İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Devişoğlu'nun daveti üzerine, Ankara'da düzenlenen "İyilik için Adalet; Türk Hukuk Çalıştayı"nı takip ettim. Lital Otel'in toplantı salonuna girer girmez, gazeteci Ertuğrul Kalafat ile birlikte, İstanbul Barosu'nun dört dönem başkanlığını yapmış, ünlü ceza avukatı Turgut Kazan ile karşılaştık. Kazan, "nasılsınız?" sorumuza, "Kendimi, denizi olmayan bir ülkenin deniz kuvvetleri komutanı gibi hissediyorum" dedi. Yani hukuku olmayan, hukuku ayaklar altına alınmış bir ülkede ceza avukatı olmak, hâkim-savcı olmak, gazeteci olmak... Hangi meslekten olursanız olun, artık hukuk, iktidarın, kendisinden olmayanlara karşı kullandığı bir silah durumunda...
İyi Parti'nin böyle bir zamanda, siyasi duruş farkı gözetmeksizin, ülkenin en iyi yetişmiş hukukçularını, akademisyenlerini bir araya getirerek bir çıkış yolu üretmeye çalışması, çok değerlidir ve Dervişoğlu'nun belirttiği gibi, günümüze, gelecek on yılımıza hatta gelecek elli yılımıza ışık tutacak niteliktedir.
***
ABB Başkanı Mansur Yavaş'ın da katılımıyla destek verdiği çalıştayı, İyi Parti'nin Hukuk ve Seçim İşleri Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun başkanlığındaki heyet hazırladı. Olgun, hukuk çalıştayı yapmaya, düzenledikleri anketlerden, "toplumsal adalet krizi" çıkması ve Müsavat Dervişoğlu'nun yönlendirmesiyle karar verdiklerini anlattı.
Dervişoğlu, hukuk felsefecilerinden örnekler verdiği açılış konuşmasında "Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis'in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir Parlamenter Sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir.
Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır. Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen bir dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, anayasal sadakattir. Bu bilinçle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümeye, devletimizi hukukun üstünlüğüyle şaha kaldırmaya ant içtik. Türkiye’nin yarınları, hukuku, dengeyi ve millet iradesini koruyan cesurların elindedir." dedi.
***
Çalıştay kusursuz bir organizasyonla iki gün devam etti. Düzenlenen on oturumdan ikisini başından sonuna kadar izledim.
Birincisinde Tekirdağ milletvekili Selcan Taşçı yönetiminde, Mustafa Balbay, Nursun Erel, Murat Ağırel ve Deniz Zeyrek'iİ ikincisinde Gazi-Yükseliş Vakfı Başkanı Nail Altay ile birlikte Avukat İlhan Cihaner yönetiminde Prof. Dr. Fikret Eren, Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal, Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun konuşmalarını dinledim.
Fikret Eren, 2010 ve 2017 Anayasa değişikliklerini hatırlattı ve özetle "2017'de Hâkimler Savcılar Kurulu 13 üyeye düşürüldü. 13 üyenin 13'ünü de siyasal iktidar seçiyor. Böyle bir uygulama dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Böyle hukuk devleti mi olur? Bu yönetim tarihe en diktatoryal devlet biçimi olarak geçecektir. Anayasa maddesine 'yargıyı, yürütme ve yasamayı seçer' deseydiniz bari... Kimi kandırıyorsunuz? Anayasa'nın değiştirilemez maddesinde ‘Türkiye, milli, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir' deniliyor. Siz 159'uncu maddeyi değiştirerek, devletin değiştirilemez temel niteliklerinden birini yani hukuk devletini ortadan kaldırdınız. Allah bizi korusun" dedi.
Eminağaoğlu da Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun artık kanun koyucu gibi davrandığını, yaptıkları yönetmeliklere itiraz edildiğinde, Danıştay'ın, "HSK kararlarına karşı kanun yolu kapalıdır" diye hüküm verdiğini anlattı ve "Yargı, artık bir silahtır ve iktidar değiştirilmeden bu durum değiştirilemez" dedi.
***
İkinci gün kapanış konuşmasında Dervişoğlu, cumhuriyetin kuruluşunu hatırlatarak "Hukuk devleti, bir neslin başarısı değildir. O, kuşaktan kuşağa aktarılan bir sorumluluktur. Saltanat değil, Cumhuriyet istiyoruz" dedi.
Gerek Dervişoğlu'nun ve gerekse Fikret Eren'in konuşmaları bana "Müdafai Hukuk" kavramını hatırlattı. Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Paşa'nın örgütlediği Müdafai Hukuk gruplarının mücadelesiyle kuruldu. Yani Türkiye'nin temelinde, kanıyla canıyla kendi hak ve hukukunu koruyan milletin mücadelesi vardır. Millet, bugün de iktidara karşı kendi hukukunu, yani bağımsızlığını korumak durumundadır. Çünkü hukuk devletini ortadan kaldıran iktidar, meşruiyetini kaybetmiştir. Öyle ki iktidarın meşruiyetinin Trump tarafından verildiği, Amerikan Büyükelçisi tarafından dünyaya ilan edilmiştir.