Cuma akşamı için arkadaşlarınızla plan yaptınız. Planı yaptığınız gün gayet heveslisiniz. “Kesin görüşelim, çok özledim sizi” diyorsunuz.

Cuma geliyor.

Saat dört civarı içinizden hafifçe bir ses yükselmeye başlıyor:

“Acaba iptal olur mu?”

Kimsenin başına kötü bir şey gelsin istemiyorsunuz elbette. Sadece gruptan birinin “Çocuklar ben bugün çok kötüyüm, başka güne mi atsak?” yazmasını bekliyorsunuz.

Ve o mesaj geliyor.

Dışarıdan:
“Ayyy çok geçmiş olsun, tabii ki başka gün yapalım.”

İçeriden:
Oh be.

Bu hissi yaşayan insan sayısı sandığımızdan çok daha fazla. İşin komik tarafı, çoğu zaman o planı gerçekten yapmak istemiş olmamız. Arkadaşlarımızı seviyoruz, dışarı çıkmayı seviyoruz, hatta buluştuğumuzda çok da eğleniyoruz.

Peki daha birkaç gün önce hevesle yaptığımız plan iptal olduğunda neden rahatlıyoruz?

Çünkü bir şeyi istemekle, o şeyi yapmak için gereken enerjiyi o anda vermek istemek aynı şey değil.

Planı pazartesi günü yaparken cuma akşamının yorgunluğunu pek hesaba katmıyoruz. O günkü hâlimiz gelecekteki hâlimiz adına oldukça cömert kararlar verebiliyor. “Cuma çıkarız.” “Cumartesi sabah kahvaltıya gideriz.” “Pazar da şuraya uğrarız.”

Gelecekteki biz belli ki hiç yorulmuyor. Sonra cuma geliyor ve gerçek biz devralıyor.

Bütün hafta çalışmışız. Trafikle uğraşmışız. İnsanlarla konuşmuşuz. Bir sürü karar vermişiz. Eve gelmişiz. Üstümüzde rahat kıyafetler var. Dışarı çıkmak için hazırlanmak, saç yapmak, giyinmek, yola çıkmak, park yeri bulmak, kalabalığa karışmak…

Arkadaşlarımızı görmek hâlâ güzel geliyor.

Ama koltuk da fena görünmüyor.

Burada önemli bir nokta var: Sosyalleşmek de enerji ister. Üstelik yalnızca konuşmak anlamında değil. Bir ortamdayken çevremizi takip eder, konuşmalara katılır, karşımızdakini dinler, tepki verir, kendimizi ifade ederiz. Bütün bunlar çoğu zaman keyiflidir ama yine de zihinsel ve duygusal bir efor gerektirir.

Özellikle yoğun dönemlerde insanın yalnız kalma ihtiyacı artabilir. Bu, insanlardan soğuduğumuz veya asosyal olduğumuz anlamına gelmez. Bazen sinir sistemimizin istediği şey yeni bir uyaran değil, biraz daha az uyarandır.

Plan iptal olduğunda gelen rahatlamanın bir kısmı da seçim yapma zorunluluğunun ortadan kalkmasıyla ilgilidir.

Kendimiz iptal etsek suçluluk duyabiliriz.

“Gitsem mi?”
“Gitmesem mi?”
“Ayıp olur mu?”
“Zaten geçen sefer de ben iptal ettim.”

Bütün bu iç pazarlık sürerken karşı taraftan “Bugünü ertelesek?” mesajı geldiğinde mesele bizim elimizden çıkar.

Artık karar vermek zorunda değiliz.

Hem evde kalacağız hem de kötü insan olmayacağız.

Daha ne olsun?

Fakat burada küçük bir tuzak da var.

Plan iptal olduğunda rahatlamak başka şey, hayatımızdaki bütün planların iptal olmasını istemek başka.

Çünkü bazen insan o anki rahatlığı seçtikçe uzun vadede kendisine iyi gelen şeylerden uzaklaşabiliyor. Evde kalmak kısa vadede daha kolaydır. Hazırlanmak gerekmez, yola çıkmak gerekmez, kimseyle konuşmak gerekmez.

Ama kaç kere “Hiç gitmek istemiyordum, iyi ki gitmişim” dediğimizi de hatırlamak lazım.

Bu yüzden plan saati yaklaşınca gelen “Of, hiç çıkasım yok” hissini her zaman gerçek isteğimiz sanmamakta fayda var.

Kendimize şu soruyu sorabiliriz:

“Gerçekten dinlenmeye mi ihtiyacım var, yoksa şu anda evden çıkmanın zahmeti mi gözümde büyüyor?”

İkisi aynı şey değil.

Gerçekten tükenmişsek evde kalmak iyi gelebilir. Ama mesele yalnızca hazırlanmanın ve harekete geçmenin ağırlığıysa, bazen kendimize küçük bir pazarlık önerebiliriz: “Bir saat giderim, istemezsem dönerim.”

Çoğu zaman en zor kısım kapıdan çıkana kadardır.

Bir başka çözüm de sosyal hayatı sürekli büyük organizasyonlar üzerinden kurmamak. Her buluşma üç saatlik akşam yemeği, kalabalık mekân veya şehrin öbür ucuna yapılan bir sefer olmak zorunda değil. Bir kahve, kısa bir yürüyüş, eve yakın bir yerde bir saatlik görüşme de sosyalleşmedir.

Belki de yetişkinlikte arkadaşlıkları sürdürebilmenin sırlarından biri budur: Her görüşmeyi etkinliğe çevirmemek.

Ve bir de plan yaparken gelecekteki kendimize biraz insaf göstermek.

Haftanın beş akşamını doldurup pazar günü “Ben insan görmek istemiyorum” dememiz insan sevgimizi kaybettiğimiz anlamına gelmeyebilir.

Belki sadece takvimimizi hazırlarken kendimizi biraz fazla iyimser değerlendirmişizdir.

Sonuçta insan bazen arkadaşlarını gerçekten özler.
Onları gerçekten görmek ister.
Plan yapar.
Plan iptal olunca da gerçekten sevinir.
Çelişkili mi?
Biraz.

Ama insan dediğimiz şey zaten çoğu zaman aynı anda iki farklı şeyi isteyebilen bir varlık.

Ve her zamanki gibi, mesele insan.