Ekonomist Mahfi Eğilmez, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının Orta Doğu’da yeni ve tehlikeli bir dönemin kapısını araladığını belirterek, olası bir savaşın Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu.
ABD-İsrail-İran savaşı Türkiye'yi nasıl etkiler? Mahfi Eğilmez'den kritik ekonomi uyarısı
Ekonomist Mahfi Eğilmez, ABD-İran geriliminin savaşa dönüşmesi halinde Türkiye ekonomisinin petrol şoku, artan cari açık, yükselen enflasyon ve kur baskısıyla karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmanın ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
'KÜRESEL EKONOMİNİN ENERJİ DAMARI'
Ekonomist Mahfi Eğilmez’in “ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri” adlı köşe yazısında Orta Doğu’daki savaşın Türkiye’ye etkilerini kaleme aldı. Eğilmez, ilk füze dalgasının ardından gelen gelişmelerin çatışmanın sınırlı bir misilleme olmaktan çıkıp daha geniş çaplı bir savaşa dönüşebileceğine işaret ettiğini ifade etti. Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığına dair resmî bir doğrulama bulunmadığını hatırlatan Eğilmez, buna karşın gemilerin rota değiştirerek geri dönmesinin bile küresel piyasaları sarsmaya yettiğini vurguladı. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin bu boğazdan geçtiğini anımsatan Eğilmez, “Hürmüz Boğazı’nın kapanması küresel ekonominin enerji damarının sıkılması anlamına gelir. Böyle bir şoktan en hızlı etkilenecek ülkelerden biri Türkiye olur” değerlendirmesinde bulundu.
'İLK AKARYAKIT FİYATLARINA YANSIYACAK'
Türkiye’nin net enerji ithalatçısı bir ülke olduğuna dikkat çeken Eğilmez, petrol fiyatlarındaki sert yükselişin ilk olarak akaryakıt fiyatlarına yansıyacağını, ardından taşımacılık, üretim ve gıda maliyetlerinde zincirleme artışların görüleceğini belirtti. Artan enerji faturasının döviz ihtiyacını büyüteceğini, bunun da kur üzerinde baskı yaratacağını ifade etti.
TÜRKİYE BU GRUPTA YER ALACAK
Küresel riskten kaçış dönemlerinde gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışının hızlandığını kaydeden Eğilmez, Türkiye’nin de bu grupta yer aldığını söyledi. Yabancı yatırımcıların dolar talebinin artmasıyla kurun yükselebileceğini, yerli yatırımcıların da tasarruflarını korumak için döviz ve altına yönelebileceğini belirtti. Bu sürecin kurlarda artış, ithal girdi maliyetlerinde yükseliş, risk primlerinde sıçrama ve borsada satış dalgası şeklinde yansıyabileceğini aktardı. Güvenli liman talebinin altın fiyatlarını yukarı iteceğini, finansal şoku ise enflasyonda artış, yatırımlarda gerileme ve büyümede yavaşlamanın izleyeceğini dile getirdi.
Petrol fiyatlarındaki artışın makroekonomik etkisine ilişkin hesaplamalarını da paylaşan Eğilmez, varil fiyatındaki her 10 dolarlık artışın cari açığı en az 2,5 milyar dolar, enflasyonu ise yaklaşık 1 puan yükseltebileceğini belirtti. Kur ve diğer enerji fiyatlarındaki eş zamanlı artış halinde bu etkinin cari açıkta 5 milyar dolara, enflasyonda 1,2 puana kadar çıkabileceğini kaydetti.
Orta Vadeli Program’da 2026 yılı için petrol fiyatının ortalama 65 dolar olarak varsayıldığını hatırlatan Eğilmez, fiyatın 100 dolara yükselmesi durumunda cari açığın 9 milyar dolar, enflasyonun ise 3 ila 3,5 puan artabileceği uyarısında bulundu. Bu senaryonun para politikasının manevra alanını daraltacağını ve faiz indirimi beklentilerini erteleyebileceğini ifade eden Eğilmez, Merkez Bankası rezervlerinin bu noktada önemli bir tampon işlevi görebileceğini söyledi.
Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması ve enerji fiyatlarının kalıcı biçimde yüksek seyretmesi halinde tablonun ağırlaşacağını belirten Eğilmez, enflasyonda yeniden ivmelenme ve ücret–fiyat sarmalı riskine dikkat çekti. Böyle bir ortamda para politikasının daha da sıkılaşabileceğini kaydetti. Yüksek enerji maliyetlerinin ithalatı ve üretimi baskılayacağını, Avrupa’da olası bir resesyonun ihracatı zayıflatabileceğini ifade etti. Artan cari açık ve dış finansman ihtiyacının risk primlerini ve borçlanma maliyetlerini yukarı çekebileceğini, enerji yoğun sektörlerin, havacılık ve turizmin talep daralmasından etkilenebileceğini dile getirdi. Ayrıca yeni bir sığınmacı dalgası ihtimaline de işaret etti.
Eğilmez, her krizin aynı zamanda yeniden konumlanma fırsatı sunduğunu belirterek, Türkiye’nin enerji koridoru rolünü güçlendirebileceğini, LNG kapasitesini artırabileceğini ve yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırabileceğini ifade etti. Ancak kısa vadede maliyetlerin, olası fırsatlardan daha ağır bastığını vurguladı.