Okullar açıldı.

Çantalar hazırlandı.

Defterler kaplandı.

Servis saatleri öğrenildi.

Ve Türkiye'nin dört bir yanında yaz boyunca nispeten sessiz kalan bazı dijital yapılar yeniden tam kapasite çalışmaya başladı:

Veli WhatsApp grupları.

Telefonunuz titriyor.

“5-I Sınıfı Velileri 2026-2027”

Geçmiş olsun.

Yeni eğitim öğretim yılı gerçekten başlamıştır.

İlk mesajlar genellikle masumdur:

“Herkese merhaba, çocuklarımız için güzel bir yıl olsun.”

Ardından çiçekler, kalpler, emojiler gelir.

Sonra sistem açılır.

“Yarın eşofman mı giyilecek?”

“Matematik defteri kareli miydi?”

“Öğretmen kitapla ilgili bir şey söyledi mi?”

“Benim kız başka anlamış.”

“Benim oğlan da başka bir şey söyledi.”

Ve Türkiye'nin en büyük dağıtık bilgi işlem ağı çalışmaya başlar:

Veliler.

Bilgi öğretmenden çıkar.

Çocuk duyar.

Eve gelir.

Veli gruba yazar.

Başka bir veli farklı bir versiyon ekler.

Birkaç mesaj sonra bilgi ilk halinden epey uzaklaşır.

Yazılım dünyasında buna veri bozulması diyebiliriz.

Veli grubunda ise:

“Ben öyle anlamadım.”

denir.

Teknolojinin okul hayatına kattığı kolaylığı küçümsemek mümkün değil.

Eskiden çocuğun çantasından buruşmuş bir kâğıt çıkardı.

Tabii çıkarsa.

Bazen çocuk pazartesi sabahı 07.20’de hatırlardı:

“Baba, bugün karton lazım.”

Ne kartonu?

“Büyük.”

Ne renk?

“Bilmiyorum.”

Ne yapacaksınız?

“Proje.”

İşte eski dünyanın okul bildirim sistemi buydu.

Bugün öğretmen birkaç saniye içinde bilgi gönderebiliyor.

Okul duyuru yapabiliyor.

Ödevler ve sınav tarihleri dijital sistemlerden takip edilebiliyor.

Bunların hepsi büyük kolaylık.

Ama teknolojinin ilginç bir huyu var:

Bir problemi çözerken yanına küçük bir tane daha bırakıyor.

İletişimi kolaylaştırdık.

Bu kez de iletişimin sınırını kaybetmeye başladık.

Eskiden öğretmen okuldaydı.

Veli evdeydi.

Arada doğal bir mesafe vardı.

Bugün o mesafe neredeyse yok.

Saat 21.47.

“Hocam kusura bakmayın geç oldu ama Ege yarın hangi kitabı getirecekti?”

Bir süre sonra:

“Hocam mesajımı gördünüz mü?”

Teknoloji bize bir insana istediğimiz anda ulaşma imkânı verdi.

Ama çok önemli bir ayrıntıyı öğretmedi:

Mesaj gönderebiliyor olmamız, karşı tarafın o anda cevap vermek zorunda olduğu anlamına gelmiyor.

Aslında bu yalnızca okul meselesi de değil.

İş WhatsApp’ı.

Aile WhatsApp’ı.

Site grubu.

Apartman grubu.

Arkadaş grubu.

Okul grubu.

Servis grubu.

Telefonlarımız iletişim cihazından küçük bir çağrı merkezine dönüştü.

Veli gruplarında ise bazen tek bir cümle bütün akşamı değiştirebilir:

“Arkadaşlar bir konu konuşabilir miyiz?”

İşte o noktada grup küçük çaplı Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna dönüşebilir.

Birileri açıklama yapar.

Birileri itiraz eder.

Birileri:

“Ben aslında bu tartışmalara girmek istemiyorum ama...”

diye başlayıp uzun bir mesaj yazar.

Sonunda mutlaka biri çıkar:

“Bence burada yazmayalım, yüz yüze konuşalım.”

O kişiye saygı duyuyorum.

Çünkü teknoloji bize önemli bir şeyi unutturdu:

Her konu yazışarak çözülmez.

Metnin ses tonu yoktur.

Mimiği yoktur.

Bakışı yoktur.

“Tamam.”

“TAMAM.”

“Tamam...”

“Tamam…”

Hepsi aynı kelime.

Ama WhatsApp diplomasisinde dört farklı dış politika.

Özellikle başparmak emojisini dikkatli kullanmak gerekiyor.

Yanlış grupta küçük çaplı kriz sebebi olabilir.

Fakat okul gruplarıyla ilgili daha önemli bir mesele var.

Teknoloji sayesinde artık çocuklarımızın yaptığı küçük hataları daha gerçekleşirken düzeltebiliyoruz.

Çocuk ödevi unuttu.

Veli gruba soruyor.

Defterin fotoğrafı geliyor.

Çocuk öğretmenin yarın için ne istediğini dinlememiş.

Bir mesaj atılıyor.

Beş dakika sonra cevap hazır.

Sistem hatayı kapatıyor.

Çok güzel.

Ama belki bazı hataların kapanmaması gerekiyor.

Belki çocuk bazen defterini unutmalı.

Belki öğretmen:

“Neden getirmedin?”

diye sormalı.

Çocuk da:

“Unuttum.”

demeli.

Belki bunun küçük sonucunu yaşamalı.

Çünkü hayatın geri kalanında arkasında 28 kişilik veli WhatsApp grubu olmayacak.

Umarım olmaz.

Düşünsenize çocuk 34 yaşına gelmiş.

Sabah 08.30.

Mesaj geliyor:

“Arkadaşlar Arda’nın toplantısı bugün kaçtaydı?”

Anne hâlâ grupta.

Birisi sunumu gönderiyor.

“Benim oğlanda vardı, buraya bırakıyorum.”

Komik geliyor.

Ama belki bugün bunun küçük versiyonlarını yapıyoruz.

Teknolojinin kolaylaştırdığı şeylerle çocuğun öğrenmesi gereken şeyler arasındaki çizgiyi iyi korumamız gerekiyor.

Teknoloji destek olmalı.

Hayatı çocuğun yerine yaşamamalı.

Çünkü okul yalnızca matematik, Türkçe veya fen öğrenilen yer değil.

Okul biraz da sorumluluk öğrenilen yer.

Beklemek öğrenilen yer.

Unutmanın sonucuyla karşılaşılan yer.

Sorun çözmek öğrenilen yer.

Kendi işini takip etmek öğrenilen yer.

Ve biraz da anne babadan bağımsızlaşmanın başladığı yer.

Biz teknoloji sayesinde çocukla okul arasındaki bütün boşlukları sürekli kapatırsak, farkında olmadan onun öğrenmesi gereken bazı şeyleri de üstlenebiliriz.

O yüzden okullar açılmışken çocuklara başarı dilemek kadar velilere de birkaç küçük dilekte bulunmak istiyorum:

Bildirimleriniz az olsun.

Gruplarınız sakin olsun.

Öğretmenlerimiz her mesaja anında cevap vermek zorunda hissetmesin.

Çocuklarımız da bazen ödevini kendisi hatırlasın.

Unutursa da dünyanın sonu olmadığını öğrensin.

Çünkü teknoloji eğitimde harika bir yardımcı olabilir.

Ama eğitim dediğimiz şey hâlâ insandan insana geçen bir şey.

Bazen bir öğretmenin cümlesinde.

Bazen yapılan bir hatada.

Bazen unutulan bir defterde.

Bazen de kimsenin yetişip düzeltmediği küçük bir sorumlulukta.

Okullar açıldı.

Çocuklar sınıflarına döndü.

Biz veliler de telefonlarımızın başına geçtik.

Yeni eğitim öğretim yılı hepimize hayırlı olsun.

Telefonları da mümkünse sessize alalım.

Çünkü çocukların okulu açıldı.

Veli grupları çoktan derse başladı.