Türkiye’de siyasetin en zor taraflarından biri, insanların aynı anda iki farklı gerçeği birlikte savunabilmesidir. Bugün CHP içinde yaşanan tartışma da tam olarak böyle bir yerde duruyor. Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu’nun yıllarca partiyi taşıdığına, büyük bir siyasi mücadele verdiğine ve özellikle son kurultay sürecinde haksızlığa uğradığına samimiyetle inanan CHP’liler var. Diğer tarafta ise değişimin kaçınılmaz olduğunu, Özgür Özel yönetiminin partiyi daha dinamik hale getirdiğini düşünen geniş bir kesim bulunuyor.
Aslında bu iki yaklaşımın aynı anda var olması son derece doğal. Çünkü siyaset yalnızca sonuçlardan değil; duygulardan, sadakatten ve siyasi hafızadan da beslenir. Kılıçdaroğlu’na destek veren herkesin bunu “kişisel çıkar” ya da “eski düzen özlemi” nedeniyle yaptığını düşünmek büyük haksızlık olur. CHP’nin uzun yıllar boyunca ağır siyasi baskılar altında ayakta kalmasında Kılıçdaroğlu’nun ciddi bir emeği olduğu inkâr edilemez. Özellikle farklı toplumsal kesimleri bir araya getirme çabası, kutuplaşmayı azaltmaya yönelik dili ve “helalleşme” siyaseti Türkiye siyasetinde önemli bir kırılmaydı.
Ancak bugün tartışılması gereken asıl mesele, “mutlak butlan” tartışmasının neden özellikle iktidara yakın medya tarafından bu kadar güçlü biçimde gündemde tutulduğudur.
Çünkü burada durup düşünmek gerekiyor.
Eğer gerçekten amaç CHP’de hukukun işletilmesi ya da demokratik meşruiyetin korunması olsaydı, aynı hassasiyetin Türkiye’deki diğer siyasi tartışmalarda da gösterilmesi beklenirdi. Oysa iktidar yanlısı medya uzun süredir muhalefet içindeki her çatlağı büyüten, her kriz ihtimalini sürekli gündemde tutan bir yayın çizgisi izliyor. Bu yüzden bugün “mutlak butlan” kararını en yüksek sesle savunan çevrelerin motivasyonunu sorgulamak son derece meşru bir tutumdur.
Burada kimsenin Kılıçdaroğlu’na yönelik duygusal bağlılığını küçümsemek gerekmiyor. Ancak siyasi olarak şu soruyu sormak gerekiyor: İktidar yanlısı medya gerçekten Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi itibarını korumak istediği için mi bu tartışmayı büyütüyor, yoksa CHP içinde kalıcı bir meşruiyet krizi oluşturmak için mi?
Bu sorunun cevabı aslında oldukça açık görünüyor.
Çünkü güçlü bir muhalefetin iktidar açısından en zorlayıcı unsur olduğu biliniyor. Muhalefetin kendi içinde sürekli tartışmalı, bölünmüş ve enerjisini iç kavgaya harcayan bir görüntü vermesi ise doğal olarak iktidarın işine yarıyor. Bu nedenle CHP’deki her gerilim başlığı, iktidara yakın medya tarafından yalnızca haber değeri taşıdığı için değil, aynı zamanda siyasi sonuç üretme potansiyeli olduğu için büyütülüyor.
İşin ilginç tarafı şu: Aynı durumun tersinin muhalif medya açısından da geçerli olduğunu kabul etmek gerekiyor. Muhalif medya da büyük ölçüde Özgür Özel yönetimini destekleyen bir yayın çizgisi izliyor. Çünkü onlar da mevcut yönetimi, iktidara karşı daha mücadeleci ve daha kazanma ihtimali yüksek bir siyasi yapı olarak görüyorlar. Yani Türkiye’de medya artık yalnızca haber veren bir alan değil; doğrudan siyasi pozisyon alan, tarafların psikolojik üstünlük mücadelesinin parçası haline gelmiş bir yapı.
Tam da bu noktada İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kullandığı “gücünü milletten almayan hiçbir siyasiyi muhatap almam” ifadesi dikkat çekiciydi. Bu çıkış, aslında Türkiye’de muhalefet içindeki kırılmanın ne kadar derinleştiğini de gösteriyor. Çünkü mesele artık yalnızca bir kurultay tartışması olmaktan çıkmış durumda; siyasi meşruiyet tartışmasına dönüşüyor. Dervişoğlu’nun sözleri, Özgür Özel yönetimini “seçilmiş”, Kılıçdaroğlu’nu ise mahkeme kararıyla oluşan tartışmalı bir zeminin parçası olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu da iktidar yanlısı medyanın neden özellikle “mutlak butlan” tartışmasını büyüttüğünü daha anlamlı hale getiriyor. Çünkü muhalefetin kendi içinde “seçilmiş mi, atanmış mı” ekseninde sert bir ayrışmaya sürüklenmesi, doğal olarak iktidarın siyasi alanını genişleten bir sonuç doğuruyor.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha var. Kılıçdaroğlu’na destek veren herkesin bu tartışmanın iktidar açısından nasıl bir fırsata dönüştüğünü görmediğini düşünmek doğru olmaz. Tam tersine, CHP içinde Kılıçdaroğlu’na gönülden bağlı birçok insan aynı zamanda iktidar yanlısı medyanın bu meseleyi neden sürekli büyüttüğünün de farkında. Bu nedenle bugün CHP tabanındaki esas duygu, yalnızca bir lider tartışması değil; aynı zamanda “parti içi demokrasi” ile “siyasi operasyon algısı” arasında sıkışmış olma hissidir.
CHP açısından bakıldığında bugün en büyük risk, farklı görüşlerin birbirini tamamen gayrimeşru ilan etmeye başlamasıdır. Oysa demokratik siyaset, insanların aynı parti içinde farklı stratejileri savunabilmesini gerektirir. Kılıçdaroğlu’nu destekleyen insanlar otomatik olarak “değişim düşmanı” değildir. Özgür Özel’i destekleyenler de otomatik olarak “vefasız” değildir. Bu dili kuramadığınız anda siyasi tartışma hızla duygusal kopuşa dönüşür.
Türkiye’de muhalefetin en büyük problemi çoğu zaman dış baskılardan önce kendi iç enerjisini tüketmesi oldu. Bugün yapılması gereken şey, geçmişin muhasebesini yaparken geleceği tamamen kaybetmemektir. Çünkü iktidar yanlısı medyanın en çok istediği şeylerden biri, CHP’nin aylarca kendi içinde meşruiyet tartışmalarıyla uğraşması olabilir.
Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’na yönelik samimi bir bağlılıkla, “mutlak butlan” tartışmasının siyasi amaçlarla büyütüldüğünü düşünmek birbirine zıt şeyler değildir. Hatta belki de bugün en makul pozisyon tam olarak budur: Hem geçmiş emeğe saygı duymak hem de mevcut tartışmaların kimlerin işine yaradığını soğukkanlı biçimde analiz edebilmek.