Cumhur ittifakının DEM, MHP ve AKP'den oluşan heyeti İmralı’ya gidip üç saat bebek katilini dinleyip süreçle ilgili sorular sormuş. Şimdilik bildiğimiz bu kadar… Süreç olabildiğince gizli yürütülüyor ama her aşamada olduğu gibi içeriğini zamanla ve yavaş yavaş öğreneceğiz. İçeriğini bizim bilmediğimiz görüşmenin hemen arkasından Independent Türkçe'de yayınlanan mülakatında SDG'li Mazlum Abdi "İmralı'ya giden heyetin bize söylediklerine göre...." diyerek Türk milletinden gizlenen ziyaretin içeriğinden haberdar olduğunu ifşa ediyor.
Bu ziyaretle ve yapılan açıklamalarla iyice anlaşılmıştır ki bu sürecin sahibi ve uygulayıcısı bizatihi bebek katilidir ve diğer bütün siyasiler bir senaryo dahilinde üzerine düşen rolleri oynamaktadırlar. Bu ne devlet ne de millet projesidir. Maalesef her iki unsur da bu sürecin mağdurudur.
Bu gerçeğin bizden saklanması için devleti ve medyayı ele geçirmiş olmanın da konforuyla çok keyfi bir süreç yürütüyor ve “Goebbelsvari” metotlarla toplumu güdüyorlar. "Bakın dünyanın sonu değilmiş, bakın bir şey olmadı." propagandası yapıyorlar.
İki günde ne olacaktı? Mayına basılmış gibi bir parçalanma mı bekliyordunuz? Bu süreçte zorlama ve dayatmalarla yapılanlar yüzünden devlete ve millete verilen hasar elbette hemen görünür olmayacaktır. Birdenbire olmasa da açılan gediğin giderek büyüme riski vardır. Sosyal olayların özelliğidir tekrar tekrar test edilemezler tüh bu yanlış oldu diyerek doğa bilimlerindeki gibi bir etkeni değiştirip yeniden denenemezler. Kültür, ekonomi, siyaset, psikolojik, tarihsel olduğu kadar kişisel tercihler gibi çok unsur sonucu etkiler.
Tekrar tekrar söylemek zorunda kalıyoruz yine söylemekte fayda var; Cumhur İttifakının bileşenleri olan MHP ve AKP seçimlerde oy almak için söylediklerinin tam aksini yapıyorlar. Dolayısıyla yapmakta ısrarcı oldukları açılımı yapabilmek için milletten alınmış bir yetkileri yok! Kendilerini alkışlayacak bir salon dolusu insan bulmaları onları haklı kılmaz. Bu yaptıkları milleti kandırmaktır.
Demokrasiye olan inancımız nedeniyle millet tarafından seçilen parlamenterlere güvenmek durumundayız. Böyle düşünmemize rağmen sürdürülen keyfilik ve gizlilik bizleri haklı olarak tedirgin ediyor. Yapılan ziyaretle açılım yeni bir evreye girdi, şimdi sırada öncelikle bebek katiline umut hakkı ve ev hapsi, PKK kampları ile dağdaki 3500 teröriste, cezaevindekilere af ve siyaset serbestisi var. Türklük tanımını da değiştirip Kürtçe ile ilgili kalıcı (!) düzenlemelerle devam edecekler.
Bu arada AKP'ye sus payı olarak verilen ve onları yutkunduran cumhurbaşkanlığı seçim barajının 40+1'e çekilmesi ile dönem kısıtlamasının kaldırılmasının yolu açılacak. Açılım süreci milleti ve devleti dönülmesi zor bir viraja soktu. Gelecekte bizleri sıkıntılı günler bekliyor.
Burada kişisel gelecekten bahsetmiyoruz. Bir milletin geleceğinden bahsediyoruz. Süreç hiçbir sigorta şirketinin beş yıl sigortalamayacağı yaş ve sağlık durumundaki insanların şişmiş egolarının dayattığı hukuksuz ve şımarık isteklerle ilerletilmeye çalışılıyor. Örneğin ziyaret için iyimser bir hava oluşturup “kritik bir viraj alındı” propagandası yapılıyor. Normal şartlar altında sadece hukuksuz olarak kurulmuş, TBMM’nin internet sitesinde bile yer almayan komisyon tarafından belirlenen heyetin AKP, MHP ve DEM temsilcilerinden oluşması bile bu sürecin çöküşü anlamına gelir. Bu gerçek milletten gizlenmeye çalışılıyor.
Bu heyetin tüm olumsuzluklara rağmen inatla yapabildiği ziyaretin milletin nezdinde bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Milletin gözünde gidilen yer “survivor adası” değil bir teröristin ayağıdır, bu ziyaretin ona itibar kazandırmak dışında anlamı yoktur.
Cumhur İttifakı’nın iktidarını devam ettirebilmek için Suriye'deki ve Ortadoğu'daki gelişmeleri bahane ederek ABD'ye “yanlaması” ilk bakışta onlar için başarılı bir siyasi hamle gibi görünüyor. Şimdi ABD ve Batı devletleriyle politik örtüşmenin verdiği bir rahatlığı yaşıyorlar. Mevcut durumun verdiği güç sayesinde ego şişmesi yaşayan açılım sürecinin şımarık aktörleri hiçbir hukuki, ahlaki norm ve en azından devlet geleneği tarafından sınırlandırılmıyorlar.
Ağa babaları ABD'ye ters düşmek ve Trump’ı kızdırmak dışında bir endişeleri yok. ABD'nin arkasına o kadar saklanıyorlar ki Türkiye’de zaten yüksek olan ABD karşıtlığı giderek artıyor. Bu yüzden kamuoyunda açılım sürecinde verilen tavizlerin arkasında Amerika var algısı her geçen gün güçleniyor. Evet Amerika hiçbir ülkede demokrasi, insan hakları, adil seçimler gibi konuları önemsemez, kendi çıkarlarını ön planda tutar ama aynı zamanda müttefiki olan bir ülkede bu kadar karşıtlığı da istemez. Hele ki bunun sebebi yerel siyasilerin çıkarları için olunca muhakkak rahatsızlık duyar.
Bu sürecin mimarı olan ekip şahsi çıkarları için Türk milletinin gözünün önünde devletin niteliğini değiştiriyor. Çok kurnaz olduklarının farkındayım ama hiçbiri kusursuz plan hazırlayıp bunu uygulayabilecek kapasitede değiller. Süreci başından beri takip etmeye çalışan biri olarak gözlemlerimden biri de gücü ele geçirenlerin "Terörsüz Türkiye" sloganıyla çıktıkları yolda yaptıkları şımarıklıklar yüzünden "Hukuksuz Türkiye"ye ulaşıldığıdır. Bu durum da beni gelecek için daha da endişelendirmektedir.