Bu tutuklamalar ne zamana kadar böyle sürer bilmiyorum. Ağırlıkla birçok yaptırımın keyfe keder olduğunu cümle alem biliyor.

*

Hani azıcık da olsa “Empati (Duygudaşlık) kurulmalı” diyeceğim ya, onu da diyemiyorum.

Çünkü artık duygular şelale…

Ancak boşa akıp gidiyor.

İçindeki kötü ruh, sevgiyi saygıyı tüketmiş durumda.

Hani “Duygularınızı bu kadar boşa akıtmayın bir gün işinize yarar” diyeceğim ya, yok duygu şelalesinin içinde ne kadar biriken…

İnsanı anlatan…

Yüreği ferahlatan… bir damla da olsa gözyaşının akmasına neden olan, yüreğin kıyıcığında dahi küçücük de olsa vicdanı harekete geçirecek hiçbir şey bırakılmamış hepsi de akıvermiş.

Anlayacağınız tükenivermiş duygular, kin ve nefret iklimi etkin olmaya başlamış.

*

Evet bir kısım hâkimlerimiz, yasalar ne diyorsa ona göre hükmediyorlar.

İddia makamı ise yasalar çerçevesinde suçlu oldukları iddiası ile karşılarına getirilmiş insanlarla ilgili hazırladıkları iddianamelerine konu olan belgeleri (Lehte ya da aleyhte) hazırlıyorlar.

Ellerindeki deliller ışığında muhataplarına cezanın verilmesi için iddianamenin hazırlanması, suç işlendiği iddiasıyla gelenlerin hüküm giymeleri, ya da tahliye veya beratları için hâkime iddianamede yazan gerekçeleri ileri sürerken vicdanı rahat ve huzurlu olacak şekilde gereği yapılmasını istiyorlar.

İyi de iddianameyi hazırlayan birçok savcının muhataplarına karşı cımbızla suç arama iddialarının basında dolaşması yok mu, adalete olan güveni -görünen o ki- maalesef iyice azalttı.

*

Adalet adına vicdanı rahatlatacak şekilde kimi hâkimlerin -verdikleri kararları sonrasında -görülen lüzum üzerine- yerleri değiştiriliyor.

Yine de bütün bunlara rağmen, verdikleri kararlarda vicdanları rahat olsa gerek.

Çünkü adalete dair görevini yerine getirdiklerine inanan adalet mensupları, elbette yasaların emrettiği hükümlere göre karar verirlerken, vicdanlarının sesine kulak verdikleri için onları içten içe kemiren bir vicdan azabı çekeceklerini sanmıyorum…

*

Son dönemlerde hemen her meslekten, insanlar belki de “Gözünün üstünde kaş var” denilecek kadar masum nedenler yüzünden içerideler…

Özellikle de gençler, üniversite öğrencileri…

Anayasal bir hak olan yürüyüş ve gösteri hakkını kullandıkları için…

Herhangi bir suç teşkil eden davranışlarda bulunmadıkları halde o gençlerin o kadar çok hakları yendi ki…

Buna neden olanlar o vebalden nasıl kurtulacaklar bilemiyorum.

*

Yüzlerce siyasi tutuklu, hasta olduğu halde -ki bunların içinde ağır hastalar da var, onların tedavilerinin yapılabilmesi için- tahliyesine izin verilmemesi sahiden anlaşılır gibi değil.

Hatta tutukluların kimileri, 24 kişilik koğuşta 63 kişinin kalıyor iddiası da bir anlamda suçu sabit olmayan insanlara yapılan ağır işkence değildir de nedir?

*

Velhasıl gidişat, gidişat değil, bakalım nereye kadar gidecek?

Birilerinin bir hesabı varsa, milletin de bir hesabı var.

Onu biliyorum.

Sandığın; bir taraf için kâbus, diğer taraf için umut olacağını da görebiliyorum.