Eylül 2021’den bu yana Türkiye’de ortalama fiyatlar 6 kat, kiralar ise tam 10 kat arttı. Bu, sadece bir enflasyon hikâyesi değil; bu, aynı zamanda tarihin en sert gelir ve servet bölüşümü şoklarından biri. Çünkü fiyatlar yükselirken herkesin geliri aynı hızda artmadı. Kiralar uçtu ama maaşlar yerinde saydı. Sonuç: Orta sınıf eridi, yoksulluk derinleşti, zengin daha zengin oldu.
Bugün geldiğimiz noktada tablo son derece net:
En zengin yüzde 10’luk kesim, toplam servetin yüzde 75,6’sına sahip.
Yani ülkede üretilen her 100 liralık servetin yaklaşık 76 lirası, nüfusun sadece onda birinin cebine gidiyor. Geriye kalan yüzde 90 ise kalan 24 lirayı paylaşmaya çalışıyor.
Bu artık sadece “adaletsizlik” değil; bu, ekonomik dengenin bozulmasıdır.
***
Fiyatlar 6 Kat, Kiralar 10 Kat: Bu nasıl bir çöküştür?
2021 sonbaharında 2.000 liraya kiralanan bir ev bugün 20.000 liraya dayanmış durumda. Market alışverişi 500 liradan 3.000 liraya fırlamış. Ulaşım, eğitim, sağlık, giyim… Hepsi katlandı.
Ama maaşlar?
Asgari ücret 3 yılda 6 katına çıkmadı. Emekli maaşları 10 kat artmadı. Özel sektörde çalışan milyonların geliri enflasyona yetişemedi.
Sonuç çok basit:
Halk fakirleşti, barınma lükse dönüştü.
Kiralar sadece bir konut meselesi değildir. Kira, artık insanların yaşam standardını belirleyen ana kalem haline gelmiştir. Bugün bir çalışanın maaşının %50–70’i sadece kiraya gidiyor. Geriye kalanla gıda, ulaşım, çocuk, sağlık ve faturalar karşılanmaya çalışılıyor. Bu bir matematik değil; bu, çaresizliktir.
***
Kiralar Düşmeyince Formül Değiştiriliyor
Normalde enflasyon, halkın gerçek harcama sepetine göre ölçülür. Ama kiralar düşmeyince, şimdi yeni bir hamle gündemde:
TÜİK 2026 yılında kiraların enflasyon içindeki ağırlığını düşürmeye hazırlanıyor.
Yani kira düşmediği için fiyatı düşürmek yerine, ölçüdeki etkisi azaltılacak. Enflasyon kâğıt üzerinde daha düşük görünecek ama vatandaşın cebindeki yangın aynen devam edecek.
Bu şu demektir:
- Enflasyon daha düşük açıklanacak
- Maaş zamları daha düşük belirlenecek
- Emekli aylıkları daha az artacak
- Gerçek hayat ise daha da pahalı olmaya devam edecek
Bu, ekonomik sorunları çözmek değil; rakamları makyajlamaktır.
***
Servet Yukarı Çıkıyor, Yük Aşağıya Biniyor
Bugün Türkiye’de yaşanan sadece bir “hayat pahalılığı” değildir. Bu, aynı zamanda servetin toplumun alt katmanlarından alınıp üst katmanlara aktarılmasıdır.
- Yüksek faizden kazananlar
- Döviz ve finansal varlıklara sahip olanlar
- Büyük şirketler, holdingler, rant çevreleri
servetlerine servet katarken;
- Ücretliler
- Emekliler
- Küçük esnaf
- Gençler
- Dar gelirli aileler
her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor.
En zengin yüzde 10, servetin yüzde 75,6’sına sahip.
Bu oran sadece yüksek değil; bu oran, bir ekonomik alarmdır.
Bu yapı şunu gösterir:
Türkiye’de artık büyüme varsa bile, bu büyüme topluma yayılmıyor. Zengin daha zengin olurken, milyonlar borç, kira ve faturalar arasında sıkışıyor.
***
Bu Bir Bölüşüm Krizidir
Bugün Türkiye’nin yaşadığı şey sadece bir enflasyon değil; bu bir bölüşüm krizidir. Yani pastanın büyüklüğünden çok, kimin ne kadar pay aldığı meselesidir.
Bir tarafta:
- Boş konut alabilenler
- Döviz ve faizde servetini büyütenler
- Birden fazla evi olanlar
Diğer tarafta:
- Aynı evde üç aile
- Kirasını ödeyemeyen çalışanlar
- Ailesinin yanına geri dönmek zorunda kalan gençler
Bu tablo sürdürülebilir değildir. Çünkü bu tablo üretimi bozar, güveni yıkar, toplumsal huzuru zedeler.
***
Sonuç: Türkiye Tarihinin En Sert Servet Transferlerinden Biri Yaşanıyor
Son üç yılda yaşananlar şunu açıkça gösteriyor:
Türkiye, tarihinin en büyük servet ve gelir transferlerinden birini yaşıyor. Bu transfer aşağıdan yukarı doğru oluyor.
Halkın alım gücü erirken, bir avuç kesimin serveti büyüyor. Kiralar düşmüyor ama ölçüm sistemi değiştiriliyor. Enflasyon kâğıt üzerinde hafifletiliyor ama mutfakta yangın devam ediyor.
Bu gidişat sadece ekonomik değil, toplumsal bir kırılma riskini de içinde barındırıyor. Çünkü adalet duygusu yıkıldığında, güven de yıkılır. Güven yıkıldığında ise ne ekonomi ayakta kalır ne de toplumsal düzen.