15. yüzyılda, özellikle İngiltere'de saray koridorlarında korku rüzgarları estiren bu gizemli salgın, klasik vebanın aksine zengin-fakir ayırt etmeksizin herkesi hedef alıyordu.
Bu hastalık karşısında modern tıp bile çaresiz: Bir zamanlar saray koridorlarına korku salıyordu
Bir dönem Avrupa’da saray koridorlarına bile korku salan hastalığa karşı modern tıp bile çaresiz kaldı. Bir anda ortadan yok olan hastalığın kökeni bilim dünyasının en büyük gizemlerinden biri olarak dikkat çekiyor.
Büyük bir korku dalgasının yayılmasına neden olan ve aniden ortaya çıkıp aniden kaybolan rahatsızlığa dair detaylar günümüzde dahi merak ediliyor ve hastalığın gizemi hâlâ çözülmeye çalışılıyor.
Posta'nın derlediği habere göre, süreç, üç aşamalı bir biyolojik savaşı andırıyordu:
İLK AŞAMA: Her şey şiddetli bir baş ağrısı ve omuzları çökerten bir sızıyla başlıyordu. Hastayı yaklaşık üç saat süren amansız bir titreme ve üşüme nöbeti esir alıyordu.
İKİNCİ AŞAMA: Üşümenin yerini aniden kavurucu bir iç yanması alıyordu. Kişi dayanılmaz bir susuzluk çekiyor, vücudu ise ağır kokulu, yoğun bir ter boşaltmaya başlıyordu. "Terleme hastalığı" ismi de tam olarak buradan geliyordu.
ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Hastalığın final sahnesinde, bünye ağır bir uyku isteğine yenik düşüyordu. Bu derin uyku, çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir yolculuğun başlangıcıydı. Uykuya dalan hasta çoğu kez bir daha uyanamıyordu.
Eğer hasta ilk 24 saati mucizevi bir şekilde sağ atlatırsa, kurtulmuş sayılıyordu. Yine de bu zafer kalıcı değildi, zira hastalık bağışıklık bırakmıyor, iyileşen biri bir sonraki hafta tekrar aynı hastalığa yakalanarak hayatını kaybedebiliyordu.
AVRUPA’DA SARAY BİLE BU GİZEMLİ DÜŞMANDAN KAÇAMADI
İngiltere Kralı 8. Henry’nin ağabeyi Prens Arthur’un erken ölümü bu hastalığa bağlanır. Kralın büyük aşkı Anne Boleyn hastalığın pençesine düşmüş ancak hayatta kalmayı başarmıştı. Kardinal Wolsey gibi dönemin en güçlü isimleri, bu görünmez katilden kaçmak için köşe kapmaca oynamıştı.
BİLİMİN ÇÖZEMEDİĞİ MUAAMMA: HASTALIĞA NE OLDU?
1551'deki son dalgadan sonra bu hastalık, sanki görevini tamamlamış gibi bir anda ortadan kayboldu ve bir daha hiç görülmedi. Modern bilim insanları yüzyıllardır bu gizemi çözmeye çalışıyor.
Ne yazık ki, toplu mezarlarda sadece kemiklerin kalması ve DNA analizi için gereken yumuşak dokuların zamanla yok olması, ortaya çıkan soruların kesin bir cevaba ulaşmasını engelliyor.
Terleme hastalığı, arkasında hiçbir iz bırakmadan gelen, kraliyet saraylarını sarsan ve geldiği gibi aniden susan, tarihin en hızlı ve en karanlık "seri katili" olarak anılmaya devam ediyor.