Uluslararası Şeffaflık Örgütü, her yılın başında bir ayna tutar ülkelere. O aynaya bakmak bazen utandırıcı olsa da kaçmak mümkün değil. Bu yıl açıklanan Yolsuzluk Algı Endeksi Türkiye açısından tam da böyle bir ayna oldu. Puanımız 34’ten 31’e düşmüş, sıralamadaki yerimiz 107’ncilikten 124’üncülüğe gerilemiş. Kâğıt üzerinde üç puanlık bir azalma gibi görünebilir; fakat aslında bu düşüş, yıllardır biriken güvensizliğin dışarıdan görünen hâlidir. Çünkü bu endeks, rüşvetin kaç para döndüğünü değil, insanların devlete ne kadar güvendiğini ölçer. Ve güven, kaybedildi mi kolay kolay geri gelmez.
Yolsuzluk meselesi bizde çoğu zaman yalnızca bir “suç” başlığı olarak ele alınıyor. Oysa mesele bundan çok daha geniştir. Yolsuzluk, devletin vatandaşla kurduğu sözleşmenin sessizce bozulmasıdır. Vergi veren, oy kullanan, hukuka uyan vatandaş; karşılığında adalet, eşitlik ve dürüst yönetim bekler. Bu beklenti zedelendiğinde ortaya çıkan şey sadece ekonomik kayıp değil, ahlaki bir çöküştür. Endeksin işaret ettiği asıl tehlike de tam burada yatıyor.
Hukukun Kılıcı Kime İşliyor?
Raporun yerel yönetimlere ilişkin tespiti ise tartışmayı daha da çarpıcı hâle getiriyor. Muhalif belediyelere yönelik yüksek profilli soruşturmalar yürütülürken, iktidar partisine mensup belediyeler hakkında benzer dosyaların açılmaması, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Yolsuzlukla mücadele gerçekten bir hukuk meselesi mi, yoksa siyasi rekabetin yeni aracı mı?
Türkiye’de son yıllarda yaşanan tartışmalar, yargının tarafsızlığı konusunda ciddi bir algı sorunu olduğunu gösteriyor. Soruşturmaların zamanlaması, kapsamı ve hedefi üzerine yapılan yorumlar, hukuki süreçlerin gölgesinde siyasi hesapların bulunduğu şüphesini besliyor. Oysa yolsuzlukla mücadele, seçici yürütüldüğü anda meşruiyetini kaybeder. Bir belediye başkanı suç işlediyse elbette yargılanmalıdır; ama aynı standart herkes için geçerli değilse, ortaya çıkan şey adalet değil, güç gösterisi olur.
Hukukun kılıcı keskin olmalıdır; ama en önemlisi, kime vurduğunun tartışma konusu olmamasıdır.
Bu noktada yapılması gereken aslında bellidir: Kurumları güçlendirmek, denetimi bağımsızlaştırmak ve şeffaflığı artırmak.
Siyasetin İmtihanı: Samimiyet
Yolsuzlukla mücadele aslında en çok siyasetin samimiyet testidir. İktidarlar bu konuda her zaman kararlı olduklarını söyler; reform paketleri açıklanır, strateji belgeleri hazırlanır... Fakat vatandaş sonuç görmek ister. Çünkü sokaktaki insan için yolsuzluk, pahalılaşan hayat, adaletsiz rekabet ve kaybolan fırsatlar demektir.
Güven kaybı yalnızca iç politikayı değil, ülkenin dış dünyadaki konumunu da etkiler. Yabancı yatırımcılar için hukuk güvenliği en az ekonomik istikrar kadar önemlidir. Bu nedenle yolsuzlukla mücadele, sadece ahlaki bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik bir stratejidir.
Sonuç olarak, açıklanan endeks Türkiye için bir uyarı zili çalıyor. Bu tabloyu değiştirmek mümkün mü? Elbette mümkün. Ama bunun yolu, yolsuzluğu yalnızca rakipleri suçlamak için kullanılan bir siyasi slogan olmaktan çıkarmaktan geçiyor. Gerçek mücadele, herkes için eşit işleyen bir hukuk düzeni kurulduğunda başlar.