Bazı yerlerde yaşayanlar için üzülürüm.
Kentleri ve ilçeleri tarihsel özellikleri, kültürel zenginlikleri, doğal güzellikleriyle değil, geçmişte yaşanmış acı olayların hafızalara kazınmış izleriyle hatırlanır hep.
Aşkale, doğuda bir ilçenin adı olmaktan ziyade, İkinci Dünya Savaşı sırasında vergi borçlarını ödeyemeyen azınlıkların sürgün edilip kamplarda alıkonulduğu ve çalıştırıldığı yerdir örneğin.
Sarıkamış, 10 Ocak 1915’te 70 binden fazla askerimizin donarak şehit olduğu ilçemizdir.
Menemen de acı çağrışımlar yaratır. Bu mütevazı Ege ilçesinde 23 Aralık 1930’da gerici bir ayaklanma yaşandı. Bunu bastırmak isteyen askerlerden Asteğmen Fehmi Kubilay şehit edildi, kesilen başı bir sopaya takılarak ilçe sokaklarında dolaştırıldı.
Yassıada, 27 Mayıs 1960’da askeri darbeyle düşürülen iktidar üyelerinin yargılandığı olağanüstü mahkemeye ev sahipliği yaptı.
İmralı, Yassıada’da çok tartışmalı bir biçimde yargılanıp idama mahkûm edilen Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu için darağacının kurulduğu ada oldu.
Taksim, bir semt ve meydan olmanın ötesinde 1 Mayıs 1977’de 35 kişinin öldüğü trajik olayın adresiydi.
Maraş, öncelikle kahramanlıklarıyla ünlü bir kenti hatırlatması gerekirken, 22 Aralık 1978’de 109 kişinin öldüğü, 176 kişinin yaralandığı, 500 ev ve işyerinin tahrip edildiği olaylar ile 50 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği 11 il’i etkileyen 6 Şubat 2023 depreminin merkezini hatırlatıyor artık bize.
Mamak, Ankara’nın kendi halinde bir ilçesinden çok, 12 Eylül askeri darbesinden sonra yüzlerce kişinin konulup ağır baskılar gördüğü Mamak Cezaevi çağrışımı yapıyor zihinlerde.
Sivas denince, 2 Temmuz 1993’de radikal bir grubun Pir Sultan Abdal Etkinlikleri’ne katılan 35 aydını Madımak Oteli’nde yakması akla geliyor öncelikle.
Susurluk, Ege’nin ayranıyla ünlü ilçesi olarak bilinirken, 3 Kasım 1996’dan sonra bir kazayla anılmaya başlandı. O tarihte lüks bir otomobil, bir kamyonla çarpıştı. Bagajında suikast silahlarının bulunduğu otomobilin yolcularının kimlikleri ilginçti: Bir emniyet müdürü, bir çete üyesi, bir milletvekili ve bir manken.
Gelelim Silivri’ye... Burasını İstanbul yakınlarındaki güzel bir sahil ilçesi diye kim tanımlayabilir ki. O ilçenin adını andıkça pek çok kişinin aklına uzun yıllar boyunca tartışılacak Ergenekon davası ve bu davada yargılananların konulduğu cezaevi ile son aylarda belediyelere yönelik operasyonlarda tutuklananlar geliyor artık.

KALPTEN GİDİYORUZ!
Dünya Kalp Günü’ydü dün.
Gün dolayısıyla çeşitli kurumlardan kalp sağlığı ile ilgili açıklamalar yapıldı.
Aslında kalp konusunu konuşup tartışmak, sağlıklı kalp için neler yapılması gerektiğini anlatmak için bir gün yetmez bize, kalp yılı hatta kalp yılları ilan etmek gerekir.
O kadar dev bir sorunla karşı karşıyayız.
Sağlık Bakanlığı ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun şu verilerini paylaşırsam ne demek istediğim daha iyi anlaşılır sanırım:
-Ülkemizde 2024’de 489 bin 361 kişi öldü. Bunların yüzde 36’sı yani 176 bin 148’si kalp ve damar hastalıkları yüzünden hayatını kaybetti.
-Bir diğer deyişle ülkemizde bir günde ölen bin 340 kişiden 482’sinin ölüm nedeni kalp ve damar hastalıklarıydı.
-Kalp ve damar hastalıklarından ölümler kanserden ölümlerin iki katından fazla çıktı.
***
Peki, kalp sağlığımızı korumak için ne yapmalıyız?
Bu sorunun yanıtını Türk Kardiyoloji Derneği’nin açıklamasından yararlanarak verelim:
-Çocukluktan itibaren sağlıklı yaşam tarzı benimsenmelidir.
-Akdeniz tipi diyetle yani zeytinyağı, sebze, meyve, balık, baklagiller, az yağlı süt ürünleri ve kuruyemişten zengin besinlerle beslenilmelidir.
-Günde en az 30 dakika yürünmelidir.
-Şekerli içecekler, şekerli ve unlu hazır besinler ve işlenmiş karbonhitlardan uzak durulmalıdır.
-“Kolesterol zararlı değildir” safsatasına inanılmamalıdır.
-Sigara içilmemelidir.