Anadolu Ajansı'nın (AA) "İstanbul'un Selatin Camileri" dosya haberinin bu kısmında, Boğaz kenarındaki konumu ve tarihi zenginliğiyle dikkat çeken "yalı camileri"nin önemli temsilcilerinden Emirgan Hamid-i Evvel Camisi incelendi.
Boğaz kıyısındaki gizemli Selatin Camisi: Ampir üslubuyla yenilenen Emirgan Hamid-i Evvel Camisi
Boğaz'ın incisi Emirgan Hamid-i Evvel Camisi, I. Abdülhamid'in kaybı anısına 1779'da yaptırdığı, II. Mahmud'un ampir üslubuyla yenilediği yalı camisi. Tek minare, kırma çatı ve hünkar dairesiyle Osmanlı mimarisinin eşsiz bir örneği olarak büyülemeye devam ediyor.
Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid, vefat eden şehzadelerinden Mehmed ile annesi Hümaşah Hatun anısına 1779-1780 yıllarında bu camiyi inşa ettirdi.
Boğaz kıyısındaki yeri nedeniyle "Emirgan Camisi" diye de anılan yapı, Sarıyer sahilindeki en eski Osmanlı camilerinden biri sayılıyor.
Kesme taştan yapılan, kare planlı ve tek minareli cami, geniş pencereleri sayesinde harim bölümünde ferah ve aydınlık bir hava sunuyor; sade mimarisiyle de göz dolduruyor.
Kesme taştan yapılan, kare planlı ve tek minareli cami, geniş pencereleri sayesinde harim bölümünde ferah ve aydınlık bir hava sunuyor; sade mimarisiyle de göz dolduruyor.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Belkıs Doğan, caminin orijinal inşasının I. Abdülhamid dönemine ait bir eser olduğunu belirtti.
Doğan, I. Abdülhamid'in başkentte birden fazla eser bıraktığını, bunlar arasında Emirgan Hamid-i Evvel Camisi ile Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camisi'nin bulunduğunu ifade etti; ayrıca Sirkeci-Eminönü arasındaki Bahçekapı'da vakıf eserleri, imaretler, çeşmeler, sebiller ve türbesinin yer aldığını aktardı.
Doğan, caminin kitabesine göre sultanın küçük yaşta vefat eden oğlu Şehzade Mehmet ve annesi Hümaşah Hatun için yaptırdığını vurgulayarak, "Sultan Abdülhamid Han bu bölgede bir selatin camiyi inşa ettirmeden evvel Emirgan'da bir yerleşim alanı olmadığını bilmekteyiz. Önceki dönemlerde burası 'Feridun Bahçeleri' adı verilen, içerisinde yüksek ve bolca selvi ağaçların olduğu bahçelerden müteşekkil bir bölgedir." diye konuştu.
Caminin bulunduğu yerin IV. Murad'ın Revan seferinden dönüşte Tahmasp Kulu Han'a verildiğini belirten Doğan, şöyle devam etti:
"Bu kişi Osmanlı coğrafyasına geldikten sonra Sünniliği kabul eder. Sünni mezhebine dahil olur ve Yusuf Paşa ismini alır. Buraya bir av köşkü inşa ettirir. Yine geniş bahçelerle burayı donatır. Fakat onun döneminde Emirgan çok iyi bir şöhrete sahip değildir. Dolayısıyla daha sonraki gelen padişahlardan biri olan Sultan İbrahim bu kişinin idamına hükmeder.
Belki de Sultan Abdülhamid Han'ın burada bir selatin cami inşa ettirmesinde buranın olumsuz namını iyiye dönüştürme niyeti olduğunu söylememiz mümkün. Çünkü padişah bu camiyi inşa ettirirken diğer külliyelerden farklı birimler de inşa ettirmiştir. Bunların başında fırın ve değirmen gelir. Bunlar tabii günümüze ulaşmamıştır.
Günümüze sadece bu külliyeden halihazırda meydanda bulunan sekizgen çeşme ulaşmıştır. Fakat sözünü ettiğimiz üzere fırın, değirmen gibi birimlerin olması hatta iskelenin bu külliyeye dahil edilmesi yani cami inşa edilirken bir iskelenin de inşa edilmesi, burada zaman içerisinde halkın bir yerleşimle buranın dönüşmesini beraberinde getirmiştir."
Doğan, o dönem Emirgan bahçelerine karadan ulaşımın zor olduğunu anlattı.
"En güzel ulaşım ağı denizdir ve padişah da bunu bildiği için buraya güzel bir iskele inşa ettirmiştir." diyen Doğan, caminin bugünkü mimari özelliklerinin I. Abdülhamid dönemine işaret etmeyeceğini kaydetti.
II. Mahmud döneminde caminin tamamen yenilendiğini vurgulayan Doğan, yapıda o dönemin ampir üslubunun hâkim olduğunu belirtti.
"KIRMA ÇATIŞLA ÖRTÜLÜ OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ"
Doğan, Abdülhamid dönemine ait vakfiyelerde yüksek kubbeden bahsedildiğini fakat günümüzde kırma çatılı göründüğünü ifade ederek, "Fakat günümüzde buranın bir kırma çatıyla örtülü olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla çatısı dahil olmak üzere yapının büyük bir kısmı Sultan 2. Mahmud zamanında tamamen yenilenmiştir. Kırma çatılı bir selatin cami olması bakımından ünik bir eserdir. Zira diğer selatin camilerin tamamı kubbeyle örtülü eserlerdir." bilgisini verdi.
Doğan, ampirin "imparatorluk üslubu" anlamına geldiğini, Batı'dan geldiğini ancak Osmanlı'nın gelenekleriyle harmanlayarak özgün bir Türk ampiri oluşturduğunu söyledi.
Sütun başlarında iyonik formlar bulunduğunu kaydeden Doğan, şu ifadeleri kullandı:
"Emirgan Hamid-i Evvel Camisi'nin akant yapraklarının yoğun biçimde hem sütun başlıkları hem de diğer tezyini birimlerde kullanıldığını söylememiz mümkün. Sultan 2. Mahmud bu camiye aynı zamanda bir hünkar mahfili ilave etmiştir. Bu vesileyle cami bir anlamda cuma camisine de dönüşmüştür. Bu hünkar mahfilinde yine ampir üslubunun ve Sultan 2. Mahmud dönemine özgü tezyine özelliklerin büyük bir kısmına rastlıyoruz ki bunların başında başak formu tezyinatlar, mahfilin yaldız şebekelerle tezyin edilmesi gelmektedir. En önemli unsurlardan biri de 'Sultan Mahmud Güneşi' olarak isimlendirilen, kimi zaman 'Saltanat Güneşi' olarak da geçen mahfildeki üç bölümün üst kısmını tezyin eden ışınlı motif olduğunu söyleyebiliriz. Biz, aynı motifi caminin tavanının merkezinde de görmekteyiz. Hatta daha sonraki yıllarda bu bahsettiğimiz 'Saltanat Güneşi' motifi Osmanlı armasına da girmiştir."
Doğan, ampir üslubunda bitkisel motiflerin baskın olduğunu, vazo içinden çıkan çiçekler, kurdeleler, fiyonkların mihrap, minber ve hünkar mahfilinde detaylı görüldüğünü belirtti.
"Camilerin cephe düzenlemeleri sanki birer saray, köşk ya da konut mimarisini andırır"
Emirgan Hamid-i Evvel Camisi'nin "yalı camileri"nin öncülerinden olduğunu vurgulayan Doğan, şunları kaydetti:
"Esasen Osmanlı mimarlık geleneğinde sahil şeridine, sahil hattına cami inşa etme geleneği, Mimar Sinan'da da görülen bir durumdur. Bunun en önemli örneklerinden biri Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camisi'dir ya da Üsküdar'da sahilde bulunan Şemsi Paşa Camisi'dir. Ancak yalı camilerini onlardan ayıran en temel özelliği genişçe bir hünkar dairesine sahip olmalarıdır. Yani bu camilerin cephe düzenlemeleri sanki birer saray, köşk ya da konut mimarisini andırır şekilde sivil mimari özellikleri taşır. Hünkar daireleri büyük bir kısmında caminin harim bölümünden daha büyük bir alana da sahiptir.
"Doğan, caminin iki katlı olduğunu ve ikinci katta hünkar dairesinin bulunduğunu anlattı.
Tek minareli oluşuna değinen Doğan, "Selatin camilerin çoğunda çift minare görülürken bu camide yine istisna olarak tek minareye sahip bir selatin cami olma özelliğine sahiptir. Minarenin şerefe süslemesinde de yine camiye egemen olan ampir üslubunun tezyini özelliklerine müşahede etmemiz mümkündür." diye konuştu.