Çocukluktan kalan en masum anılardan biridir tahterevalli. İki kişi biner, biri yukarı çıkarken diğeri aşağı iner. Denge, ancak iki tarafın varlığıyla mümkündür. Ama ya biri sürekli havada kalıyorsa, diğeri de sürekli yerlerde ise… Aslında bu oyuncak, karşı tarafı dengelemeden ya da gözetmeden çalışmaz. Ülkedeki zenginlik – geçim sıkıntısı çelişkisi tam olarak böyle bir tahterevalliye benziyor. Ama bir farkla; yukarıdakiler çoğu zaman aşağıdakini görmüyor, aşağıdakiler ise yukarıdakine bakmaktan boyun ağrısı yaşıyor, yutkunmaktan boğazları kuruyor.
Bir yanda gurme restoranlarda tek akşamlık hesapların asgari ücreti aştığı sofralar… Milyonları harcayan küçük bir grup… Diğer yanda kira günü yaklaştıkça uykusu kaçanlar, ayın ortasında küçük bütçesini tekrar tekrar hesaplayan milyonlar… Aileler, bu ayı da atlatalım derdinde. Kesiti büyük şehirden, küçük şehirden ya da kasabadan alın, sonuç pek değişmiyor. Bu tablo, Türk edebiyatına da pek yabancı değil. Orhan Veli Hoşgör Köftecisi hikayesinde: “…Başka çeşidi olmaz, levrek olacak. Ateşi yakacaksın, suyu kaynatacaksın, levreği içine atacaksın, haşlandıktan sonra çıkaracaksın, bir tabağa koyacaksın, soğutacaksın, başka bir tabağa mayonez koyacaksın. Mayonez nasıl yapılır? Yumurta sarısını bir kaba koyacaksın, tuz atacaksın, biraz sirke katacaksın, çırpacaksın, zeytinyağını iplik gibi dökeceksin. Yumurtayla zeytinyağı koyulaştı mı biraz, limon damlatacaksın. Onun da kararı var. Fazla damlatırsan mayonez bozulur. Mayonez hazır olunca soğumuş levreğin üstüne dökeceksin. Mayonezli levreğin de ne hoş kokusu vardır!...” verdiği tarif. Bu cümleler, cebi delik şairin sadece bir yemeği kelimelerde cisimleştirmesi değil. Yoksulluğun maddi bir durum olmaktan çıkıp ruh haline dönüşünün ifadesidir.
Benzer sahneler, sürüp gidiyor aktörler değişse de… Aynı sokakta biri yatırım peşinde koşarken diğeri askıda ekmek listesini takip ediyor. Biri ulaşım için ücretsiz saati beklerken, diğeri yanından lüks aracı ile geçiyor. Sadece gelirle değil, yaşam tarzlarıyla da ayrışıyorlar. Öğle arası AVM’de lahmacun, tavuk dürüm ya da çiğ köfte yiyebilmeyi, akıllı cep telefonuna sahip olmayı bir standart olarak asgari ücretlinin, küçük esnafın ya da emeklinin önüne koyamayız. Şayet bunları bir refah göstergesi olarak değerlendirirsek, millet bizi anlamıyor noktasına evriliriz. Halbuki esas olan millet ne istiyor, talebi ne sorularını sormak ve yanıtların hangi yönü işaret ettiğini görmek. Türkiye istek haritası gibi: Genç ne istiyor? Emekli ne istiyor? Köylü ne istiyor? Öğrenci ne istiyor?
Kesimlerin, şikayet ve yakınmaları birer işaret fişeği olarak görülmesi, politikaların şekillenmesini sağlayacaktır. Örneğin market zincirlerinde çalışanların koşulları, malum. Herkesin gözü önünde… Çalışanlar, durumlarını davalara kadar taşıdılar. Şimdi de seslerini yükseltiyorlar. İstekler görmezden gelindiğinde, sorunlaşır. Bugün geldiğimiz noktayı, dünden göremedik, diyebilir miyiz?
İstekleri, tahterevallide dengeleyemezsek, en tehlikeli sonuçları bireyin psikolojisinde gözleriz. Sürekli aşağıda kalan taraf, bir süre sonra kuralların kendisi için çalışmadığını düşünmeye başlar. Sistem, yolu açmıyorsa ileri gitmek için kanat arayışı başlar. İşte kırılma noktası burada. Geçim sıkıntısı uzadıkça aile içi gerilim artar. Küçük tartışmalar büyür, şiddete dönüşebilir. Ev içi huzursuzluk çocuklara da yansır; sonuç mutsuz ve umutsuz kuşaklar... Sosyolojik olarak bakıldığında, ekonomik baskı arttıkça suç oranlarında artış görülmesi tesadüf değil. Hırsızlık, dolandırıcılık, bahis, kumar, kayıt dışı işler… Bunlar çoğu zaman kötülükten doğmaz, çıkışsızlıktan beslenir. Tahterevallide yukarı fırlayacağını sanan kişi, çoğu zaman daha sert şekilde aşağı iner. Bahsi koyan aslında bahis kapanını çoktan kurmuştur, rulet daha dönerken kasa kazanmıştır. Bireysel düzeyde en önemli direnç noktası, kısa yoldan zıplama hayaline kapılmamak olmalıdır. Yavaş ama sağlam adımlar, hızlı ama riskli sıçramalardan daha güvenlidir.
Bir toplumda insanlar, aşağıdayken de bir gün yukarı çıkabileceklerine inanıyorsa tahterevalli çalışır. İnanç kaybolduğunda ise ortada oyuncak değil, sadece iki ayrı zemin görülür. Biri yukarıda, biri aşağıda… Ama artık kimse karşısındakini dengelemek zorunda hissetmez ve geriye sadece aralarındaki mesafe kalır.
Sorularınız için e-posta adresi: hkaganoyken@gmail.com