Bu hafta yine bir belediye başkanının gözaltına alınma sürecine şahit olduk. Nedeni, hakkındaki rüşvet iddiaları. Ama bu gözaltına dair tartışmalar iddiaların ötesinde bir yere kilitlendi. Otel odası, belediye çalışanı genç bir kadın ve başkanın havlulu görüntüsü.
Aynı anda hem hukukun hem insan onurunun hem de siyasetin sınandığı bir tablo.
Gereklilik mi gösteri mi?
Ceza hukukunda devletin en güçlü araçlarından biri gözaltıdır. Ama bu güç sınırsız değildir. Gerekli ve ölçülü olması beklenir.
Dolasıyla söz konusu olaya dair görüntülerin verdiği rahatsızlık şu soruyu akla getiriyor:
Bu kişi, aynı soruşturma kapsamında daha az teşhir edilerek gözaltına alınamaz mıydı?
Cevap “evet” ise, burada bir sorun var diyebiliriz.
Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de devletlerin suçla mücadele ederken gereksiz aşağılayıcı muameleden kaçınması gerektiğini vurgular. Raninen v. Finlandiya Kararında, gözaltı işleminin kişiyi küçük düşürücü bir gösteriye dönüşmemesi gerektiğini açıkça söyler.
Yani mesele sadece “yakaladık mı?” değil.
“Nasıl yakaladık?” sorusu da en az onun kadar önemlidir.
Zaten Anayasamız da (m.20) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de (m.8) özel hayatın gizliliğinin korunması hususunda son derece açık hükümler içerir. İki yetişkinin rızaya dayalı birlikteliği ahlaki tartışma konusu olsa da hukuki teşhir konusu değildir.
Kaldı ki, gözaltına alınan bir kişi henüz suçlu değildir. Özel hayat detayları ve uygunsuz görüntülerle kamuoyunun önüne konulması, yargılamayı da kamuoyunun önüne taşır.
Diğer taraftan…
Bir kamu görevi yürüten belediye başkanının, özellikle kendi hiyerarşisi içinde yer alan bir çalışanla ilişki yaşadığına dair iddialar, doğruysa, bu durum artık yalnızca özel hayat kapsamında değerlendirilemez.
Kamu gücünü kullanan bir kişinin, görev ilişkisi içinde bireylerle kurduğu her temas, eşitlik, tarafsızlık ve liyakat ilkeleri açısından ayrıca sorgulanmak zorunda.
Bu tür ilişkiler, doğrudan bir suç teşkil etmese bile, kamu yönetimine duyulan güveni zedeler ve kurumların itibarına zarar verir. Dolayısıyla ilgilileri hakkında siyasi sorumluluk doğurur.
Elbette ki, bu durum yöntemdeki keyfiyeti haklı çıkarmaz. Ancak siyaset, yalnızca hukuka uygunlukla değil, aynı zamanda etik standartlara riayetle de yürütülür.
Bu yüzden CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “utanç” vurgusu önemli. Hem başkan hakkındaki iddialar hem de şahit edildiğimiz görüntüler utanç verici.
Bu derece ciddi iddialar karşısında ilgili kişinin hem hukuki sürece şeffaf biçimde tabi olması hem de temsil ettiği makamın ağırlığını gözeterek gerekli siyasi ve etik sorumluluğu üstlenmesi şart.