Demokratik sistemlerde siyasal rekabet, iktidar ile muhalefet arasındaki mücadele üzerinden şekillenir. Muhalefet yalnızca iktidara alternatif üreten bir siyasi aktör değildir; aynı zamanda iktidarın kendi içindeki gerilimleri dengeleyen, enerjisini dışa yönelten bir unsur olarak da işlev görür.
Ancak bazı dönemlerde iktidar, seçmenden aldığı yetkiyi yalnızca ülkeyi yönetmek için değil, kendi siyasi ömrünü uzatmak ve muhalefeti etkisizleştirmek amacıyla kullanmaya yönelir. Muhalif seslerin bastırılması, siyasal alanın daraltılması ve alternatif güç merkezlerinin tasfiye edilmesi kısa vadede iktidara güç kazandırıyor gibi görünür. Oysa tarih bunun geçici bir üstünlük olduğunu göstermektedir.
Muhalefetin etkisizleştiği noktada siyasal mücadele sona ermez; yalnızca yön değiştirir.
Çünkü siyasetin doğasında rekabet vardır. Rekabet ortadan kalkmaz, yeni hedefler bulur. İktidarın dışındaki rakipler tasfiye edildiğinde, rekabet bu kez iktidarın içindeki gruplar arasında başlar. Dün ortak hedefler etrafında birleşenler, bugün güç paylaşımı, kaynak dağılımı ve gelecek tasavvuru üzerinden karşı karşıya gelirler.
Bu durum “Muvafıkların Çatışması Doktrini” olarak tanımlanabilir; “bir siyasal sistemde muhalefetin etkisizleştirilmesi ölçüsünde, iktidar içindeki güç odaklarının çatışma ihtimali artar. Muhalefetin yokluğu istikrar değil, iktidar içi rekabetin derinleşmesini doğurur.”
Bu olgunun örnekleri tarihte çoktur.
Roma Cumhuriyeti’nde ortak düşmanların ortadan kalkması sonrasında siyasi elitler arasındaki mücadele derinleşmiş, süreç iç savaşlara kadar uzanmıştır.
Fransız Devrimi sonrasında devrimin farklı fraksiyonları birbirlerini tasfiye etmeye başlamış, dünün müttefikleri yarının rakipleri haline gelmiştir.
Sovyetler Birliği’nde muhalefetin tamamen ortadan kaldırılması, parti içi tasfiyeleri ve iktidar mücadelelerini engelleyememiş, aksine daha sert hale getirmiştir.
Siyaset düşüncesinin önemli isimlerinden Niccolò Machiavelli, çatışmanın siyasetin doğal bir unsuru olduğunu belirtirken, güç merkezlerinin tamamen ortadan kaldırılmasının yeni güç mücadelelerini doğuracağını ima eder. Alexis de Tocqueville ise özgür kurumların yokluğunda siyasal enerjinin farklı ve çoğu zaman daha yıkıcı biçimlerde ortaya çıkabileceğini vurgular. Robert Michels’in “Oligarşinin Tunç Yasası” da her örgütün zamanla kendi içinde ayrıcalıklı yönetici gruplar oluşturduğunu ve bu grupların çıkar mücadelesine girdiğini gösterir.
İslam tarihi de benzer uyarılarla doludur. Hz. Osman döneminden sonra ortaya çıkan siyasi kırılmalar, Sıffin ve Cemel gibi hadiseler, dış rakiplerden çok aynı hedefe yönelmiş görünen grupların kendi aralarındaki ihtilaflarının ne kadar derin sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir.
İbn Haldun, asabiyet teorisinde bir topluluğu iktidara taşıyan dayanışmanın zamanla çözülmeye başladığını, refah ve güç arttıkça ortak idealin yerini grup çıkarlarının alabildiğini anlatır. Ona göre devletleri yıkan çoğu zaman dış düşmanlardan önce içeride zayıflayan birlik ruhudur.
Günümüz sosyologları ve siyaset düşünürleri de benzer bir noktaya işaret etmektedir. Kurumların zayıfladığı, eleştirinin susturulduğu ve farklı görüşlerin meşruiyetini kaybettiği toplumlarda gerilim ortadan kalkmaz; yalnızca görünmez hale gelir. Bastırılan fikir ayrılıkları zamanla daha sert ve daha yıkıcı biçimlerde ortaya çıkar.
Demokrasi tam da bu nedenle yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi; muhalefetin var olabildiği, eleştirinin meşru kabul edildiği ve iktidarın sürekli denetlenebildiği bir sistemdir.
Muhalefetin varlığı iktidar için tehdit değil, aynı zamanda koruyucu bir emniyet sübabıdır. Çünkü muhalefetin olmadığı yerde iktidar tekleşmez; parçalanır. Dış rekabetin sona erdiği yerde iç rekabet başlar.
Tarih, kendisini yenilmez gören yapıların çoğu zaman içeriden çözülerek zayıfladığını göstermektedir. Adaletin, istişarenin ve eleştiriye tahammülün kaybolduğu yerde muvafakat görüntüsü uzun sürmez. Sessizlik her zaman huzur anlamına gelmez; bazen yaklaşan çatışmanın habercisidir.
Bu nedenle siyasal tarihin öğrettiği temel ders şudur; Muhaliflerin tasfiyesi, siyasal mücadelenin sonu değildir. O gün geldiğinde başlayan şey, muvafıkların çatışmasıdır.