İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD vatandaşlarına hitaben bir mektup yayımlayarak dikkat çeken mesajlar verdi.
Pezeşkiyan, mektubunda İran halkının diğer uluslara karşı herhangi bir düşmanlık beslemediğini belirterek, ABD halkına doğrudan seslendi.
İran lideri, mevcut gerilime ilişkin sorular yönelterek, “Bu savaş, Amerikan halkının tam olarak hangi çıkarlarına hizmet ediyor?” ifadelerini kullandı.
“İRAN SALDIRGAN BİR YOL SEÇMEDİ”
Pezeşkiyan, İran’ın tarih boyunca pek çok işgale karşı direndiğini hatırlatarak, ülkesinin hiçbir dönemde saldırganlık ve yayılmacılık politikası izlemediğini savundu.
Pezeşkiyan mektubunda
-İran, modern tarihinde hiçbir zaman saldırganlık, yayılmacılık, sömürgecilik veya tahakküm yolunu seçmemiştir.
-İran halkı, Amerika, Avrupa veya komşu ülke halkları da dahil olmak üzere diğer uluslara karşı hiçbir düşmanlık beslememektedir.
-İran’ın yaptığı ve yapmaya devam ettiği şey, meşru müdafaa zemininde ölçülü bir tepki vermektir; bu asla bir savaş veya saldırı başlatmak değildir.
-Yaptırımların, savaşın ve saldırganlığın dirençli İran halkı üzerindeki yıkıcı ve insani olmayan etkisi hafife alınmamalıdır.
-Askeri saldırganlığın devam etmesi ve son bombardımanlar insanların yaşamlarını, tutumlarını ve bakış açılarını derinden etkilemektedir.
-Bu, temel bir insani gerçeği yansıtmaktadır: Savaş; yaşamlara, evlere, şehirlere ve geleceklere onarılamaz zararlar verdiğinde, insanlar sorumlulara karşı kayıtsız kalmayacaktır.
-Bu durum temel bir soruyu gündeme getirmektedir: Bu savaşla Amerikan halkının hangi çıkarlarına hizmet edilmektedir?
-Bu tür bir davranışı haklı çıkaracak objektif bir İran tehdidi var mıydı? Masum çocukların katledilmesi, kanser tedavisi ilaç tesislerinin yerle bir edilmesi veya bir ülkeyi “taş devrine” geri döndürmekle övünmek, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel itibarına daha fazla zarar vermekten başka bir amaca hizmet eder mi?
-İran müzakere yolunu seçmiş, bir anlaşmaya varmış ve tüm taahhütlerini yerine getirmiştir.
-Bu anlaşmadan çekilme, çatışmaya doğru tırmanma ve müzakerelerin ortasında iki saldırganlık eylemi başlatma kararı, ABD hükümeti tarafından verilmiş yıkıcı tercihlerdir; bu tercihler yabancı bir saldırganın sanrılarına hizmet etmiştir.
-İran’ın enerji ve sanayi tesisleri dahil hayati altyapısına saldırmak, doğrudan İran halkını hedef almaktadır. Bu tür eylemler bir savaş suçu teşkil etmenin ötesinde, İran sınırlarının çok ötesine uzanan sonuçlar doğurmaktadır.
-Amerika’nın bu saldırganlığa, o rejim tarafından yönlendirilip manipüle edilen İsrail’in bir vekili olarak girdiği de bir gerçek değil midir? -İsrail’in bir İran tehdidi kurgulayarak küresel dikkati Filistinlilere karşı işlediği suçlardan uzaklaştırmaya çalıştığı doğru değil midir?
-İsrail’in artık son Amerikan askerine ve son Amerikan vergi mükellefi dolarına kadar İran’la savaşmayı hedeflediği ve kendi sanrılarının yükünü İran’a, bölgeye ve gayrimeşru çıkarlar peşindeki Amerika Birleşik Devletleri’nin kendisine yüklediği aşikar değil midir?
-Bugün ABD hükümetinin öncelikleri arasında “Önce Amerika” ilkesi gerçekten var mıdır?
-Bugün dünya bir yol ayrımında duruyor. Çatışma yolunda ilerlemek her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuzdur.
-Çatışma ile etkileşim arasındaki seçim hem gerçek hem de hayati derecede önemlidir; bunun sonucu gelecek nesillerin geleceğini şekillendirecektir.
-Binlerce yıla dayanan gururlu tarihi boyunca İran, pek çok saldırgandan daha uzun yaşamıştır.
-Onlardan geriye kalan tek şey tarihteki lekeli isimleridir; İran ise dirençli, vakur ve gururlu bir şekilde varlığını sürdürmektedir.