ABD/İsrail, İran arasında varılan 2 haftalık ateşkes uzlaşması…
Bana sorarsanız, haydutlara karşı kazanan İran…

Peki, bizim buralarda yaşanan savaşı kim kazandı?..

Ne savaşı mı?..

Tayyip Erdoğan sonrası taht savaşı…

Kestirmeden söyleyeyim;

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan kaybetti, MİT Başkanı İbrahim Kalın kazandı…

Duyar gibiyim; “İbrahim Kalın da taht kavgasının içinde miydi” diye sorduğunuzu…

Evet, yıllardır çok sessiz ve derinden gidiyordu. Hakkını vermek gerek, tarihin bu keskin virajını çok iyi aldı!.. Diğer adaylar gibi kendini ortalığa atmadı. Hakan Fidan ise arabayı devirdi!.. Fidan, savaş bahanesiyle ABD Başkanı Trump’a taklalar atıyordu!.. İbrahim Kalın, ince vücut çalımlarıyla Hakan Fidan’ın adeta belini kırdı. Açıktan ABD/Trump yanlısı bir politika izleyen, Arap ülkeleriyle bir olup İran’a karşı deklarasyona imza atan, ayrık otlarına rağmen Türkiye’nin dengeli bir politika izlemeye gayret ettiği süreçte, kendi siyasi ikbali için ülkemizin ayağını çelmelemekten çekinmeyen Hakan Fidan tuş oldu!..

Haydutların, İran’a saldırdığı ilk günden bugüne, devlet kurumları -Dışişleri Bakanlığı dahil- eş güdüm içinde hareket etmeye özen gösterdi. Hakan Fidan ise kendine has politika üslubuyla bağımsızlığını ilan ederek açıktan İran aleyhtarlığına soyundu. 3 Mart akşamı TRT Haber yayınına katılan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran'ın stratejisinin "son derece yanlış olduğunu" savunuyordu;

"İranlılar bir şeyleri verme karşısında bir takım şeyleri istiyorlar. Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir taraftan da İsrail'in muazzam bir baskısı var. Ben şuna inanıyorum, yani İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail'in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi.”

….

“(İran liderliğinin öldürülmesi) Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların hani çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa savaşın kendisinin bizatihi uzaması, her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor."

***

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı son TRT Haber yayınlarından birinde de ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirirken Tahran yönetimini eleştiriyordu.. Sadece İsrail değil, başka ülkelerin de İran'a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri olduğunu söyleyen Fidan, çeşitli istihbarat alanlarını sayıp "Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail'le, Amerika'yla ağız dalaşına bile, girmemen lazım" diyordu.

Örnekleri arttırabilirim ama gerek de yok!.. Hakan Fidan’ın fotoğrafı çok net!..

MİT Başkanı İbrahim Kalın ise, kendi siyasi geleceği açısından süreçte daha akıllı davrandı kamuoyu önünde sadece bir kez konuştu. İbrahim Kalın’ın, STRATCOM Zirvesi’ndeki değerlendirmesinde şu satırları hatırlamak yeter;

"… Bugün itibarıyla da bu savaşın bütün bölgeye yayılmaması, daha yıkıcı hale gelmemesi, geleceğe dönük olarak da kalıcı hasara sebep olmaması için çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

Fakat maalesef İsrail’in başlattığı bu bölgesel savaşın giderek bir küresel krize dönüşmesi ve Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 8 milyarın bedelini ödediği bir savaşa dönüşmesi, şu anda fiili bir gerçeklik olmaya doğru hızla ilerliyor. Tüm çabamız öncelikle bu savaşın bir an önce sona ermesi olacaktır.

Bu büyük savaşla birlikte bölgemizde aynı zamanda büyük bir fitne ateşinin yakıldığını da ifade etmeliyim. Bu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesi; sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil, fakat bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu asli unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılmasıdır. Bunlara karşı Türkiye olarak sonuna kadar teyakkuz halinde mücadele edeceğimizi ifade etmek isterim.

Biz Türkiye olarak hiçbir zaman fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız. Gerekirse ateş topunu elimize alacağız, göğsümüzde soğutacağız ama onu hiçbir zaman fitne ateşine atmayacağız. Fitne ateşini yaymaya çalışanlara karşı da kendi dinamiklerimizle, değerlerimizle, liderliğimizle, kendi önceliklerimizle karşı durmaya devam edeceğiz.

Biz dostun ve düşmanın kim olduğunu bilerek hareket ediyoruz. Türkiye olarak bu istikametten ayrılmayacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum."

Vee, dün, MİT Başkanlığı’ndan kamuoyuna ‘bilinsin’ diye ise sızdırılan şu açıklama ile Hakan Fidan’ın kalesine 90’dan şık bir gol atılıyordu;

“ …

Bu bağlamda, MİT Başkanlığı başlangıçta çatışmaların önlenmesi için tüm taraflarla yoğun temaslarda bulunmuştur. Savaşın başlamasından sonra MİT, hem ABD-İsrail bloğu hem de İran ile konuşabilen bir istihbarat teşkilatı olarak;

- Çatışmanın yayılmasının ve tırmanmasının önlenmesi,

- Taraflar arasında iletişim kanallarının açık tutulması ve yanlış anlaşılmaların önlenmesi,

- Krizin tırmanmasını önleyecek mesajların iletilmesi,

- Çatışmanın durdurulmasına yönelik çıkış yollarının belirlenmesi, hususlarında önemli roller oynamıştır.

Bu süreçte, MİT Başkanlığı tarafından ABD, İran, Irak, Pakistan, Katar, BAE, SA, Kuveyt Mısır, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya başta olmak üzere çok sayıda ülkeyle yürütülen temaslar, Türkiye'nin bölgenin güvenlik mimarisindeki kilit rolünü bir kez daha ortaya koymuştur. MİT Başkanlığı, Devrim Muhafızları Ordusu dahil İranlı muhataplarıyla süregelen irtibat kanallarını bu dönemde yoğun şekilde kullanmış, çatışmanın durdurulmasına dair öneri ve mesajlarını sürekli bir şekilde iletmiştir.

Çatışma süresince MİT Başkanlığı, çatışma bölgelerinden diğer ülkelerin tahliye ve insani amaçlı isteklerine de yardımcı olmuştur.”

***

“Yahu, ha Hakan Fidan ha İbrahim Kalın!.. Yok aslında birbirlerinden farkları” derseniz… Ben de sizlere azıcık soluk almanızı öneririm. İbrahim Kalın’ın MİT Başkanlığı’na atandığında İngiltere İstihbaratı MI6 Başkanı Richard Moore İbrahim Kalın'ı açıktan tebrik ettiğini hatırlatırım. “Ee, bu adam Hakan Fidan’ı da kutlamıştı” diye itiraz ederseniz de, “O köprün altından çok sular aktı. Hakan Fidan ABD’ye iyice yapıştı. Tahta oturmak için tamamen Washington’a yattı. İbrahim Kalın ise Londra’nın çizgisinden milim sapmadı” diye karşılık veririm.

İşin özeti;

İbrahim Kalın’ı tek geçerim!..