NATO'nun devlet/hükûmet başkanlarının katılımlarıyla 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi’nde, güvenlik konularında önemli kararlar alınması beklenmektedir. Bu Zirvenin; devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, ABD/İsrail-İran Savaşı ve ABD-İran arasında sağlanan anlaşmanın yansımaları ve bu kapsamda İsrail’in tutumu ve Trump’ın/ABD’nin NATO konusundaki radikal çıkışları dikkate alındığında, öncekilerden farklı ve tansiyonu yüksek görüşmelere sahne olacağı düşünülmektedir. Zirve sonucunda düzenlenecek sonuç bildirgesinin, kuvvet dağılımında, katkı ve alan paylaşımında ve sorumluluklarda kapsamlı değişiklikleri de ihtiva edebileceği değerlendirilmektedir.
Zirveye katılımlar ve beklentiler
Zirveye, NATO üyesi 32 ülkenin devlet / hükümet başkanlarının yanı sıra gözlemci ve ortak ülkelerin lider veya temsilcilerinin de katılması söz konusudur.
Ukrayna, Moldova ve Gürcistan, NATO’nun Asya-Pasifik ortakları Japonya ve Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin de Ankara’ya gelmesi, ayrıca Filipinler’in ve bir ihtimal de Tayvan’ın da NATO’yla işbirliği ve diyalog kapsamında katılımı beklenmektedir. Ancak Tayvan’ın, katılım ihtimali oldukça düşük görülmektedir.
Zirveye, NATO diyalog Ortaklarının yanı sıra Körfez ülkelerinin, Suriye ve diğer Arap ülkelerinden de bazı davetler olduğu duyumu alınmıştır. Ancak katılım durumları ve hangi sıfatla katılacakları bilinmemektedir. Bölgede İsrail gibi emperyalist bir saldırgan varken ve ABD de bu ülkenin arkasındayken, bölge ülkelerinin İsrail saldırısına uğraması halinde NATO’nun, dolayısıyla da Türkiye’nin sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kalması söz konusudur. Bu durumda Türkiye’nin İran’la gerginlik yaşaması da mümkündür. Bu kapsamdaki ülkelerin toplantıya katılmaları halinde hiçbir taahhütte bulunmaması, hatta hiçbir destek vaadine de taraf olunmaması önemlidir.
Zirveye daveti ev sahibi ülke yapmaktadır. Davet edilecek ülkelerin tüm NATO ülkesi üyeler tarafından kabul edilmesi gerektiğinden, asli üyelerin dışında katılacak olanlar henüz belli değildir. Davette ABD’nin eğilimlerinin dikkate alındığı, ancak ülkelerle diyalog içinde bulunulduğundan, çok önemli bir gerekçeye dayalı itiraz olmadığı taktirde taleplerin genelde kabul gördüğü bilinmektedir. Zirveye geçmiş toplantılar da dikkate alınarak 6.000 civarında katılımcının iştiraki beklenmektedir.
ABD’nin zirveye katılımda, yapılan anlaşma ve ittifakları, kendi stratejisi olan ve NATO tarafından da benimsenen, sıklet merkezinin Asya-Pasifik bölgesine kaydırılarak Çin’in ve Rusya’nın doğudan ve güneyden çevrelenmesini dikkate aldığı bir gerçektir.
Bu kapsamda, ABD-Japonya-Güney Kore Savunma Ortaklığı, Avusturalya-İngiltere-ABD (AUKUS) ittifakı, ABD-Hindistan-Japonya-Avustralya (QUAD) Dörtlü Güvenlik Diyaloğu, İngilizce konuşan ABD-Kanada-İngiltere-Avusturalya-Yeni Zelanda arasındaki “Beş Göz” olarak anılan ve sonradan bir kısım NATO’nun eski üyelerinin de katıldığı İstihbarat Paylaşım Ortaklığından bahsetmek mümkündür.
Katılımlar ve ortaklıklar ve ittifaklar NATO’nun Asya’ya doğru genişleyebileceği anlamına gelmemelidir. Ukrayna’nın NATO üyeliğine yaklaşması, Rusya tarafından güvenliğini tehlikeye girdiği işba noktası olarak görülmesiyle başlayan savaş hala devam etmekte, ancak genişleme de durmuş gibi görünmektedir. Ancak bu durum, NATO’nun, dolayısıyla ABD’nin Asya-Pasifik’le diyalog ve işbirliği yapmasına da engel teşkil etmemektedir.
Türkiye açısından buradaki önemli konu, NATO’nun Asya-Pasifik bölgesine doğru sarkmasının Türkiye’nin çıkarına olmadığının ve bu faaliyetlerin Türkiye'nin Asyalı komşularıyla ilişkilerini de tehlikeye sokabileceğinin bilinmesidir.
NATO’da alan kayması ve Avrupa’nın durumu
Son gelişmeler, Adana’da yeni bir karargâh planlaması ve İstanbul Boğazı Beykoz’da NATO'nun Deniz Unsuru Komutanlığı’nın tesisiyle, Türkiye’nin Kanat Ülke pozisyonundan Merkez Ülke pozisyonuna doğru bir kayma gösterdiği, NATO’nun da yüzünü Avrasya’ya doğru çevirerek alan genişletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.
Zirve’de en önemli konunun, Trump’ın NATO’ya ilişkin olumsuz yaklaşımının, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını arttırarak kendi savunmalarını yeterli hale getirmeleri talebinin ve bu kapsamda Avrupa’da bulundurduğu askeri gücünü azaltma teşebbüslerinin olacağı beklenmektedir.
Trump, Avrupa’nın savunmasının, II. Dünya Savaşı sonrası düzenlenen, Soğuk Savaş sona ermesine rağmen alışkanlıkla devam eden, ABD destekli olarak yapılmasını sonlandırmak istemektedir. Avrupa’nın bu yolla kaynaklarını kendi refahı için kullanma imkânı elde ettiği, ABD’nin burada bir noktada kullanıldığı kanaatini taşımaktadır. Ukrayna’nın Rusya karşısında hem ABD’nin hem de diğer NATO ülkelerinin verdiği her türlü destekle de olsa direnişiyle Rusya’yı durdurabilmesinin de bu düşüncesini güçlendirdiği söylenebilir.
ABD'nin, NATO kapsamında Avrupa'ya tahsis ettiği savaş uçakları ve savaş gemilerinin sayısında kesintiye gitmeyi planladığı, bunun da NATO'nun uzun menzilli saldırı ve istihbarat kapasitesini sınırlandıracağı değerlendirilmektedir. Avrupa'daki F-16 ve F-15E uçaklarının sayısını 150'den 100'e, deniz karakol ve keşif uçaklarını da 26'dan 15'e düşürmeyi, Avrupa için tahsis ettiği sekiz hava yakıt ikmal uçağının tamamını çekmeyi, füze taşıyan bir denizaltı ile bir uçak gemisini başka bölgelere kaydırmayı, Uçak Gemisi Görev Grubuna bağlı çok sayıda gemi ve uçağın da yeniden konuşlandırılmayı düşündüğü, Avrupa'nın savunması için daha önce ayrılan iki bombardıman filosundan birinin de başka bir bölgeye aktarabileceği söylenmektedir..
ABD Avrupa Komutanlığı’nın NATO Kuvvet Modeli'ne yaptığı katkıları "doğru ölçekte yeniden düzenleyeceğini" açıklaması önem arz etmektedir.
Trump’ın NATO’dan çekilebileceği şeklindeki açıklaması da sadece aşırı bir tepki olarak görülmeli, dünyanın birçok yerinde etkin olabilmesini, soğuk savaş sonrası NATO’ya aldığı ülkelerle kontrol alanını genişletme imkânı elde ettiği ve birçok talebini NATO kisvesiyle kamufle ederek gerçekleştirebildiğini de hesaba katarak, verdiği desteğin karşılığını da almış olduğunu dikkate almalıdır. Ancak Avrupa ülkelerin de bazı gerçekleri kabullenerek buna uyum göstermesinin de mantıklı olduğu görülmekte, fakat hazırlıksız olduklarından ve ani reaksiyon verememelerinden dolayı endişeye düştükleri de gözlerden kaçmamaktadır.
***
-Zirveden sonra ittifakların yeniden tanımlanabilmesi beklenebilir.
-Trump’ın NATO’yu yeniden organize edebilmek için ABD’yi teşkilattan geri çekme şantajında bulunması ve yeni organizasyona GKRY ve İsrail’i almayı düşünmesine karşı tedbirli olunmalıdır.
-Zirvede Türkiye’de yeni kurulması planlanan unsurlara yüklenecek fonksiyonların aleyhinde olmaması için hazırlıklı olmalıdır.
-Türkiye’nin, bölgedeki çatışmalara NATO çerçevesinde dahil olması ve NATO’nun, dolayısıyla ABD/İsrail’in bölge planlarının bir parçası olma tehlikesi bulunmaktadır. Uygulaması gereken politikayı şimdiden oluşturmalıdır.
-Türkiye, Avrupa Güvenliğinde, alabileceği sorumlulukları ve pozisyonunu da hesaba katarak NATO, AB, İttifaklar ve diğer ülkelerle ilişkilerini birbiriyle koordineli olarak düzenlemeyi göz önünde tutmalı, ancak hangi şekilde olursa olsun, NATO/ABD’nin, AB’nin ve diğerlerinin Türkiye’yi kullanmasına, çıkarlarını ve güvenliğini dikkate almamasına karşı tepkili ve tedbirli, cazip tekliflere karşı da temkinli olmalıdır. Bu konuda yaşanan kötü örneklerden ders çıkarılmalıdır.