Gökyüzüne baktığımızda eskiden yıldızları, takımyıldızlarını, sonsuz bir boşluğun huzurunu hissederdik. İnsanlık binlerce yıl boyunca başını yukarı kaldırıp hayaller kurdu.

Biz Türkler de göğe Tanrı dedik…

O sonsuz karanlık, şairlere ilham verdi, aşıklara yol gösterdi. Gökyüzü masumiyetin, bilinmezliğin, keşfetme arzusunun kalbiydi.

Şimdi yörüngede bambaşka bir senaryo yazılıyor. Yıldızların arasında sessiz, derinden, karanlık bir satranç oynanıyor.

Reuters'da yer alan habere göre ABD ile İngiltere, uzayda eşine daha önce rastlanmamış bir askeri operasyona imza attı. Yörüngede süzülen şüpheli bir Çin casus uydusunun rotası üzerinde gövde gösterisine dönüşen ortak bir manevra gerçekleştirdiler.

Uzay takip istasyonlarından gelen veriler yaşanan hareketliliğin sıradan bir yörünge düzeltmesinden çok öteye geçtiğini kanıtlıyor.

Askerî uzmanların yorumlarına baktığımızda, Pekin yönetimine gönderilmiş çok net bir uyarı sinyali görüyoruz: “Yukarıda da izleniyorsunuz, nefesimizi ensenizde hissedeceksiniz.”

Yeryüzündeki sınırlar, çekişmeler, güç gösterileri yerçekimini yenip atmosfere taşındı. Soğuk Savaş yıllarında Amerika ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabet, Ay'a ilk ayak basan olma yarışı üzerinden ilerlerdi.

Bilimsel bir örtünün altında gizlenen siyasi bir yarıştı o. Şimdiki rekabet çok daha çıplak, çok daha tehlikeli bir hâl aldı.

Çin'in yükselen teknolojik gücü karşısında, Batı ittifakı yörüngeyi savunmasız bırakmamaya kararlı görünüyor. Avcı uydular, sinyal bozucular, lazer silahları bilimkurgu filmlerinin senaryolarından çıkıp askeri bütçelerin en büyük kalemlerine dönüştü.

Yukarısı ürkütücü derecede sessiz. Yeryüzündeki savaşlarda patlama seslerini duyar, yıkımı gözlerimizle görürüz. Uzaydaki çarpışmalar tamamen dijital veriler, radar ekranlarındaki küçük noktalar üzerinden yürütülüyor.

İletişim ağlarımızı, bankacılık sistemlerimizi, cep telefonlarımızın haritalarını hayatta tutan tüm o sinyaller, başımızın üzerinde dönüp duran o uydulara bağlı.

O uyduların vurulması, kör edilmesi veya yörüngeden çıkarılması yeryüzünde bir anda karanlığa gömülmemiz anlamına geliyor. Washington ile Londra'nın Pekin'e verdiği mesajın arkasında böylesine devasa bir hayatta kalma endişesi yatıyor.

İnsan doğası maalesef kendi hırslarını evrenin en uzak köşelerine bile taşımaktan geri duramıyor. Dünyayı yaşanmaz hâle getiren aynı kibir, aynı tahakküm kurma arzusu, yörüngeyi çöplüğe, mayın tarlasına çeviriyor.

Güçlü devletlerin gökyüzüne yerleştirdiği her yeni askeri teknoloji, başımızın üzerinde asılı duran Demokles'in Kılıcı misali tehlikeyi büyütüyor.

Geceleri başımızı kaldırıp baktığımız o siyah boşlukta eskisi gibi huzur bulmak her geçen gün zorlaşıyor. Orada bizim görmediğimiz, duymadığımız, hissedemediğimiz devasa bir kavga büyüyor.

Görünen o ki yeryüzüne sığamayan insanoğlu, bitmek bilmeyen güç savaşını sonsuzluğa mahkûm etmeye kararlı.