Ocak 2025’te 22.104 TL olan bir market arabası, Aralık 2025’e gelindiğinde 39.000 TL sınırına dayandı. Yani yalnızca 11 ayda mutfak harcamaları yaklaşık %76 arttı. Bu soyut bir istatistik değil. Bu artış, evde pişen yemeğin, sofraya konan ekmeğin, çocuğun beslenme çantasının ta kendisi.

Ama aynı dönemde maaşlar bu oranda artmadı. Asgari ücretli, emekli, sabit gelirli milyonlar için denge bozuldu. Gelir ile gider arasındaki makas bir kez daha değil, adeta koparak açıldı. Bugün Türkiye’de milyonların dilindeki “Nasıl insan gibi yaşayacağız?” sorusunun arkasındaki gerçek tam olarak burada yatıyor.

Hayat pahalılığı artıyor, maaşlar yerinde sayıyor

Market arabası %76 zamlanırken ücretlerin %25–30 bandında kalması, sadece bir alım gücü kaybı değildir. Bu, doğrudan yaşam standardının düşmesidir. İnsanlar artık daha az et alıyor, daha az meyve tüketiyor, temel gıdada bile kaliteyi değil fiyatı seçmek zorunda kalıyor. Sofra küçülüyor, beslenme bozuluyor, yoksulluk derinleşiyor.

Bu tabloyu daha da ağırlaştıran şey ise yalnızca gıda fiyatları değil. Hayatın diğer temel alanlarında da benzer bir fırtına var.

Ulaşım zamları kapıda, yük vatandaşın sırtında

Şehir içi ulaştırma hizmetlerine ciddi zam haberleri peş peşe geliyor. Otobüs, minibüs, metro… Hepsi zamlanıyor. Çünkü sistem diyor ki: “Maliyet arttı.”

Peki gerçekten öyle mi?

Şimşek döneminde mazot fiyatları %163 arttı. Aynı dönemde otobüsle şehir içi yolcu taşımacılığı %283 zamlandı. Rakamlar açık: Ulaşım zamları, mazot artışının çok üzerinde.

Yani anlatılan hikâye şu değil: “Mazot pahalandı, biz de mecburen zam yaptık.” Gerçek şu: Mazot artışı bir bahane, zamlar ise sistematik bir tercih.

Sorun mazot değil, düzen

Eğer sorun yalnızca mazot olsaydı, ulaşım fiyatları mazot kadar artardı. Ama %163’lük bir girdi artışına karşılık %283’lük bir fiyat artışı varsa, burada başka bir şey var demektir.

Bu fark;

  • Yanlış maliyet yönetiminin,
  • Kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasının,
  • Belediyelerin ve merkezi yönetimin yükü vatandaşa yıkmasının sonucudur.

Ulaşım artık bir kamusal hak olmaktan çıkıp, ticari bir yük haline gelmiştir. Oysa şehir içi ulaşım, özellikle büyükşehirlerde, çalışanlar için lüks değil zorunluluktur. İnsanlar işe gitmek için, çocuklarını okula göndermek için, hastaneye ulaşmak için bu hizmeti kullanmak zorundadır.

Zam zinciri hayatı kilitliyor

Ulaşım zamlanınca ne olur?

  • İşe gitmenin maliyeti artar.
  • Küçük esnafın gideri yükselir.
  • Lojistik pahalanır, bu da market fiyatlarına geri döner.

Yani zamlar zincirleme çalışır. Bugün otobüs bileti zamlanır, yarın pazardaki domates daha pahalı olur. Bu yüzden hayat pahalılığı tek bir kalemde değil, her alanda hissedilir.

“Enflasyon düşüyor” sözü neden inandırıcı değil?

Yetkililer enflasyonun düştüğünü söylüyor. Ama vatandaş markette, otobüste, pazarda bunun tersini yaşıyor. Çünkü enflasyon teknik olarak düşse bile, fiyat seviyesi düşmüyor. Yani zamlar durmuyor, sadece biraz daha yavaşlıyor. Oysa maaşlar yerinde sayıyor.

Bu da şu anlama geliyor: Yoksullaşma devam ediyor.

İnsan gibi yaşamak lüks değil

Bugün Türkiye’de sorun şudur:

İnsanlar çalışarak geçinemiyor.

Çalıştıkça borçlanıyor.

Borçlandıkça daha fazla kısıtlanıyor.

Market arabası %76 artarken, ulaşım %283 zamlanırken, mazot %163 yükselirken; bu yükün tamamı vatandaşa bindiriliyor. Sermaye korunuyor, bütçe açıkları dolaylı vergilerle kapatılıyor, kamusal hizmetler zam makinesine dönüştürülüyor.

Bu yüzden mesele sadece ekonomi değil. Bu bir yaşam meselesi. İnsanların onurlu bir hayat sürüp sürememesi meselesi.

Ve bugün milyonlar aynı soruyu soruyor:

“Biz bu ülkede nasıl insan gibi yaşayacağız?”

Bu soruya verilen cevaplar rakamlarda değil, sofrada, otobüste ve cüzdanda yazıyor.