Küresel iklim sistemi artık sadece termometrelerle ölçülen atmosfer sıcaklığıyla açıklanamıyor. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, okyanusların devasa bir "ısı bataryası" gibi enerji depoladığını ve bu enerjinin artık kıyı yerleşimlerini tehdit eden bir güce dönüştüğünü vurguladı.
Denizlerde "kırmızı alarm": Türkiye için felaket senaryosu
İklim krizi artık sadece bir 'hava durumu' meselesi olmaktan çıktı; okyanusların derinliklerinden yükselen devasa bir enerji dalgasına dönüştü. İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, rekor sıcaklık verileri üzerinden sarsıcı bir uyarı yayınladı.
Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin verilerine göre, 2026 nisan ayı küresel ölçekte en sıcak üçüncü nisan olarak kayıtlara geçerken, deniz yüzeyi sıcaklıkları 21 dereceyle tarihi bir zirve yaptı. Prof. Dr. Gazioğlu, okyanus-atmosfer etkileşiminin güçlenmesinin orta enlemlerde ekstrem meteorolojik olayları hem sıklaştırdığını hem de şiddetlendirdiğini belirtti.
"Küresel deniz yüzeyi sıcaklıklarının rekor seviyelere yaklaşması, enerji transfer mekanizmalarını körüklüyor" diyen Gazioğlu, yaklaşan El Niño etkisinin 2026 boyunca denizel biyolojik stresi artıracağını ve kıyı taşkınları ile fırtına kabarması risklerini en üst seviyeye taşıyacağını ifade etti.
Türkiye İçin Bölgesel Risk Haritası: Dört Koldan Tehdit
Gazioğlu, Türkiye’nin üç tarafını çeviren denizlerdeki ısınma anomalilerinin yarattığı spesifik tehlikelere dikkat çeken Gazioğlu, Marmara’da müsilaj oluşumunu hatırlattı. Isınan su tabakasının, durgun okyanus koşullarıyla birleştiğinde deniz salyası olarak bilinen müsilaj oluşumunu tetikliyor. Bu durum deniz altındaki biyolojik yaşamı havasız bırakarak ekosistemi çökme noktasına getiriyor.
Ege ve Akdeniz kıyılarında ise deniz yüzeyinde uzun süren sıcaklıklarla beraber tür dağılımları değişti. İstilacı türlerin yayılım gösterdiği ve biyolojik üretkenlik rejimleri dönüşmeye başladı. Karadeniz Havzası'nda ise yüksek şiddetli taşkınlar ve artan heyelanlar, atmosferik nem taşınımındaki değişimlerin bölgesel hidrolojik sistemler üzerindeki etkisini açıkça gösterdi.
Yoğun yağış kaynaklı sediment taşınımıyla kıyısal erozyon süreçlerinin hız kazandığını belirten Gazioğlu, İstanbul ve çevresinde kısa süreli ancak yüksek yoğunluklu konvektif yağışların neden olduğu kentsel taşkın olaylarının daha sık görülmeye başlandığını hatırlattı.
Gazioğlu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde meteorolojik ve hidrolojik kuraklık eğilimlerinin belirginleştiğini ve Türkiye'nin aynı anda çoklu iklim riskleriyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Doğu Akdeniz'in küresel ölçekte bir "iklim değişikliği sıcak noktası" olarak tanımlandığı bilgisini paylaşan Gazioğlu, Türkiye çevresindeki denizel ve atmosferik süreçlerin gelecekte daha yüksek enerji içeren ekstrem olaylar üretebileceği tahminini paylaştı.
Artan deniz yüzeyi sıcaklıklarının "medicane" olarak adlandırılan Akdeniz siklonlarının oluşum potansiyelini, yoğun konvektif sistemleri ve kıyısal afet risklerini artırabilecek önemli bir termodinamik enerji kaynağı oluşturduğunun altını çizen Gazioğlu, sözlerini, "Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili ve farklı atmosferik dolaşım sistemlerinin kesişiminde yer alan ülkelerde yüksek çözünürlüklü iklim gözlem ağlarının geliştirilmesi gerekiyor." diyerek tamamladı.
"Klasik Ölçümler Artık Yetersiz: Dijital İkiz Şart!"
Bilimsel metodolojide köklü bir değişim gerektiğini savunan Prof. Dr. Cem Gazioğlu, yılda bir veya iki kez yapılan geleneksel deniz izleme seferlerinin artık işlevini yitirdiğini söyledi. Gazioğlu, üzenli aralıklarla gerçekleştirilen geleneksel deniz izleme seferlerinin yerine sürekli veri akışı sağlayabilen insansız gözlem sistemlerine hızla geçilmesi önerisinde bulundu.