İnsan zihni ve bilişi üzerine düşünmeye değer bir husustur diye zannederim. Dünyayı bedenimizle deneyimlerken uzuvlarımızın ucundan başlayan ve beynimize miyelin kıyıflardan kayıp ulaşan bir elektrik iletimi. Ve sonrasında işin içine giren pek çok kavram. Algı, nöral ağlar, bilgi demetleri, sosyal bağlam ve deneyimlerin çerçevelenişi. Bu kısa betimleme insanın dünyayı kavrayışına dair pek kaba bir tarif. Bugünlerde insanın dünyayı kavrayışına katmanların ardından, bir başka gözle gerekir diye düşünüyorum.
Doğum sancısı
İnsanların etkileşimi en basitinden en karmaşığına toplumsal grupları var ediyor. Buradan doğan etkileşim de toplumu cereyan ettiriyor. Bugün, insanın dünyayı kavrayışını düşünmek esasında toplumun yapılanışını düşünmek. İdrak etmekte olduğumuz günler, sadece Türkiye’nin ya da sadece Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın değil; tüm dünyanın girift sorunlarla göz göze kaldığı bir dönem. Kurumsal demokrasilerin aşındığı, ideolojilerin başkalaşım yaşadığı, toplumların belki de henüz daha kavrayamadığı bir yeninin sancısını çektiği bir dönem. Henüz huyunu suyunu bilmediğimiz bir statükonun inşası. Öyle zannediyorum sancıyarak, kasılarak, sımsıkı dişler ve terle. Her doğumda olduğu üzere.
Yeninin ufkunu çizmeye
Bir yeninin doğumuna şahitlik ediyorsak ve bir yeninin sancısını çekiyorsak -ki ben bölüşüm krizi ve kırılganlaşan devlet kapasiteleriyle beraber dünyanın deneyimlediği bu süreci böyle tariflemeyi makul görüyorum- bugün dünyayı kavrayışımızı sorgulamalıyız. Bu sorgulama, sade kendi yaşamımızda idrak kavgası değil; bir parçası olduğumuz toplumun ve bir bileşeni olduğumuz dünya medeniyetinin geleceğine. Kavramaya, değişeni anlamaya, yitmekte olanın derslerini içselleştirmeye ve yeninin ufkunu çizmeye. Doğum sancısının hakkını vererek, bağcıyı da dövmeden üzümü de hakça bölüşerek ve yeniyi bir söylem stratejisinin ötesine taşıyıp ete ve kemiğe büründürerek. Bu toplum ikinci yüzyılını nasıl karşılayacak, bu dünya doğmakta olanı nasıl okuyacak ?
Yeni Siyaset
Tüm bu tartışmaları tek bir yazıya sığdırma yetkinliğine veya tek başıma tartışma birikimine haiz olduğum iddiasında bulunmak beni korkutur. Bu korkunun ilacı da davet, düşünmeye davet. Bu soruların yanıtlarını politik zeminden azada ele almanın, politikanın gerçekliğinden yalın ve steril bir zeminde tartışmaya kalkmanın da gerçekçi olmayacağı kanaatini taşıyorum. Politik canlılarız. Politik olacağız. Sorular ve belki de yanıtlar değişecek. Belki sorulara yaklaşımımız değişecek, belki yanıtlar başka enstrümanları hayata geçirmeyi gerektirecek. Ve fakat politik olacağız. Bu kaygıları taşıyarak ‘yeni siyaset’ kavramını önemsiyorum. Bu kavramı kullandığımda yukarıda sıraladığım tüm bu konuların -tümünün teferruatlı yanıtlarını olmasa dahi- tartışılabilmesinin meşru aracı ve zemininden bahsediyorum.
Bir davet
Bir siyaset pratiği olarak ‘yeni siyaset’ diye ısrarcıyım. Bu yüzden 24 Temmuz’da rejim müdahalesine maruz kalmış CHP’den ayrılarak kurulan Yeni Parti’yi umursuyorum. Yeni Parti’nin yalnız adı hasebiyle dahi bu hususlara dair söyleyecekleri olması gerektiğine inanıyorum. Bugün sadece Türkiye’de değil tüm dünyada arayışı süren ‘yeni siyaset’ için Yeni Parti’nin bir büyük fırsat olduğuna inanıyorum. Daha evvel söylenmeyenleri söylemenin şansı, daha evvel tartışılmayanları tartışmanın şansı, daha evvel ulaşılamayanlara ulaşma şansı, daha evvel yapılan hataları telafi etmenin şansı, daha evvel anlaşılmayanları anlama şansı. Anlamanın şansı. Olanı biteni, birbirimizi anlama şansı. Birbirimizi, bizi. Tüm toplumu siyaset adı altında kuşatan ama her mahallenin dar-elitinin ulufe kavgasına indirgenmiş eskiyi dünde bırakma şansı.
Bu şansı var eden yurttaşlar. Ben, sen, o. Biz. Yurttaşların teveccühü ve ilgisiyle, derin yoksulluk krizi ve otoriter rejimin kurumsallaşma çabasıyla ve rejimin tüm bileşenlerinin gayretlerine rağmen ‘yeniyi arıyorum’ deme iradesi. Bu iradeyi gösteren yurttaşların teveccühü. Bu teveccühü nabzı düşmekte olan demokrasimiz için bir nefes. Hatta bir çağrı. Bu çağrı evladının kursağına yoktan varı yontan annelerin, bu çağrı torunlarına çikolata almak için aç yatan dedelerin. Bu çağrı yiyeceği olmadığından okulunda yığılıp kalan çiçekli tokalı kız çocuklarının. Bu çağrı yurttaşların çağrısı. Yurttaş, yeniyi arıyor. İşte bu yüzden 24 Temmuz’da rejim müdahalesine maruz kalmış CHP’den ayrılarak kurulan Yeni Parti’yi umursuyorum.
Yeni Parti, yurttaşların. Yurttaşlar, tüm bu bahsettiğim sorunların efsunlu çarelerini değil; bu sorunların tartışılabilmesini, çözümlerinin dillendirilebilmesini ve her şeyden önce bu sorunların kavranabilmesini bekliyor. Bu ödevi Yeni Parti’ye veriyor.
Bugün, insanın dünyayı kavrayışını düşünmek esasında toplumun yapılanışını düşünmek.
Yeni Parti, bu kavrayışı nasıl ele alacak? Sorunları nasıl tanımlayacak, sorunlara nasıl yaklaşacak ve bu olana bitene karşı hangi mekanizmaları etkin kullanarak ‘yeni siyaseti’ şekillendirecek ?
Bugün, düşünmek ve kavramak çabası.
Öncelikle ve ehemmiyetle.
Benimkisi bir duru davet.
Düşünmeye ve idrake.
CANBORAY SOYKAN KİMDİR?
11 Şubat 2000'de İzmit'te dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Dilbilim, Sosyoloji ve İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi lisans eğitimi aldı. Çeşitli medya kuruluşlarında genel yayın yönetmeni, editör, programcı ve yazar olarak görev yaptı. Sivil toplum çalışmalarını gençlerin siyasi karar alma süreçlerine katılımını güçlendirmeyi amaçlayan Biz Topluluğu Başkanı olarak sürdürmektedir.