Ekonominin üzerinde fon krizi gölgesi ağırlaşıyor. Mesele sadece fonlarda sıkışan para da değil. Borsada günlerdir taban fiyata mahkum hisselerden çıkamayan para. Nakit sıkıntısı derinleşirken paranın devir hızı yavaşlıyor. Kolay değil vücut kan kaybetti. Bu tablo, seçim ekonomisi bekleyenleri de etkileyecek. Çünkü seçim vaatleri, ancak bütçenin ve likiditenin izin verdiği ölçüde genişleyebilir. Fon piyasalarındaki gerilim ve nakit kıtlığı, müjde dilini sınırlayan bir engel haline geliyor. Üstelik 2027 Ocak ayında emekli ve çalışan kesimde yüksek zam beklentisi de bu tabloyu daha da ağırlaştıracak. Nakit darlığı ve fon krizi gölgesi altında bu beklentilerin karşılanması, seçim ekonomisinin sınırlarını iyice zorlayacak.
Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi, yıllardır toplumun en geniş kesimlerini doğrudan ilgilendiren, duygusal ve maddi yükü ağır bir alan. Seçmen tercihlerini doğrudan etkilediği de yadsınamaz. Toplumun istek haritasında en somut veriler, sosyal güvenlik alanından gelir. EYT düzenlemesinin ardından kamuoyunda oluşan beklenti, artık sadece hak edileni almak değil. Sistemin adaletini yeniden kurmak üzerine yoğunlaşılıyor. Seçime giderken en dikkat çekici vaatlerden biri, küçük esnafın emeklilik için gereken prim gün sayısının SSK’lılarla eşitlenerek 9000’den 7200’e düşürülmesi idi. Bu vaat, halen milyonlarca kişinin radarında, unutulmadı. Çünkü esnaf, Bağ-Kur’lu olarak yıllarca daha fazla prim ödeyip daha geç emekli olma gerçeğiyle yüz yüze kalmış durumda. Bu eşitsizliğin giderilmesi, sosyal güvenlikte adaletin sağlanması adına en somut seçim müjdesi adayı olarak önceki seçimden bugüne taşındı.
Küçük esnafın durumu, yalnızca rakamsal bir fark değil. Aynı işyerinde yan yana çalışan SSK’lı ile Bağ-Kur’lu arasında yıllar süren bir uçurum oluşuyor. Prim gün sayısı farkı, emeklilik yaşını ve aylık tutarını doğrudan etkiliyor. 7200 güne indirme vaadi, bu uçurumu kapatma yönünde atılmış önemli bir adım olarak görülüyor. Ancak vaadin hayata geçip geçmeyeceği, seçim sürecinin tansiyonuna bağlı sanki. Çünkü sosyal güvenlik düzenlemeleri, bütçe ve aktüeryal denge hesaplarıyla iç içe. Hükümetler, seçim öncesi müjde dilini kullanırken, seçim sonrası sürdürülebilirlik diline geçme eğiliminde olabiliyor.
Bir diğer kritik başlık ise kademeli emeklilik. EYT sonrası 8 Eylül 1999 sonrasında işe girenlerin “bir günle 17-20 yıl kaybetme” itirazı, güçlü bir kamuoyu oluşturmuş durumda. Görmezden gelmek güç çünkü kendi içinde oldukça tutarlı bir itiraz. Aynı işyerinde, aynı koşullarda çalışan iki kişiden biri 1999 öncesi, diğeri sonrası olduğu için emeklilikte yıllarca fark yaşaması, sistemin adalet duygusunu zedeliyor. Bu kesim, kademeli emeklilik talebini yükseltiyor. Yani, 1999 sonrası girişlilere de kademeli yaş ve prim gün şartları getirilerek, uçurumun yumuşatılması isteniyor. Siyasi çevrelerde bu talebin dillenip dillenmeyeceği, önümüzdeki dönemin en önemli göstergelerinden biri olacak. Hükümetin bir ara formül geliştirip geliştirmeyeceği, yalnızca teknik bir düzenleme olmayacak, siyasi iklimi belirleyecek bir tercih haline gelecek.
Burada seçimin tansiyonu belirleyici. Gelen anketler ve rakip partilerin gücü, reformların kapsamını ve sertliğini doğrudan etkiler. Çekişmeli bir seçim atmosferinde, yani sandığın sonucu belirsizse ve her oy kritikse, EYT benzeri kapsamlı bir düzenleme ihtimali artıyor. Çünkü seçmen memnuniyeti, kısa vadeli siyasi kazanç olarak görülüyor. Bu durumda kademeli emeklilik daha sık aralıklı, daha yumuşak kademelerle gelebilir. Örneğin her yaş diliminde bir yaş farkı gibi dar aralıklı bir model, beklentiyi karşılama ihtimalini yükseltir. Böyle bir senaryoda esnafın 7200 gün vaadi de daha hızlı ve net biçimde hayata geçebilir.
Buna karşılık, çekişmenin zayıf kaldığı, rakibin etkisinin sınırlı görüldüğü bir ortamda, düzenlemeler daha temkinli ve sınırlı olabilir. Kademeli emeklilik gelse bile kademelerin araları açık tutulabilir, her aralıkta iki veya daha fazla yaş farkı gibi sert bir yapı tercih edilebilir. Bu, hem bütçe yükünü azaltır hem de müjde görünümünü korur. Ancak kamuoyunda yarım reform algısı yaratma riskini de taşır. Çünkü EYT sonrası oluşan beklenti, yarım çözümlerle kolay kolay tatmin olmayacak kadar yüksek. Bir günle yıllarca fark yaşayan kesim, kademe adı altında bile büyük farkların devam etmesini kabul etmekte zorlanacaktır.
Sosyal güvenlik reformları, salt teknik düzenlemeler değildir. Toplumun adalet duygusunu, güvenini ve geleceğe bakışını şekillendirir. Esnafın prim günü eşitlemesi, SSK’lılarla aynı standartlara yaklaştırılması, sistemin eşit vatandaşlık ilkesine daha fazla yaklaşması anlamına gelir. Kademeli emeklilik ise, 1999 sonrası neslin mağdur algısını yumuşatma fırsatıdır. Bu iki başlık, seçim sürecinde sadece oy hesabı olarak görülmemeli. Çünkü her ertelenen adalet, biriken sorunlar yaratır. EYT deneyimi gösterdi ki, uzun süre bastırılan talepler bir noktada önünde durulamaz olur. Çünkü sosyal güvenlik, milyonlarca insanın emeklilik hayalini, aylık planını ve aile bütçesini doğrudan etkiliyor. EYT, taleplerini dile getirirken o ya da bu partinin arka bahçesi olmadı. Hangi parti çözüm sağlıyor ise o partiye destek vereceğini açıkça ortaya koydu. Bu yönüyle de tarihçiler için yakın dönemin en bilinçli toplumsal taleplerinden biri olarak görülecek.
Önümüzdeki dönem, benzer taleplerin nasıl karşılanacağına göre şekillenecek. Anketler sıkı bir yarış gösterirse, reformlar daha cömert ve hızlı gelebilir. Yarışın gevşediği bir tablo oluşursa, sınırlı ve kontrollü bir yaklaşım ağır basabilir. Her iki durumda da kritik olan, vaadin içeriğinin netliği ve takviminin şeffaflığıdır.
Küçük esnafın 7200 gün talebi ve 1999 sonrası kademeli emeklilik beklentisi, seçim sandığının önünde duran iki somut test. Bunlar, yalnızca teknik düzenleme olarak görülemez. Seçim tansiyonu ne olursa olsun, bu taleplerin görmezden gelinmesi mümkün değil. Asıl soru, reformların kapsamının ne kadar geniş, kademelerin ne kadar adil olacağı. Cevap, büyük ölçüde seçim atmosferinin sıcaklığına bağlı. Ama bir gerçek değişmiyor… Sosyal güvenlikte adalet, ertelenerek değil, uygulamaya geçilerek sağlanır.
Sorularınız için e-posta adresi: hkaganoyken@gmail.com