Bir ülkede ekonomi bazen rakamlarla değil, kelimelerle anlatılır. “Yük” kelimesi mesela… Hala EYT konuşulurken en çok duyduğumuz kelime bu. Ekranlarda grafikler, tablolar, uzun vadeli maliyet hesapları dolaşıyor; yıllarca prim ödemiş insanların emekliliği ise bütçeye binen bir ağırlık gibi tarif ediliyor. EYT yasalaşalı çok zaman geçmedi, şimdi sahnede yeni bir kavram var: Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi.

Tamamlayıcı emeklilik için %3 çalışan ve %3 işveren ve ek olarak %30 devlet, katkıları yazılıyor, çiziliyor. Bu kez aynı bütçeden söz ederken kullanılan kelimeler değişti. “Tasarruf”, “fon birikimi”, “sermaye piyasaları”, “uzun vadeli kaynak”… Henüz yasası netleşmemiş iken bu yeni model için devlet katkısı oranları konuşulmaya başlandı. İşte tam burada zihinlerde küçük ama haklı bir soru beliriyor; dün yük olan emeklilik, bugün nasıl oldu da teşvik konusu haline geliyor… Sosyal güvenlik politikaları biraz da böyledir; prim toplarken bir başkadır, aylık verirken bir başkadır, teşvik oranlarını düşürürken bir başkadır dili. Bu noktada netlik olmamakla birlikte çalışan ve işveren payının toplamı olan %6 oranında ödenecek prime, %30 devlet katkısı demek; toplam prim oranı olan %6’nın %30’u ek katkı (%1.8) demek olacak. Böylece sistemde %7.8 oranında prim birikecek.

30 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na bakıldığında, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’nin (TES) bir sosyal politika hamlesi kadar ekonomik bir tasarım olduğu görülüyor. Uygulamanın 2026 yılına takvimlendiğini ancak takvim yaprağında günün belli olmadığını görüyoruz. Program metnini dikkatle okuduğumuzda Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’nin bir sosyal güvenlik reformu kadar, iktisadi bir tasarruf hamlesi olarak konumlandırıldığını görüyoruz. Metin; yurt içi tasarrufların artırılması, sermaye piyasalarına kalıcı kaynak sağlanması ve yatırımların finansmanının güçlendirilmesi hedefleri ön plana çıkarılıyor. OKS’nin işveren katkısını da içerecek şekilde ikinci basamak bir sisteme dönüştürüleceği belirtiliyor. Ancak maaştan ne kadar kesilecek, işveren ne kadar ödeyecek, devlet katkısı hangi oranda olacak ve kesintiler ne zaman başlayacak; program metninde yer almıyor. Kamuoyuna yansıyan taslaklar ise devletin güçlü bir katkı verebileceğine işaret ediyor.

Tamamlayıcı emeklilik elbette dünyada da var. Birçok ülkede kamu emekliliğinin yanında ikinci ve üçüncü basamak sistemlerle tasarruf teşvik ediliyor. Genelde temel güvence güçlü tutuluyor, tamamlayıcı sistem ise ek konfor alanı sağlıyor. Türkiye’de ise tartışma temel emekli aylıklarından başlıyor. En düşük emekli aylığı uygulaması, emekli zamları gündemden hiç düşmüyor. Bu da doğal olarak öncelik sırası sorusunu doğuruyor. Dünyaya baktığımızda, tamamlayıcı emeklilik sistemlerinde devletin tamamen seyirci kaldığı bir model neredeyse yok gibi… OECD verileri bize birçok ülkede; ikinci ve üçüncü basamak emeklilik tasarruflarını ya vergi avantajıyla ya da sınırlı eşleşen katkılarla teşvik ediyor. Yeri gelmişken bireysel emeklilik sistemi de %20 gibi güçlü bir kamu desteği alamıyor, dünyanın her yerinde. Bu noktada yine emekli aylıkları ve özellikle EYT ile beraber anılan bütçeye yük kavramı akla geliyor.

Şayet ortada tamamlayıcı bir emeklilik sistemi varsa, mantıken yükün de daha çok çalışma ilişkisinin tarafları arasında dağılması beklenir. Çünkü tamamlayıcı emekliliğin temel amacı, çalışanların aktif dönemlerinde ek bir birikim oluşturmaları. Bu açıdan bakıldığında, daha yüksek katkı oranının işveren ve sigortalı payı üzerinden şekillenmesi; devlet katkısının ise daha sınırlı, yönlendirici ve özellikle düşük gelir gruplarını koruyacak biçimde kurgulanması daha adil bir model olarak düşünülebilir.

Devletin güçlü bir katkı üstlenmesi, kısa vadede cazip görünse de bütçe disiplini ve öncelik sıralaması açısından tartışma yaratacaktır. Çünkü aynı bütçe, bize; bugün en düşük emekli aylığını ya da emekli aylıklarını artırırken kaynak kısıtı vurgusu yapıyor. Bu nedenle kamunun rolü, sistemi sırtlayan ana aktör olmak yerine dengeleyici, teşvik edici ve sosyal adaleti gözeten bir konum olmalı. Özellikle düşük gelir grupları üzerinde etkisi kaçınılmaz. Asgari ücretliler için brüt ücret üzerinden yapılacak %3’lük kesinti, net maaşta hissedilir bir azalmaya yol açacaktır.

TES’in kıdem tazminatının fonlaşması veya kısmen bu sisteme entegre edilmesi yönünde bir köprü görevi görebileceğini düşünenler olabilir. Bu senaryodaki yaklaşım; işçinin hak ettiği kıdem tazminatının bir kısmı bireysel hesaplara aktarılıp uzun vadeli birikim olarak değerlendirilmesi ve işverenlerin kıdem yükümlülüğü hafifletilmesi. Ancak bu fikir, işçiler ve sendikalar cephesinde kıdemin gaspı ve mevcut kazanılmış hakların ise riske atılacağı endişesini doğuruyor. Henüz resmi bir bağlantı açıklanmamış olsa da, TES’in kıdem rejimiyle olası kesişimi; çalışma hayatının ağır abisi kıdem tazminatını gündeme taşır ki bu da konunun boyutunu derinleştirir.

Mali ve idari özerkliği bulunan Ordu Yardımlaşma Kurumu (Oyak), mensuplarına SGK’dan koşulları sağlayarak emekli olabildikleri gibi Oyak’tan da ikinci bir emeklilik sağlıyor. Bir de Memur Yardımlaşma Kurumu (MEYAK) vardı. Kuruluşundan 12 yıl sonra 1982 yılında topladığı primleri geri vererek kapanan… Oyak, başarılı olurken Meyak, kötü örnek olarak hafızalarda kaldı. Ekonomi her ne kadar insan davranışlarını gözetse de soğuk bir bilimdir ama emeklilik meselesi her zaman sıcak bir konudur. Tamamlayıcı emeklilik uzun vadede doğru bir araç olabilir ancak tasarruf oranını artırır, sermaye piyasalarını derinleştirir, gelecekteki emeklilik gelirlerini desteklerse… Aksi halde yalnızca, bugünün tasarrufundan ve bütçesinden yarının belirsizliğine kaynak aktarmış olacağız.

Sorularınız içi e-posta adresi: hkaganoyken@gmail.com