Koyun ve keçi yetiştiriciliği, dünya genelinde hayvancılığın temel taşlarından biri olsa da, şap hastalığı (scrapie) gibi bulaşıcı nörodejeneratif hastalıklar sektörün en büyük tehditleri arasında yer aldı. Bu hastalık, prion proteinlerinin anormal katlanması sonucu ortaya çıkan ve hayvanlarda ölümcül sinir sistemi hasarına yol açan bir transmissible spongiform ensefalopati (TSE). 18. yüzyıldan beri Avrupa'da belgelenen şap, koyunlarda kaşıntı, titreme, koordinasyon kaybı ve davranış değişiklikleri gibi belirtilerle kendini gösterdi. Etkilenen sürülerde üretim kayıpları %50'yi aşabildi. Ancak son bilimsel çalışmalar, genetik temelli aşılamanın ve dirençli ırk seçiminin bu salgını kontrol altına alabileceğini gösterdi.

ABD Tarım Bakanlığı Hayvan ve Bitki Sağlık Denetim Servisi (APHIS) verilerine göre, şap hastalığının en etkili yayılma yolu, enfekte dişi hayvanların plasenta ve doğum sıvılarıyla yavrularına bulaştırması. Hastalık, 2-5 yıl gibi uzun bir kuluçka döneminden sonra semptomlar gösteriyor ve enfekte sürülerde yıllık ekonomik kayıp milyonlarca dolara ulaşabildi.

APHIS'in Ulusal Şap Eradikasyon Programı (NSEP) kapsamında yürütülen araştırmalar, ARR/ARR genotipine sahip koyunların klasik şap ajanına karşı %99 oranında dirençli olduğunu ortaya koydu. Bu genotip, PRNP genindeki 136, 154 ve 171. kodonlardaki varyasyonlarla belirleniyor; örneğin, 171. kodonda arginin (R) varlığı, hastalığa yakalanma riskini %75 azalttı.

Veteriner patoloji uzmanı Dr. Eric Greenlee, ABD'de Iowa State Üniversitesi'nde yürüttüğü deneysel çalışmalarda, dirençli genotipteki koyunların oronasal (ağız-burun yoluyla) enfeksiyona maruz bırakıldığında bile hastalık geliştirmediğini belirtti.

Greenlee, "Genetik aşılamanın faydası, sadece bireysel hayvanları korumakla kalmıyor; sürü düzeyinde yayılmayı %80 oranında engelliyor ve ihracat engellerini kaldırıyor" dedi.

American Journal of Veterinary Research makalesinde, K171 varyasyonunun ortalama kuluçka süresini 2,5 kat uzattığını vurguladı.

Benzer şekilde, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) bilimsel raporlarında, atipik şap vakalarının bile genetik taramayla erken tespit edilerek sürü kayıplarının %60 minimize edilebileceği ifade edildi.

Birleşik Krallık'ta Defra (Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı) uzmanı Dr. Martin Jeffrey, klasik ve atipik şap arasındaki farklara dikkat çekti.

Klasik formun yatay ve dikey bulaşla yayıldığını, atipik formun ise spontan olarak ortaya çıktığını belirten Jeffrey, bir EFSA raporunda, aşı programlarının İngiltere'de 2030'a kadar kalan üç klasik vaka beklentisini sıfırlayabileceğini öngördü.

Jeffrey, "Aşılamanın en büyük yararı, prionların çevredeki kalıcılığını kırmak; bu proteinler tozla 30-60 metre taşınabiliyor ve 15 yıldan fazla yaşayabiliyor" diye ekledi.

Küresel ölçekte, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH) verileri, şapın koyun eti ve süt ihracatını engellediğini gösterdi.

ABD'de 2022 mali yılında klasik şap vakası sıfırlanırken, genetik aşı programları sayesinde sürü başına test maliyeti %40 azaldı. Kanada'da ise Dr. Debbie McKenzie gibi prion araştırmacıları, 171 RR koçlarının kullanımının genotip profilini değiştirerek hastalık riskini minimize ettiğini savunuyor; ancak bu, karkas kalitesi gibi ikincil etkileri de beraberinde getirdi.

Uzmanlar, aşılamanın faydalarını şu şekilde özetledi. Enfeksiyon oranlarını düşürmek, ekonomik kayıpları önlemek, biyogüvenlik önlemlerini güçlendirmek ve uluslararası ticareti kolaylaştırmak. Yine de, prionların dezenfeksiyon direnci nedeniyle kapalı sürü yönetimi ve plasenta temizliği gibi ek tedbirler şart.

Uzmanlar, erken müdahalenin binlerce hayvanı kurtaracağını ve sektörü sürdürülebilir kıldığını vurguladı.