Araştırmacı Yazar Hakkı Öznur; bundan 33 yıl önce Lübnan’ın Barelias kasabasında, 17 Mart 1993 günü yapılan, PKK lideri Öcalan’ın, KYB lideri Celal Talabani’nin ve dönemin HEP milletvekillerinin katıldığı sözde PKK’nın “ateşkes ilanı” açıklamasını da ele alan yazılı bir açıklama yaparak bu kirli ve karanlık toplantının amacını, Özal ve Demirel’in tutumunu anlatan yazılı bir açıklama yayımladı.
Öznur açıklamasında; Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın PKK lideri Öcalan ile görüşmesi ve arabulucu olmaları için eski Maoculardan Cengiz Çandar’ı ve KYB lideri Celal Talabani’yi, Başbakan Demirel’in ise eski Mahir Çayancılardan ve THKP-C çizgisini benimseyen İsmet İmset’i Lübnan ve Suriye’ye gönderdiğini, onların da PKK elebaşısı Apo ile görüştüklerini belgesel nitelikli açıklamasında ortaya koydu.

Hakkı Öznur açıklamasında, Başbakan Demirel’in Danışmanı İlnur Çevik vasıtasıyla Apo’ya mesaj gönderdiğini ve gönderdiği mesajda “Apo’nun toplantıda sivil olmasını, takım elbise giymesini” istediğini savundu.
Öznur açıklamasında, bunun üzerine İlnur Çevik’in yanında çalışan “Turkish Daily News” yazarı İsmet İmset’ten Apo’nun toplantıda giymesi için takım elbise ve kravat almasını istediğini anlattı.
Süleyman Demirel’in “takım elbise ve kravat”, Turgut Özal’ın ise “altın kalem” gönderdiği ile ilgili birçok haber ve yazının dönemin gazetelerinde ve PKK terör örgütünün çıkardığı yayınlarda yayımlandığını açıklamasında belirtti.

Öznur yine açıklamasında, 25 Temmuz 1992 günü I-KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Celal Talabani’ye Özal ve Demirel’in onayıyla dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin tarafından pasaport verildiğini iddia etti.
Turgut Özal’ın terörist başı Apo ile görüşme girişimlerine, Barzani ve Talabani’ye sahip çıkmasına, karanlık güç Çekiç Güç’e destek vermesine tek karşı çıkan liderin BBP Lideri Şehit Muhsin Yazıcıoğlu olduğunu açıklamasında yer vermiştir.

Öznur, yaptığı açıklamada şunları söyledi,
TURGUT ÖZAL, ÇEKİÇ GÜÇ’E DESTEK VERMİŞ, BARZANİ VE TALABANİ’YE SAHİP ÇIKMIŞTIR
ANAP ve Özal, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası oluşan askerî cunta rejiminin ürünüdür. Turgut Özal, Soğuk Savaş dönemi yıllarında Amerikancı, NATO’cu görüşleri savunan, liberal ve küresel sermayenin itibar ettiği bir siyasetçiydi. Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde dış politikada Amerikancı-NATO’cu tezleri, IMF görüşlerini savundu.
Birinci Körfez Savaşı, 2 Ağustos 1990 tarihinde Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayıp 28 Şubat 1991 tarihinde ABD ve koalisyon güçlerinin zaferiyle sona ermiştir. Körfez Savaşı sona erdikten sonra ABD, İngiltere ve Fransa, Türkiye'de bir askerî gücün konuşlandırılmasını sağladılar. Çekiç Güç, Temmuz 1991'de Türkiye'ye geldi. Çekiç Güç'ün kanatları altında Irak’ın kuzeyinde meydana gelen otorite boşluğu, terör örgütü PKK'nın bölgeye yerleşmesine yol açtı.
ABD ile birlikte hareket eden dönemin iktidarı ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal, karanlık güç Çekiç Güç’ün topraklarımızda ve Irak’ın kuzeyinde barınmasına izin verdi. Bunu fırsat bilen Çekiç Güç, PKK terör örgütüne destek verdi.
Yetmedi! Orta Doğu’nun siyasi fahişeleri olan, Yahudi beslemesi “Pro-İsrail Barzanilere” ve eski Maocu komünist KYB lideri Celal Talabani’ye destek verdi.
1992 Temmuz’unda bu iki Türk düşmanı çapulcuya törenle kırmızı pasaport verildi. Irak’ta Türkmenler devre dışı bırakılıp unutulurken, ABD iş birlikçisi Kürtlere Irak’ın kuzeyinde bölge tahsis edildi ve bugünkü IKBY’nin temelleri atıldı.
TBMM’nin 20. Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, 1992 yılında Mesud Barzani ile Celal Talabani’ye diplomatik pasaportu kendisinin verdiğini 34 yıl sonra Meclis’te kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik Demokrasi Komisyonu üyelerine anlattı. Amerikancı-NATO’cu olarak bilinen Hikmet Çetin şunları söylüyordu:
“Barzani ve Talabani Bağdat’a bile gidemiyorlardı, başka ülkelere gidecek seyahat belgeleri de yoktu. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal beni aradı, ‘Barzani ile Talabani’ye diplomatik pasaport verelim, gidip gelsinler.’ dedi. Ben de Başbakan Süleyman Demirel ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’ye bu talebi söyledim, onların da onayını aldım. Pasaportlarda kendi isimleri yazılıydı.” dedi.
Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde bu isimlerle ilk teması kuran Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Başdanışmanı Büyükelçi Kaya Toperi’ydi. Toperi, ölümünden kısa süre önce yaptığı açıklamada, “Turgut Özal, PKK ile mücadeleye yardımcı olma sözü üzerine onlara destek verdi, biz de onlara pasaport verdik.” dedi.
ÖZAL, APO İLE GÖRÜŞMESİ İÇİN CENGİZ ÇANDAR’I, DEMİREL İSMET İMSET’İ BARELIAS’A GÖNDERMİŞTİ
Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, terör örgütü PKK ile müzakereyi savundu. 1993 başlarında danışmanı, 12 Mart döneminde Doğu Perinçek’in liderliğini yaptığı illegal Maocu TİİKP içinde yer alan eski Maoculardan Amerikancı Cengiz Çandar’ı PKK elebaşısı Apo ile görüşmesi için Lübnan’ın Barelias kasabasına gönderdi.
17 Mart 1993 Pazartesi günü PKK lideri terörist başı Abdullah Öcalan basın toplantısı yaparak PKK’nın 20 Mart-15 Nisan tarihleri arasında sözde “tek taraflı ateşkes ilan ettiğini” açıklıyordu. Bu açıklamayı yaparken yanında beş altı ay önce “Hamidiye Alayları Komutanlığı” rütbesiyle “taltif” ettikleri KYB lideri Celal Talabani vardı.
Daha sekiz ay önce Öcalan tarafından dört Türk generali ile fotoğraf çektirmek, flört etmekle suçlanan, “Barzani’den daha tehlikeli” olmakla itham edilen Talabani; PKK’nın düzenlediği basın toplantısında en dikkat çeken kişiydi. Apo ise toplantıya “lacileri” çekmiş, desenli gri kravatı ile bir iş adamı havasında katılmıştı. Kimilerine göre Öcalan’ın basın toplantısında takım elbise giymesini, danışmanı İlnur Çevik vasıtasıyla Öcalan’a mesaj gönderen Başbakan Demirel istemişti.
APO HAİNİNİN GİYDİĞİ TAKIM ELBİSEYİ, TAKTIĞI VAKKO ÜRÜNÜ KRAVATI DEMİREL’İN DANIŞMANI ESKİ SOLCU İSMET İMSET ALMIŞTI
Çandar Özal’ın, İsmet ise Demirel’in adamıydı. İsmet İmset için Türk basınında “Apo’nun gazetecisi” deniliyordu. Apo, Demirel’e mesaj yollamak istediği zaman İsmet G. İmset ile konuşuyordu.
Gazeteci İsmet İmset’in çalıştığı “Turkish Daily News”, PKK meselesinde en radikal görüşlere yer veriyordu. İlginçtir, gazetenin patronu İlnur Çevik de Başbakan Demirel’in has adamı ve danışmanıydı.
İki eski sol örgüt mensubu Cengiz Çandar ve İsmet İmset’in Abdullah Öcalan ile görüşmeden yedi saatlik video kasetle döndüğünü belirten İlnur Çevik, Vakko kravat hikâyesini şöyle anlatıyordu:
“Demirel ‘Ateşkesi ilan ederken doğru dürüst giyinsin.’ demişti. İsmet İmset Vakko’dan kaliteli bir kravat aldı. Öcalan, ateşkes ilanı için düzenlediği basın toplantısında takım elbise giydi, bizim gönderdiğimiz kravatı taktı.”
12 Eylül 1980 öncesi Mahir Çayan çizgisindeki sol bir örgütün mensubu olan İsmet İmset, Başbakan Demirel ile Talabani arasında arabuluculuk yapmış, Apo’nun ateşkes ilan ettiği (ve Apo’nun çevirmeninin becerememesi üzerine Apo’nun sözlerini İngilizceye çevirdiği) basın toplantısından sonra da Demirel’e brifing vermişti. Başbakan Süleyman Demirel PKK elebaşısı Abdullah Öcalan'a kravat hediye ederken, Turgut Özal da altın kalem gönderiyordu.
PKK lideri Öcalan’ın basın toplantısından sonra Köşk ve Hükûmet, basın toplantısını izleyen ve Öcalan ile görüşen iki gazeteciyi ayaklarının tozuyla yanlarına çağırıyorlardı. Bu iki gazeteci, İsmet İmset ve Cengiz Çandar’dı.
ABDULLAH ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELERİ SAVUNAN İLNUR ÇEVİK; DEMİREL’İN, ERBAKAN’IN VE ERDOĞAN’IN DANIŞMANLIĞINI YAPMIŞTIR
İlnur Çevik; İndira Gandhi, Muhammed Erşad, Hüsnü Mübarek, Muammer Kaddafi ile röportajlar yaptı. Çevik, 1990 yılında Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi'nin "Üstün Hizmet" ödülünü aldı. 1994'te Türk-Amerikan Dostluk Konseyi "Üstün Habercilik ve Yorum Yapma" özel ödülünü aldı.
İlnur Çevik, 1991-1993 yılları arasında Başbakan Süleyman Demirel'in özel danışmanı olarak ABD Başkanı George Bush, Almanya Şansölyesi Helmut Kohl, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ve İngiltere Başbakanı John Major gibi önde gelen liderlerle yapılan özel görüşmelere katıldı. Bu dönemde Süleyman Demirel ile Irak’ın kuzeyindeki Kürt liderler arasında koordinasyon sağladı.
İlnur Çevik, 1983 ile 2004 yılları arasında, sonradan Hürriyet Daily News ismini alan Turkish Daily News gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapmıştır. Bir dönem New Anatolian gazetesini de çıkaran Çevik, 1991-1993 döneminde Başbakan Süleyman Demirel’in, 1994-1997 döneminde de Başbakan Necmettin Erbakan’ın özel danışmanı olarak görev yapmıştır.
İlnur Çevik, 1 Şubat 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı olarak atandı. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 yıl boyunca "başdanışmanı" olarak görev yaptı.
APO DENEN HAİN TÜRKİYE’YE GETİRİLDİĞİNDE ÜSTÜNDE YİNE İTALYAN MARKALI KIYAFETLER VARDI
17 Mart 1993 günü PKK lideri Apo denen hainin şıklığı Avrupa basınına da konu olmuştu. Giydiği elbise, yanındaki Talabani, söylediği her söz, her davranış, gündemi dolduran tartışma konusu olmuştu. Talabani; oynadığı rol icabı, kameralara baka baka Öcalan’la birlikte artistlik pozlar veriyordu.
15 Şubat 1999 günü Türkiye'ye getirilen bölücübaşı Abdullah Öcalan, Türkiye’ye getirildikten sonra giydirilen kıyafetler ile modacılardan tam not almıştı. İmralı Adası'ndaki cezaevine yerleştirilen Apo'nun üzerinde, uçakta giydiği siyah takım elbisesi bulunuyordu. Tutuklandıktan sonra son pozunu Türk bayrağının altında veren terörist başına, güvenlik güçleri tarafından Türk malı yeni giysilerin verildiği görüldü. Öcalan'ın, yeşil kadife pantolonun üzerine giydiği füme rengi tişört ve hırka, modacılar tarafından son derece uyumlu olarak nitelendirildi.
İKİ HAİN TALABANİ VE ÖCALAN ASLINDA BİRBİRLERİNİ HİÇ SEVMEZLERDİ
Herkes biliyor ki Kürt çevrelerin “Mam Celal” dediği Talabani, Turgut Özal’ın istişare yaptığı bir zattı. Apo’yu elinden tutup basın toplantısı yaptıran da odur. Tüm bunlardan Özal’ın da haberi vardı. 17 Mart 1993 günü Celal Talabani’yle birlikte HEP milletvekilleri Ahmet Türk, Hatip Dicle, Sedat Yurttaş ve Sırrı Sakık da oradaydılar.
Basın toplantısının açılışını PKK’nın kısa bir süre öncesine kadar Cahş (hain) dedikleri Talabani yapıyordu. Öcalan; “Mam Celal” dediği Talabani’ye bir aile büyüğü gibi saygı ve sevgi gösterirken, konuşmasında Talabani’ye de bakarak gülümsüyordu. Talabani ise tescilli “siyasi fahişe” olmanın kıvraklığıyla Öcalan’a yılışık gülücükler dağıtıyordu!..
Aslında ne Öcalan; bir dönem “cahş”lıkla suçladığı, Bekaa’da “Mam Celal” dediği Talabani’yi ne de Talabani; “feodal, maceraperest, artist, zırdeli, megaloman” dediği Öcalan’ı severdi. “Al gülüm, ver gülüm” hikâyesi!
Celal Talabani, aynı süreçte PKK’nın neredeyse sözcüsü konumuna gelmiş, inisiyatifi PKK’nın elinden almıştı. Talabani, PKK’nın görüşlerini kamuoyuna açıklayacak kadar Öcalan’la da yakınlaşmıştır. Ancak bu ilişkilerde esas olan istikrar değil, değişkenliktir.
Celal Talabani-Turgut Özal ilişkisinde bundan en kârlı çıkanın Talabani olduğu kuşkusuzdu. Özal, Talabani’den “Faydalanırım.” derken Talabani hem Özal’dan hem Türk devletinin -hükûmetler de dâhil olmak üzere- bütün birimlerinden faydalanmış ve güçlü bir konuma gelmiştir. (Talabani, Ankara sayesinde ileride Bağdat’ta güçlü bir konuma gelecek, Irak Cumhurbaşkanı olacaktır. KYB ve KDP, bugün Irak’taki konumlarını Türkiye’ye borçludurlar. Ankara; Talabani ailesinin ve Barzani’nin Irak’ın kuzeyinde geldikleri gücün ve oluşan IKBY’nin baş sorumlusudur.)
17 Mart 1993’te terör örgütünün sözde ateşkes uzatma teklifini yaptığı açıklamada, Özal’ın arabulucu olarak gönderdiği KYB lideri Celal Talabani de vardı. Başta terörist başı olmak üzere Talabani ve tüm bölücüler Özal’a teşekkür ettiler.
Fakat BBP Lideri, Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu, 7 Şubat 1993’te Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Özal ile yaptığı görüşmede onu şöyle uyarmıştı:
A) Çekiç Güç vatana ihanettir. Çekiç Güç’e destek verme.
B) ABD ve İsrail uşağı Barzani ve Talabani’ye asla güvenme.
C) Terör örgütü PKK ile müzakere edilmesi doğru değildir. Terörle müzakere olmaz, terörle mücadele olur.
D) Eski Maocuları ve sol örgüt mensuplarını yanınıza danışman olarak almanız doğru değildir.
E) Siz ülkenin Cumhurbaşkanısınız. Ailenizi siyasetten uzak tutunuz. Siyasi partilerin iç işlerine karışmayınız. Siyasi parti kurmak fikrinden vazgeçiniz. Kuşatıcı olunuz, birleştirici olunuz ve Cumhurbaşkanı olarak görevinizi sürdürünüz.
Sonuçta BBP Lideri Şehit Muhsin Yazıcıoğlu, tarihî uyarılarında haklı çıktı.