TÜİK enflasyon rakamlarını açıkladı.

Haziranda yüzde 0,99 olan aylık enflasyon temmuzda yüzde 1,78’e çıktı.

Maaşlara zam mevsimi geçince enflasyon tekrar yükselmeye başladı yani.

Üstelik aylık enflasyonun yüzde 1,78 olması, fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor.

Geçen ay zaten pahalanmış ürünlerin üzerine bu ay bir zam daha binmesi demek.

Peki, temmuzda en çok ne pahalanmış?

Sağlık yüzde 10,74…

Ulaştırma yüzde 2,59…

Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar yüzde 2,25…

Gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 1,61…

Yani ertelenebilecek lüksler değil;

mecbur olduğumuz hastane, ilaç, ulaşım, barınma ve mutfak giderleri artmış…

Peki sorarım size;

Vatandaş “Bu ay hasta olmayayım” diyebilir mi?

İşe gitmekten, elektrik yakmaktan, kira ödemekten ya da çocukların sofrasına yemek koymaktan vazgeçebilir mi?

Elbette hayır.

İşte enflasyonun gerçek yüzü bu.

Yıllık rakamlara baktığınızda tablo daha da ağır.

Gıda fiyatları yüzde 37,53, ulaştırma yüzde 30,83, konut ve enerji giderleri yüzde 40,32 artmış.

Bunlar vatandaşın en yüksek harcama yaptığı gruplar…

Maaş cebinize girmeden kira, fatura, yol ve mutfak arasında eriyip gidiyor.

Ayın ortasında para bitiyor ama ay bitmiyor.

Onun için vatandaşın enflasyonu ile TÜİK enflasyonunun bağı kopmuş durumda.

Şimdi gelelim endekste izlenen alt sınıflara.

Toplam 174 alt sınıf var…

Ve bu alt sınıfların 117’sinde fiyatlar artmış.

Yani sepetteki her üç kalemden yaklaşık ikisi zamlanmış.

Tablo böyleyken “yıllık enflasyon düşüyor” diyorlar.

Nasıl ilizyon ama?…

Yıllık oranın gerilemesi, fiyatların geriye gelmesi değil; geçen yılın yüksek rakamlarının hesaplamadan çıkması demek.

Ekonomide buna baz etkisi deniyor.

Vatandaşın dilinde ise bunun karşılığı tuz etkisi.

Cayır cayır yakıyor çünkü…

Bitmedi…

Çekirdek enflasyon yıllık yüzde 29,91 olmuş…

Bu önemli.

Çünkü gıda ve enerji gibi oynak kalemlerin dışında kalan ürünlerde bile artış tam gaz devam ediyor.

Yani meseleyi domatese, bibere, petrole ya da mevsime bağlayıp geçemezsiniz.

Fiyatlama davranışı ekonominin içine yerleşmiş durumda.

Üstelik unutmayın, bu da TÜİK verisi.

Gelelim üretici fiyatlarına…

Temmuzda yüzde 1,52 artmış.

Yani zamlar yakındır.

Fırıncının unu, sanayicinin elektriği, nakliyecinin yakıtı, esnafın kirası arttığında bu öyle yada böyle fiyata yansıtacak çünkü.

Sonuçta üretici artan maliyeti ya kendi kârından karşılayacak ya da ilk fırsatta etikete yansıtacak.

Kârından karşılarsa üretim ve yatırım zayıflayacak; etikete yansıtırsa vatandaşın enflasyonu daha da artacak.

Küçük işletme kepenk indirecek, sanayici yatırımı erteleyecek, çalışan da işini kaybetme korkusuyla yaşayacak.

Anlayacağınız, iki yolun sonu da vatandaşa çıkıyor.

Gelelim mutfak hesabına…

TÜRK-İŞ’e göre temmuzda mutfak enflasyonu aylık yüzde 3,30, yıllık yüzde 39,85 olmuş.

Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin 940 liraya, yoksulluk sınırı 120 bin 325 liraya yükselmiş.

Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 47 bin 758 lira olmuş.

Bu rakamlar lüks bir hayatın değil; sağlıklı beslenmenin, barınmanın, ulaşımın ve en temel ihtiyaçların hesabı.

İşte kâğıttaki enflasyonla hayatın içindeki enflasyon arasındaki fark tam olarak bu.

Bir tarafta “Yıllık enflasyon düştü” geyikleri…

Öbür tarafta hayatın gerçekleri.

Peki, ekonomi yönetiminin enflasyon formülü ne?

Talebi kısmak için faizi yüksek tutmak,

Kuru baskılamak,

Krediyi pahalılaştırmak,

Ücretleri baskılamak,

Üretimi bitirmek,

Günü kurtarmak…

Sonra da yıllık oran birkaç ondalık puan gerileyince başarı hikâyesi yazmak.

İşin özeti şu:

Enflasyonla mücadele, vatandaşın alım gücünü ezerek ve baz etkisine sığınarak kazanılmaz.

Üretimi, verimliliği ve güveni artırmadan; kamudaki israfı azaltmadan; enerji, vergi ve kur kaynaklı maliyetleri kontrol altına almadan kalıcı fiyat istikrarı sağlanmaz.

Çünkü fiyat istikrarı yalnızca talebi boğmakla değil; tarladan fabrikaya, fabrikadan market rafına kadar maliyetleri düşüren, öngörü sağlayan ve üretimi büyüten bir programla mümkün olur.

Temmuz verisi bize “Enflasyon bitti” demiyor.

Tam tersine, “Fiyat artışlarının aylık hızı yeniden yükseliyor” diyor.

Bizimkiler ise süslü sözlerle, başarı hikayeleri yazmaya devam ediyor…