜRSE YA DA BİR BAŞKASI VAZGEÇERSE
Tüm yaşlılar huzurevleri için aynı zamanda bir miktar da ödeme yapıyor, mevzu kamu kurumları da olsa. Kabaca bir emekli maaşı kadarı. Bu tabii en alt sınır. Bunu ödeyenler şanslı sayılır.
Kabaca 20 bin lira civarında aylık bir parayı huzurevine veriyorlar. Bu da haliyle bir emekli maaşını kuruma vermek manasına geliyor. Kimisi bir evini, kimisi de köydeki bir tarlasını bağışlıyormuş. Bu sayede de huzurevlerine yerleşiyorlar.
Tabii sıra gelirse.
Ama işin kötüsü o sıranın bir türlü gelmeyişi.
Kerem Bey de Ankara'da. Bir süre memlekette kalmış kardeşinin yanında, Çorum'da. Zaman zaman da oğlunun yanına geliyormuş Ankara'ya. "Kışın burada yazın memlekette, bir orada bir burada idare ediyoruz. Ben artık beklemiyorum 'huzurevi çıkar mı' diye. Çıkarsa bakarız. 2 yıl oldu başvuralı" diyor. Yaşadıklarını şöyle özetliyor:
"Yani o sıra gelene kadar ben nerede olurum bilmiyorum tabii. Ama bu yerlerin artması lazım. Nüfus yaşlanıyor. Yok sayarak olmaz. Artık çoluk çocuk çalışıyor, yük olmak da istemiyoruz. Ama sıra da gelmiyor. İşte herkes bir başkasının ölümünü bekliyor sıra gelsin diye. Diğer seçenek de bekleyenlerin vazgeçmesi. Aslında o da iki türlü. Ya huzurevine yerleşemeyecek kadar elden ayaktan düşmesi ya da ölmesi. Zira vazgeçenler ertesi gün gidip dilekçe vermiyorlar kuruma vazgeçtim diye. Bir seçenek gelirse, sırası gelirse bakarım diye bekliyor."