Cumhuriyetimiz bugün 103 yaşında.

Meydanlarda bayraklar, okul koridorlarında marşlar, kürsülerde aynı cümle:

“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Her 29 Ekim’de tekrarladığımız bu sözün ardında bir suikast girişimi, henüz üç yaşını doldurmamış bir Cumhuriyet ve kendi hayatıyla ülkesinin geleceği arasına kesin bir çizgi çeken bir kurucu var.

Tarih, Haziran 1926. Cumhuriyet henüz üç yaşını doldurmamıştı. Mustafa Kemal, yurt gezisi kapsamında İzmir’e gitmeye hazırlanıyordu. Ancak şehirde onu öldürmek için hazırlanan bir plan vardı. Suikast girişimi, gerçekleşmeden ortaya çıkarıldı.

Ardından gözler Mustafa Kemal’e çevrildi. 18 Haziran’da Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte, girişimin kendi şahsından çok Cumhuriyet'e ve onun dayandığı ilkelere yöneldiğini söyledi. Sözü kendi hayatından, milletin geleceğine taşıdı:

“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

Ölüm ihtimalinin böylesine yakına geldiği bir anda, kendi ömrünün sınırını kabul ediyor; kurduğu Cumhuriyet'in geleceğine duyduğu güveni ilan ediyordu.

Yüzyıllar boyunca devletin devamının hanedanın devamıyla özdeşleştirildiği bu topraklarda, o cümle başka bir geleceğin tarifiydi: Kişilerin ömrünü aşan, egemenliğini milletten alan bir devlet.

BAĞIMSIZLIKTAN CUMHURİYET'E

O devletin arkasında, savaşlarla yıpranmış ve işgale uğramış bir ülkenin bağımsızlık mücadelesi vardır.

Mustafa Kemal’in önderliğinde yürütülen Milli Mücadele, milletin kendi geleceğine karar verme iradesini örgütledi. Cumhuriyet, emperyalist işgale karşı kazanılan zaferi millet egemenliğine dayanan bir siyasal düzenle tamamladı.

29 Ekim 1923, bu nedenle hem bir kuruluş hem de egemenliğin sahibini ilan eden tarihsel bir dönüm noktasıdır.

Cumhuriyet'in yurttaşı, ülkenin geleceği üzerinde söz ve hak sahibidir. Yönetenlerden hesap sorabilir; devletin adaletini, okulunu, imkanlarını eşitlik içinde talep edebilir. Cumhuriyet'in değeri, insanın gündelik hayatında karşılık buldukça büyür.

İLELEBETİN SORUMLULUĞU

“Payidar”; kalıcı, sağlam, ayakta duran demektir. Fakat hiçbir devlet yalnızca yaşayacağına inanıldığı için ayakta kalmaz. Onu yaşatan kurumlar, kurallar ve bunlara sahip çıkan yurttaşlardır.

Millet egemenliği, ülkenin geleceğinin hiçbir kişinin ya da zümrenin tekeline bırakılmamasıdır. Hukuk, yurttaşın hakkını ararken karşısındaki kişinin gücünü hesaplamak zorunda kalmamasıdır. Laiklik, devletin bütün inançlar karşısında tarafsızlığını ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almasıdır.

Akıl ve bilim, geleceğe ilişkin kararların sorgulanabilir bilgiye dayanmasıdır. Eğitim ise bütün bu kazanımları anlayacak, geliştirecek ve savunacak kuşakların yetişmesidir.

Cumhuriyet'in devamı, bu ilkelerin hayatta ne kadar karşılık bulduğuna bağlıdır.

Atatürk, Gençliğe Hitabe’de bağımsızlığı ve Cumhuriyet'i “ilelebet muhafaza ve müdafaa” görevini gençliğe verir. Cumhuriyet'in yaşayacağına duyduğu güvenin yanında, onu koruyacak kuşakların sorumluluğu durur.

İki söz birlikte okunduğunda anlam tamamlanır: İlelebet, her kuşağın üstlenmesi gereken bir görevdir.

HER KUŞAĞIN KENDİ SINAVI

103 yılın içinde savaşlar, darbeler, ekonomik krizler ve büyük felaketler var. Her kuşak, kendisine devredilen ülkeyi başka koşullarda teslim aldı. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'i kuran kuşakla onu devralacak kuşaklar arasındaki bağı şu sözlerle kurmuştu:

“Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz!”

103. yılda bu sözün muhatabı biziz. Sorumluluğumuz, Cumhuriyet'i bütün kazanımlarıyla korumak, adaletini güçlendirmek, özgürlüklerini genişletmek ve gelecek kuşaklara daha iyi bir ülke bırakmaktır.

Bizim sınavımız da kurumların güvenilirliğini, hukukun üstünlüğünü, liyakati ve eğitimin niteliğini savunmak. Farklı düşündüğümüz insanlarla aynı ülkenin eşit yurttaşları olarak yaşayabilmek.

Cumhuriyet, gündelik hayatın içinde güçlenir ya da aşınır.

Kanunu herkese eşit uygulayan kamu görevlisinin kararında, öğrencisine düşünme cesareti veren öğretmenin sınıfında, kamu kaynağının hesabını soran yurttaşın itirazında yaşar. Gerçeğin peşinden giden gazetecinin kaleminde de…

Hukuksuzluk olağanlaştığında, sadakat liyakatin önüne geçtiğinde, soru sormak kusur sayıldığında Cumhuriyet'in dayanakları zayıflar. Onu korumak, bu aşınmayı görmeyi ve karşısında sorumluluk almayı gerektirir.

YENİÇAĞ’IN 29 EKİM NOTU

Bugün geçim kaygısı milyonlarca insanın hayatını daraltıyor. Pahalılık, barınma ve eğitim giderleri ailelerin geleceğini zorluyor. Savaşların ve güç mücadelelerinin gölgesindeki dünyada belirsizlik büyüyor.

Bu güçlükleri aşmak için tarihimizde başvurabileceğimiz bir irade var.

Bir asır önce bu millet, kendisine biçilen kadere razı olmadı. Yokluğun ve işgalin içinden bağımsız bir Cumhuriyet çıkardı. Bugün bize düşen, o iradeyi adaletle, bilimle, üretimle ve ortak emekle sürdürmektir.

O mücadeleden devraldığımız sorumluluk, gençlerin okuyabilmesinde, kadınların eşit yaşayabilmesinde, yurttaşın hakkını korkmadan arayabilmesinde somutlaşır. Cumhuriyet'in geleceği, bu hakları ne ölçüde koruyup geliştirebildiğimizle şekillenecek.

YENİÇAĞ olarak sözümüz budur: Gerçeği yazmaya, yurttaşın hakkını savunmaya, bağımsızlığımıza ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Bu yüzden 103. yılda, Atatürk’ün en ağır koşullarda bile görevden vazgeçmemeyi öğütlediği Gençliğe Hitabe’nin son cümlesini yeniden hatırlıyoruz: Bunu başarmak için;

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.