Almanya'dan gelen son siber suçlar raporunu okuduğumda içimi derin bir ürperti kapladı. Rakamlar o kadar büyük ki insanın aklı almıyor. İki yüz iki milyar euro kayıp...
Koca bir ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının devasa bir kısmı görünmez eller tarafından çalınıp eriyip gitmiş. Üstelik saldırganların hedef listesi hiç masum görünmüyor.
Hastaneler, enerji santralleri, hepimizin hayatını ayakta tutan hayati altyapılar vicdansızca hedef alınıyor. Günde dokuz yüz saldırı gerçekleşiyor. Rakamların büyüklüğü kapımızdaki tehdidin gerçek boyutunu gözler önüne seriyor.
Yapay zekâ hayatımızı kolaylaştırıyor diyoruz öve öve bitiremiyoruz. İşin karanlık yüzüne dönüp bakmak gerekiyor.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, siber suçların ülkenin kamu güvenliği açısından en ciddi tehditlerden biri haline geldiğini ifade etti.
Eskiden bilgisayar korsanı olmak için derin teknik bilgilere, yılların tecrübesine ihtiyaç duyulurdu.
Şimdi niyetin kötü olması yetiyor.
Yapay zekânın harika dil yetenekleri sayesinde dünyanın öbür ucundaki bir dolandırıcı, kusursuz Türkçeyle, hatasız Almancayla e-postalar yazıp sıradan insanları rahatça tuzağa düşürüyor.
Gerçeğinden farksız sahte internet siteleriyle vatandaşlar göz göre göre kandırılıyor.
Savunma ve özgürlük ikilemi
Polis teşkilatları eli kolu bağlı beklemiyor elbet. “Endgame 2.0” adı verilen uluslararası operasyonlarla siber çetelere ağır darbeler indiriliyor. Çeşitli ülkelerin emniyet güçleri el ele verip suçluları kıskıvrak yakalıyorlar.
Yetkililer ellerindeki mevcut gücü yeterli bulmuyor. Federal Emniyet Teşkilatı Başkanvekili Martina Link, “Çocuk kuyuya düşene kadar beklemek zorundayız” diyerek durumdan duyduğu haklı rahatsızlığı dile getiriyor. Haklı olarak proaktif, önleyici yetkiler istiyorlar.
İşte tam o aşamada işler karışıyor.
Devlet, “Saldırganlara kendi silahlarıyla yanıt vermeliyiz, onların sistemlerini çökertmeliyiz” diyor. İnternet protokol adreslerinin kapsamlı kaydını, otomatik veri analizlerini ısrarla talep ediyorlar.
Masum vatandaşın mahremiyeti ne olacak? (Almanya) Sol Parti cephesinden gelen tepkiler hepimizin içindeki endişeyi dillendiriyor. Güvenliği kurarken seksen milyon insanın temel hakları çiğnenecek mi?
İki ucu keskin bir kılıç misali siber eşkıyalardan korunmaya çalışırken yavaş yavaş bir gözetim toplumuna dönüşme tehlikesi hemen baş ucumuzda bekliyor.
Dengeyi bulmak zorundayız
Dijital dünya hepimizi adeta yutmuş durumda. Gerçek hayatta evimizin kapısına kilit vurabiliyoruz, sanal dünyadaki varlığımızı, anılarımızı, emeklerimizi nasıl koruyacağız?
Devletlerin elbette vatandaşını koruma yükümlülüğü var. Hukukun üstünlüğünden, temel insan haklarından taviz vermeden mutlaka yepyeni yollar bulunmalı.
Güvenlik ve özgürlük terazisini çok hassas bir dengede tutmak zorundayız. Aksi takdirde hırsızları dışarıda tutmaya çabalarken kendi dijital dünyamızda hapis kalabiliriz.
Bizim cephede durum ne?
Almanya'nın yayınladığı rakamlar hepimiz için dev bir aynadan farksız. “El âlem neler yaşıyor?” diyerek geçemeyeceğimiz kadar benzer dertlerle boğuşuyoruz.
Ülkemiz, genç nüfusu ve dijitalleşme hızıyla siber saldırganların iştahını kabartan başlıca duraklar arasında yer alıyor. Hatta diyebilirim ki oradaki fırtına bizim kıyılarımıza çoktan ulaştı.
E-Devlet kapısındaki riskler
Türkiye olarak kamu hizmetlerini dijital dünyaya taşıma konusunda oldukça başarılı işler çıkardık. Milyonlarca vatandaşın verisi, sağlık bilgileri, tapu kayıtları tek bir kapının ardında duruyor.
Haliyle siber eşkıyaların hedef tahtasında en başta yer alıyoruz. Almanya'da tartışılan önleyici müdahale ihtiyacı bizim güvenlik birimlerimiz için de geçerli.
Verilerimizi korumak adına atılan her adım kıymetli, gelgelelim özgürlüklerimizle güvenlik arasındaki o ince çizgiyi korumak en büyük zorluk olarak karşımıza çıkıyor.
İçinde bulunduğumuz dönemde siber savunma stratejilerimizi yeniden gözden geçirmemiz şart. Devletin elindeki teknik imkânların artırılması istenirken, bireylerin dijital haklarının korunması konusu da bir o kadar hassas.
Alman Meclisi'ndeki tartışmaların bir benzerini kendi içimizde yaşıyoruz. Bir yandan dolandırıcılardan yaka silkerken öte yandan “Gözetleniyor muyuz?” endişesini taşımak modern insanın en büyük ikilemi hâline geldi.