Sihirli Cümlelerle Savrulan Gerçeklerimiz.

Her şeyi konuşuyoruz bu ülkede.
Hukuk diyoruz, adalet diyoruz, hak diyoruz.
Felsefeyle çerçeveliyoruz, tarih bilgisiyle süslüyoruz.
Dinle besliyoruz, kültürle yüceltiyoruz.

Ama bütün bu konuşmaların ardından bir tek şeyi yapamıyoruz:
Sorunlarımızı çözemiyoruz.

Çünkü konuşmalarımız hakikatin peşinde değil, haklı çıkmanın peşinde.
Tartışmaların merkezinde meseleler değil, taraflar var.
Sözün kıymeti ölçülmüyor artık; kim söyledi, hangi safta duruyor, neyi ima ediyor diye tartılıyor.
Gerçekler, bu kalabalık yorumcuların ve sadık taraftarların elinde eğilip bükülüyor.
Sonunda geriye yalnızca sis kalıyor; bilgiyle bezenmiş bir cehalet sisi.

Böyle zamanlarda, çocukluğumda bir gece aklıma geldi:

Yıl 1974... 1 Şubat gecesi.
Hafta sonuydu, gece yarısıydı.
Uykusuz bir gecede enerjik, hevesle doluydum.
Evde sihirbazlık yeteneklerimi anlatıyordum!
Ama ailem ikna olmadı(!)

“Evi salla da görelim!” dediler alayla.

Ben de bir takım bazı sihirli cümleleri(!) tekrarlayıp, evin duvarla tavanın birleştiği noktaya elimle uzanıp, sesimi yükselterek bağırdım: “Sallanos!”

Ve o anda ev gerçekten uğultular ile sallanmaya başladı.
Hem de öyle az buz değil, gürültülü, çatır çatur.
Ev halkı bana döndü. Gözlerinde korkuyla karışık bir inanç görür gibi oldum!
O an gerçekten sihirbaz olduğuma inandılar(!) sanki!

Ama ben...
Ben deprem yaptırmış olmaktan korktum.
Ve bir daha asla, hiçbir sihirli cümle kullanmadım/kullanamadım!

Bugün o çocukluğumun bu anısı, bana bu ülkenin hâlini hatırlatıyor.
Toplumun duygularıyla oynayan, gerçekliği eğip bükerek konuşan nice “sihirbaz” var sahnede.
Siyaset kürsülerinden ekranlara, sosyal medyadan bir takım salonlara kadar…
Bir cümleyle yığınları sallıyorlar, sarsıyorlar… Uğultular ve alkışlar arasında nefes alamaya çalışıyoruz.
Bir ima ile kurumları yıkıyor, bir sloganla değerleri oynatıyorlar.
Ve her defasında, bu bir başarı mı? Yoksa bir yıkım mı? Onu sorgulayan kimse olmuyor.

Oysa sihirle yönetilen toplumlar, gerçeklerden uzaklaşır.
İnanmakla görmek arasındaki çizgi siliktir.
Kitleler, duygularının yöneldiği yöne yürürken, ayaklarının altındaki zeminin kaydığını fark etmez.

Bugün bizi sarsan şey bir hakikat değil, onun yerine geçen temsillerin gürültüsüdür.
Ve artık şu soruyu sorma zamanı gelmedi mi?

Sallanıyor muyuz gerçekten, yoksa birileri “sallan” mı diyor?

Bu sebeple çağrım basit ama derin:
Ey dünya sihirbazları! Bir araya gelin…
Yeter artık, bu illüzyon perdesini indirin.
Gerçeğe, hakikate, aslımıza dönelim.
Sihirli cümleler değil, sahici sözler konuşulsun artık.
Ve eğer bir yer sarsılacaksa, bu adaletin yankısından olsun.

Söyleyin sihirbazlara, sihirli değneklerini kullansınlar ve aslımıza dönelim