Oksimiron…
Edebiyatta iki karşıt kavramın yan yana getirilmesiyle oluşan anlatım sanatına verilen isimdir… Mesela soğuk ateş ya da sessiz çığlık gibi. Ancak bu kavramı alıp siyasal ve hukuki bir zemine oturtmaya kalktığınızda edebi bir mecaz yerine, bilinçli bir mantık hilesi çıkar ortaya…
Çerçeve yasa ile hayatımıza giren “Suça karışmamış PKK’lı" ifadesi, tam olarak bu mantıksal ve kavramsal oksimoronun en çıplak örneğidir. Yapının kendisi varoluşsal olarak bir suç organizasyonuyken, o yapının içinde yer almayı "suçsuzluk" görmek, böyle kabul etmek, suyun içinde kalıp ıslanmadığını savunmak gibi bir şey aslında…
Yani suda ıslanmamış balık ya da ateşe dokunup yanmamış çıra gibi; suça karışmamış PKK'lı tanımı, tam olarak içi boşaltılmış bir mantık hilesidir. Bir terör örgütünün üyesinin suça karışmadığını iddia etmek, dilde oksimoron, mantıkta ise ağır bir illüzyondur.
Türk Ceza Kanunu’nun temel mantığı bu illüzyonu tam ortasından ikiye bölüyor.
TCK’nın silahlı örgüt üyeliğini düzenleyen 314. maddesi ve yerleşik yargı içtihatları, suçu sadece tetiğe basma ya da bomba patlatma gibi somut eylemlerle sınırlandırmıyor...
Hukuk tekniği açısından bir terör örgütünün hiyerarşik yapısına kendi iradesiyle dahil olmak, o yapının amaçlarını benimseyip organik bağ kurmak, suçun işlenmesi için yeterlidir.
Yani TCK’ya göre örgüt üyeliği, neticesi harekete bitişik bir tehlike suçudur. Kişinin eyleme geçip geçmemesi sadece cezanın niteliğini etkiler…
Sizin anlayacağınız, eylemsizlik, hukuken ya da vicdanen bir suçsuzluk üretmez.
Bir kişinin dağ kadrosunda veya örgüt hiyerarşisinde bulunup o gün için bir eyleme katılmamış olması, o mekanizmanın bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmez. Terör yapısının nüfuzuna sayısal varlığıyla katkıda bulunan herkes, tetiği çeken elin arkasındaki gövdeyi oluşturur.
Ne var ki siyaset, bazı kavramları bilerek esnetir ki, ardındaki ağır tablo kamuoyuna daha kolay ikna edilebilsin. Siyasal iletişimin ve kitle mühendisliğinin en eski numaralarından biri, bir kavramın etrafını sisle kaplamak, sivri uçlarını törpülemek ve toplumsal hafızada açtığı yarayı steril kelimelerle örtmektir. George Orwell’in Çifte şüphe veya Yeni dil kavramlarıyla anlattığı o tehlikeli zemin tam da karşımızda…
Ancak dil cambazlıkları gerçeğin katı doğasını değiştirmiyor. Silahın ve şiddetin gölgesinde var olan bir yapının mensubu olmayı masum bir kıyıda durmak gibi resmetmek ne sosyolojik ne de pratik bir karşılık bulur.
Nihayetinde; varlığı ve amacı suç teşkil eden bir yapının çatısı altında durup eylemsizlik üzerinden masumiyet pazarlamak; Türk milletinin aklıyla ve bu uğurda bedel ödemiş insanların hafızasıyla, vicdanıyla alay etmektir.
Şöyle bitirelim; varlık sebebi terör olan bir hiyerarşide eylemsizlik, sadece sırasını bekleyen suç ortaklığıdır…