Son dönemde Türkiye'de sessiz sedasız ama çok büyük bir tarımsal dönüşüm yaşanıyor.

Bunun adı yaban mersini.

Birkaç yıl öncesine kadar yalnızca sınırlı sayıda üreticinin yetiştirdiği, market raflarında zor bulunan ve büyük ölçüde ithal edilen bu meyve, bugün adeta yatırımcıların yeni gözdesi haline geldi.

Bunda sosyal medyanın payı yadsınamaz.

Fenomenler, doktorlar, eczacılar ve beslenme uzmanları neredeyse her gün yaban mersininin faydalarını anlatıyor. Antioksidan deposu olduğu, bağışıklığı güçlendirdiği, yaşlanmayı geciktirdiği, kalp ve beyin sağlığına katkı sunduğu dile getiriliyor. Bilimsel çalışmaların desteklediği yönleri elbette var. Ancak sosyal medya, bu ürünü adeta "mucize meyve" konumuna taşıdı.

Talep arttı.

İthalat patladı.

Ardından üretim yarışı başladı.

Bugün Karadeniz'den Ege'ye, Marmara'dan Akdeniz'e kadar Türkiye'nin dört bir yanında yeni yaban mersini bahçeleri kuruluyor. Hatta bazı Türk şirketleri işi Türkiye sınırlarının dışına taşıdı; Balkanlar'da ve farklı ülkelerde üretime başladılar.

İşin ilginç tarafı ise artık sadece üretim değil, üretimin tanıtımı da yarışa dönüşmüş durumda.

Geçtiğimiz hafta Yalova merkezli agritech girişimi Alova Farm, gazetecileri yaban mersini bahçelerinde ağırladı. Bir ay önce Borsa İstanbul'da işlem gören başka bir şirket benzer bir organizasyon düzenlemişti. Edindiğim bilgilere göre önümüzdeki günlerde yine başka bir şirket medya mensuplarını bahçelerini gezdirecek.

Elbette şirketlerin yatırımlarını anlatması son derece doğal.

Gazeteciler de gidip yerinde görmeli.

Ancak peş peşe yapılan bu organizasyonlar bende başka bir duyguyu uyandırıyor.

Çünkü ben bunun benzerini daha önce gördüm.

Takvimler 1985'i gösteriyordu.

Başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı Körfez ülkeleri Türkiye'den yoğun şekilde mercimek almaya başladı. O dönemde üretim sınırlıydı. Talep artınca mercimeğin fiyatı kısa sürede yaklaşık yüzde 200 yükseldi.

Mercimek eken çiftçi o yıl hayatının kazancını elde etti.

Bunu gören herkes ertesi yıl mercimek ekmeye başladı.

Güneydoğu Anadolu'da adeta dağ taş mercimek oldu.

Sonra beklenen oldu.

Arap ülkeleri alımlarını durdurdu.

Bir anda milyonlarca ton mercimek iç piyasaya kaldı.

Fiyatlar çöktü.

Çiftçi ürününü satamadı.

Borçlarını ödeyemedi.

O dönem devlet ilginç bir çözüm aradı. Hacettepe Üniversitesi'nin beslenme uzmanları televizyon programlarına çıkarıldı. Günlerce mercimeğin faydaları anlatıldı. Protein deposu olduğu, kolesterolü düşürdüğü, sağlıklı yaşam için vazgeçilmez olduğu söylendi.

Neredeyse "her derde deva" ilan edildi.

Ama piyasa, televizyon programlarıyla yönetilmiyor.

Arz fazlasını reklamla eritemezsiniz.

Sonuç değişmedi.

Mercimek para etmedi.

Çiftçi ağır bedel ödedi.

Bugün yaban mersinine bakarken aklıma gelen ilk hikâye işte budur.

Yanlış anlaşılmasın...

Yaban mersini, yüksek katma değerli bir üründür.

Doğru planlama yapılırsa Türkiye için önemli bir ihracat kalemi olabilir.

Benim itirazım ürüne değil.

Benim itirazım, aynı hikâyenin bir kez daha yazılıyor olabileceği ihtimaline.

Çünkü Türkiye'nin tarım politikalarında çok tanıdık bir refleks var.

Bir ürün para kazanmaya başlıyor...

Herkes aynı ürüne yöneliyor.

Bankalar kredi veriyor.

Fidan üreticileri kapasite artırıyor.

Danışmanlık şirketleri çoğalıyor.

Tanıtım gezileri başlıyor.

Sosyal medya başarı hikâyeleriyle doluyor.

Sonra bir gün üretim talebin önüne geçiyor.

İşte o gün kimse "Bu kadar ürünü kime satacağız?" sorusunu sormamış oluyor.

Ekonomide bunun adı örümcek ağı teoremidir.

Bugün yüksek fiyat, yarın aşırı üretimi doğurur.

Aşırı üretim fiyatı düşürür.

Fiyat düşünce üretici zarar eder.

Üretim azalır.

Sonra yeniden kıtlık başlar.

Türkiye, onlarca tarım ürününde bu döngüyü defalarca yaşadı.

Fındıkta...

Patateste...

Soğanda...

Domateste...

Limon ve muzda...

Liste uzayıp gidiyor.

Şimdi aynı filmi yaban mersininde izlemek istemiyorum.

Çünkü tarım; modayla değil, planlamayla yapılır.

Yatırım; sosyal medya videolarıyla değil, pazar analizleriyle yapılır.

Ve en önemlisi...

Bir ürünün bugün çok para kazandırıyor olması, yarın da aynı kazancı sağlayacağı anlamına gelmez.

1985'te mercimeğin başına geleni unutanlar, yarın yaban mersininin neden para etmediğini anlamakta zorlanabilir.

Tarih birebir tekrar etmeyebilir.

Ama çoğu zaman kafiyesi aynıdır.