Şiddet, altın devrini yaşıyor.

Konuşarak çözülebilecek birçok sorun tabancalı, tüfekli, sustalı, kazmalı, baltalı, levyeli kavgalara dönüşüyor, ölenler yaralananlar oluyor.

Daha vahimi de var:

Anneler doğurdukları bebekleri çöpe atıyor, 70’i aşmış yaşlılar borcunu ödemedi diye arkadaşlarını öldürüp kafasını kesiyor.

İnsanlar sadece birbirlerine değil hayvanlara da çok acımasız. Yol kenarında uyuyan köpeği arabasıyla ezenler, komşusunun beslediği kediyi tekmeyle yere serenler, evlerinde yıllarca birlikte yaşadığı hayvanları sokağa terk edenlere de rastlanıyor.

***

Peki, neden böyle oluyor?

Birçok uzman yaşanan şiddetin sosyal, ekonomik, psikolojik nedenleri olduğunu belirtiyor.

Bunlar arasında Dr. Zeliha Burtek’in değerlendirmesini ilginç buldum.

Özetle şöyle diyor:

“Bir sosyal çürüme yaşıyoruz.

Vicdan, kötünün reddini, iyinin var olmasını ve devam etmesini ister.

Ama vicdanın duygu üretemediği bir yerdeyiz şimdi.

Diğer yandan kin, nefret gibi duygular sürekli olarak yaratılıyor ve besleniyor.”

***

Evet, kötülüklere yönelmeme konusunda vicdan gibi bir frenimiz vardı.

Sürekli denetliyordu bizi, kötülük yapmamızı engelliyordu.

Öyle anlaşılıyor ki artık pek çok insanın o freni arızalı. Tutmuyor ne yazık ki.

Siyasi iktidarın da muhalefetin de acilen bu fren arızasının nasıl giderileceğini tartışması ve çözüm üretmesi gereken bir noktadayız.

GENÇLERİ UNUTTULAR!

Emeklilerin aldığı düşük maaş, içine düştükleri geçim sıkıntısı aylardır CHP’nin birinci gündem maddesi.

Özgür Özel hemen her konuşmasında sayıları 17 milyonu aşan emeklinin sorunlarına dikkat çekiyor, maaşlarının artırılmasını istiyor.

CHP’nin diğer sözcüleri de benzer nitelikte açıklamalar yapıyor.

Saygıyla karşılıyorum hepsini.

***

Ne var ki CHP’liler emekliler konusunda gösterdikleri duyarlılığı gençler konusunda göstermiyor.

Evet, emekliler geçmişimizdir, daha iyi bir hayata kavuşmaları gerekir.

Ama gençlerin de geleceğimiz olduğu unutulmamalıdır.

***

DİSK, Türkiye’de işsiz sayısının yaklaşık 11 milyon olduğunu belirtiyor ve bunlar içinde genç nüfusun ağırlığına dikkat çekiyor.

Milyonlarca genç iş bulmaktan umudunu keserek evinde oturuyor yıllardır.

Dilimize “ev genci” diye bir deyim bile girdi.

Son üniversiteye giriş sınavında bir fakülteye giriş hakkı kazandığı halde kayıt yaptırmayan gençlerin sayısı 336 bini buldu. Kimi genç ekonomik nedenlerle kayıt yaptırmadı, kimi yıllarca okuyarak alacağı diplomanın bir işe yaramayacağını düşündü.

Gençler arasında uyuşturucu kullanımı çığ gibi artıyor.

Yine gençler her geçen gün yaralamadan cinayete, dolandırıcılıktan soyguna pek çok suça karışıyor.

***

Sonuca gelecek olursak:

İlk seçimde iktidara gelmesi muhtemel CHP’lilerden gençliği ihmal etmemeleri, sorunlarıyla yakından ilgilenmeleri beklenir.

Büyük Atatürk, kurduğu Cumhuriyeti siyasetçilere, bürokratlara, subaylara, işadamlarına, emeklilere filan değil gençlere emanet etmişti.

CHP’liler bu gerçeği akıllarından çıkarmamalıdır.

ÖLÜ CANLAR

Zengin olup toplumda saygınlık kazanmak isteyen Çiçikov, ilginç bir dolandırıcılık yöntemine başvurur.

Rusya’da birçok köyü dolaşır ve büyük toprak sahiplerinden ölen ancak resmi kayıtlarda hâlâ yaşıyor görünen köleleri satın alır.

Toprak sahipleri yıllarca sömürdükleri köleleri öldükten sonra da sömürmeye devam ettikleri için mutludur.

Çiçikov da satın aldığı ölü köleler yoluyla kendisini büyük bir toprak sahibi gibi gösterip bankalardan yüksek krediler almayı hayal etmektedir.

Köylerde Çiçikov ile toprak sahipleri arasında “ölü canlar” üzerinde yapılan pazarlıklar, insanların para hırslarını ve doymayan ihtiraslarını çarpıcı biçimde ortaya serer.

Neyse ki sonunda dolandırıcılık girişimi ortaya çıkacak, havadan para kazanmak isteyenler derin bir hayal kırıklığı yaşayacaktır.

***

Nikolay Gogol’un romanından aynı adla uyarlanan “Ölü Canlar”, Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatroları ile Bulgaristan Tiyatrosu’nun ortak yapımı olarak sergileniyor bu günlerde.

Ankara Akün Sahnesi’nde izlediğim oyunu bir Bulgar sanatçı Wadlen Aleksandrov oyunlaştırıp yönetmiş. Dekor, kostüm, kukla ve mask tasarımı ile şarkı sözlerinde de Bulgar sanatçıların imzaları var.

Gogol’un 1842’de yazdığı roman, danslı ve şarkılı neşeli bir kabare oyunu olarak çıkıyor karşımıza.

28 oyuncunun rol aldığı oyunda herkes üzerine düşeni başarıyla yapıyor. Bunlar arasında Çiçikov’u canlandıran Ünsal Coşar’ı özellikle vurgulamak gerekiyor.

İki saat süren oyun bittiğinde ilk yorumum,“Tiyatro sanatı açısından Bulgarlardan öğreneceğimiz çok şey varmış meğer” oldu.

Böyle ortak yapımların devam etmesi dileğiyle.